Zikir – Ahmet Hulusi

Dikkat: Ahmet Hulusi’nin kitaplarından derlenen bu tür yazılar çok dikkatli okunmalıdır.

www.mescere.net

ÖNDEYİŞ

 

Zikir, ötedekini anmak değil, kendindeki Hakka ait özellikleri ortaya çıkarmaktır. Zikir, dünyada bir insanın yapabileceği, en yararlı çalışma türüdür ve beyinde tekrar edilen kelimenin manası istikametinde, beyin kapasitesini arttırır.

 

1- İNANMADAN DAHİ OLSA, ZİKİR YAPAN HERKES MUTLAKA TESİRİNİ GÖRÜR!

 

Zikir, beyinden üretilen dalga enerjinin Ruha, yani halogramik dalga bedene yüklenmesini ve böylece ölüm ötesi yaşamda güçlü bir Ruha sahip olunmasını sağlar. Zikir, tekrar edilen manalar istikametinde beyinde anlayış, idrak ve o manaların hazmedilmesi gibi özellikleri geliştirir.

 

Normalde çok küçük bir yüzde ile çalışıp geri kalan miktarı kullanılmaz bir halde bekleyen beynin, bu boş duran kapasitesinin devreye sokulması yolu zikirden geçer.

 

Zikir ile beynin belli bir bölgesindeki hücre grupları arasında üretilen bioelektrik enerji, zikrin devamı halinde bu bölgeden taşarak, görevsiz bekleyen yan hücrelere yayılır ve onları da mevcut kapasiteye ilâve ederek devreye sokar.

 

Zikir, konusu ne ise, o anlamda bir frekans yayarak bu hücreleri devreye alan beyinde, elbette ki o istikamette de faaliyet gelişir.

 

İşte Ahmed Hulûsi'nin önerdiği herkesin yapabileceği günlük zikir formülü: Düzenli yapılması halinde, beyindeki açılımlar sonucu sonuçları en geç 3 ay içerisinde ortaya çıkacaktır.

 

100   Allâhumme eğinniy alâ zikrike ve şükrike ve hüsnü ibadetik

300   Lâ ilâhe illâ ente subhaneke inniy küntü minez zalimîn

300   Kuddûs'üt tâhîru min külle sûin.

300   Rabbiy zidniy ilmen ve fehmen ve imana

3600 Mürîd

3600 Kuddus 

3600 Fettah  

3600 Nur

 

Başlangıç olarak ilk birkaç isimle zikre başlayabileceğiniz gibi; saymak zor geliyorsa saatle de yapabilirsiniz... Ayrıca; bunları yapmak zor geliyorsa sadece "Mürid", "Nur" ve "Kuddüs" isimlerini bir süre için saymadan dahi zikredebilirsiniz.

 

Bu listedeki rakamları, vaktiniz olmadığı zamanlar, daha azaltarak da yapabilirsiniz, hiç bir mahzuru yoktur. Sadece netice almanız biraz daha fazla zaman alır.

 

Önemli olan, bu listedeki Dua ve Zikirlerin sabah uyandıktan sonra başlayıp, gece uyumadan önce bitirilmesidir. Her yerde, her zaman, abdestli veya abdestsiz çekilebilir, hiç bir sakıncası yoktur!

 

Kelimeleri dokuz defa üçlü üçlü söyleyip tespihten 1 tane çekerseniz, bir tespihte 900 olur. Meselâ: Mürid, Mürid, Mürid - Mürid, Mürid, Mürid - Mürid, Mürid, Mürid.

 

Zikir denilen kelime tekrarları, holografik esasa göre varlığında mevcut olan evrensel özellikleri -Allah isimlerinin manalarını- beyin kapasitesini artırmak suretiyle sana fark ettirir. Beyin kapasitesini ve enerjisini artırır. Mesela; Allah’ın irade sıfatının adı olan “Mürîd” isminin belli bir sayıda tekrarı, kişinin irade kuvvetini artırır. “Kuddüs” isminin, “Mürîd” ismi ile birlikte tekrarı; kişinin her türlü kötü alışkanlıklardan arınması sonucunu doğurur. Sert mizaçlı, insanları kıran, taşkın, kontrol problemleri olan sinirli kişiler, “Halîm” ismini tekrarlamaları sonucu, kısa zamanda hoşgörülü hale gelirler.

 

2- MODERN BİLİM "ZİKRİ" KEŞFETTİ

 

Milyarlarca hücreden oluşan beyin, esas itibariyle bioelektrik enerji üretip, bunu dalga enerjiye çeviren ve kendisinde oluşan manaları bir yandan Ruh dediğimiz yapıya yükleyen ve diğer yandan da dışarıya yayan bir organik cihazdır.

 

Genelde, doğuştan alınan ilk tesirlerle yüzde beş, yüzde on kapasite ile çalışan beyin, aldığı çeşitli etkilerin de aracılığıyla, klâsik bir yaşam türü geçirir... Bildiğimiz herkes gibi...

 

Oysa beyindeki bu kapasitenin arttırılması mümkündür!..

 

NOKTA dergisi 6 Mart 1994 tarih 11. Sayısında; ”Batı, zikri geç keşfetti” başlığı altında;

 

“John Horgan’ın Bilim dergisinin (Scientific American) Ocak 1994 sayısında yayımlanan “Dağınık İşlevler” makalesinde savunduğu görüşlerin, ilk kez sekiz yıl önce Ahmed Hulûsi tarafından yazıldığını biliyor muydunuz?

 

Bilimsel konularda aşağılık kompleksimizi yenmek, zaman alacak. İçimizden birinin yıllar önce savunduğu görüşleri dikkate almaktansa, o görüşlerin benzerlerinin dışarıda da kabul edilmeye başlanmasını bekleriz. Bazen de, aşağıda anlatacağımız Ahmed Hulûsi örneğinde olduğu gibi şaşırtıcı tesadüflerle karşılaşabiliriz. Bilim Dergisi’nde yayımlanan “Dağınık İşlevler” adlı yazıda John Horgan, “Beyinde entegrasyonu sağlayan beyin üstü bir yapı var mı?” sorusuna yanıt arıyor ve 1993 yılında yapılan deneylerden yola çıkarak çeşitli tezler öne sürüyor. Ahmed Hulûsi ise,1986 yılında yayımladığı “Din ve Bilim ışığında İnsan ve Sırları”, “Dua ve Zikir “ adlı kitaplarında bu soruların yanıtını çok daha önceden veriyor.

 

Sözü edilen makalede, John Horgan şu deneye yer veriyor:

 

Deneyde gönüllülere isimler içeren bir liste veriliyor ve kendilerinden bu isimleri yüksek sesle okumaları ve her isimle ilişkili bir yüklem söylemeleri isteniyor. Örneğin, “köpek” sözcüğü okununca “havlamak” gibi bir yüklem söylenmesi gerekiyor. Bu deneyde, beynin pek çok farklı bölgesindeki nöron aktivitesinde artış gözleniyor. Fakat aynı isimleri içeren listenin sürekli olarak tekrarlanması, nöron aktivitesinin değişik bölgelere kaymasına yol açıyor. Gönüllülere yeni bir isim listesi verildiğinde ise nöron aktivitesinin arttığı ve ilk bölgelere döndüğü görülüyor.

 

Ahmed Hulûsi, 1986‘da yayımlanan “İnsan ve Sırları” kitabının “Dünyadaki En Önemli Çalışma Zikir” adlı bölümünde bu konuyla ilgili şunları söylüyor:

 

Yaklaşık 14 milyar hücreden oluşan insan beyninin ancak cüz’i bir kısmı doğum sırasında aldığı ışınlarla faaliyete girer; bundan sonra da yeni tesirlerle yeni açılımlara kavuşması imkânsızdır. Beyin, doğum anından sonra dışarıdan gelen ışın etkileri ile yeni hücre gruplarını devreye sokamaz. Ancak beyindeki devreye girmemiş kapasite ilelebet âtıl durmak için var edilmiş demek değildir bu.

 

“Allah” ismini dilinizle söylediğinizi kabul edelim...”Allah” kelimesinin beyinde hatırlanması demek, bu kelimenin manasını oluşturan hücre grupları arasında bir bioelektriğin akışı demektir... Esasen beyindeki tüm fonksiyonlar beyin hücreleri arasındaki bioelektrik faaliyetten başka bir şey değildir! Her manaya göre beyindeki değişik hücre grupları arasında bir bioelektrik akışı söz konusudur. Bu akış neticesinde devreye giren hücre grubuna göre ortaya sayısız manalar çıkmaktadır.”

 

Belleğin işlevi, John Horgan ,”Dağınık işlevler” makalesinde aynı konuyu şöyle açıklıyor: “Bu deney, beynin bir bölgesinin sözcük türetmeyi gerektiren kısa süreli bellek görevi gördüğünü, ama iş otomatikleştikten sonra beynin başka bir bölümünün bu görevi devraldığını gösteriyor. Diğer bir deyişle bellek, yalnızca içeriğine göre değil, aynı zamanda işlevine göre de bölümlere ayrılıyor.”

 

Ahmed Hulûsi’nin, yine ”İnsan ve Sırları “ adlı kitabındaki yanıtı ise şöyle: “Zikir yaptığınız zaman, yani Allah’a ait olarak bilinen bir manayı tekrar ettiğimiz zaman beyinde ilgili hücre grubunda bir bioelektrik akımı meydana geliyor ve bu, bir tür enerji şeklinde manyetik bedene yükleniyor! Aynı zamanda siz bu manayı tekrara devam ederseniz... Yâni, bu kelimeyi tekrara devam ederseniz, bu defa bu kelimenin tekrarından oluşan bioelektrik, daha da güçlenerek yeni hücre birimlerini devreye sokuyor ve bir kapasite genişlemesi söz konusu oluyor.”

 

Sonuç olarak, zikrin bilimsel açıklamasının elimizdeki iki yorumu var : İlki, sekiz yıl önce Ahmed Hulûsi, diğeri ise dünyaca ünlü bir bilim dergisinin Türkçe sayısında John Horgan adlı bir Batı’lı tarafından yapılmış. Batılının dediklerine dört elle sarılmadan önce, Ahmed Hulûsi’yi bir kez daha okumakta yarar var.”

 

BİLİM DERGİSİ Ocak 1994 sayısı, sayfa 12’de "Dağınık İşlevler" başlıklı makale.

 

Kaynak: DUA ve ZİKİR - Ahmed Hulûsi

 

 

3- NİÇİN ZİKİR

 

"Din", dünya saltanatı için değil, kişinin ölüm ötesi saltanatı, ya da Hz. İsa'nın deyimiyle, «göklerin krallığına ulaşabilmesi» için gelmiştir... Ki bu da ancak kişinin kendi hakikatine ermesiyle mümkün olabilecektir...

 

Bu biliş neyle temin edilecektir?

 

Elbette beyin ile!

 

Beynimizi ne düzeyde, ne kapasitede kullanıp değerlendirebilirsek, kazancımız o nispette olacaktır!

 

O nispette, geniş düşünebilme kabiliyetini elde edecek; o nispette objektif bakış açısına ulaşacak; o nispette ruhumuzu güçlendirecek; o nispette «ALLAH»ı daha fazla tanıma fırsatını bulacağız.

 

Peki, beyindeki bu gelişmeler nasıl olacak?

 

«Dua ve Zikir» isimli kitabımızda çok detaylı olarak izah ettiğimiz bir biçimde, yani «Zikir» denilen çalışmayla! Evet, bütün bunları sağlamanın anahtarı "Zikir"dir!..

 

"İnsan ve Sırları" isimli kitabımızda bu konunun sistemini detaylı olarak izah ettiğim için, burada, bu konudan kısaca bahsetmek istiyorum...

 

Zikir, birinci anlamda, “Allah”ın belirli isimlerini ya da belirli duaları tekrar etme diye anlaşılır...

 

Zikir, ikinci anlamıyla ise, hatırlama, anma, üzerinde durma şeklinde anlaşılır.

 

Daha üst boyutta "zikir" ise tefekkürü yani derin ve kapsamlı düşünceyi doğuracak bir biçimde konunun üzerine eğilme olarak anlaşılır.

 

İşte "Zikir"in önemi hakkında Kur'ân-ı Kerîm'den bazı uyarılar:

 

«Ey iman edenler, mallarınız ve evlatlarınız sizi Allah adıyla işaret edileni Zikirden alıkoymasın! Bu yüzden “Allah” ismiyle işaret edilenin zikrinden geri kalanlar hüsrana uğrayanlardır!» (63-9)

 

«...Onları ve babalarını o kadar nimetlere gark ettin ki; onlara dalarak âyetlerini Tefekkürden, gaflete düştüler... Ve nihayet Zikri unuttular!... Mahvolmaları kesinleşen bir topluluk oldular!..» (25-18)

 

«Rahman ismiyle işaret edilenin Zikrinden göz yumup, yüz çevirene biz şeytanı (cini) musallat kılarız... Artık bu, ona arkadaştır! Şeytanlar (cinler), onları gerçeklerden saptırır... Onlar da hâlâ gerçek üzere olduklarını Zan ederler!» (43-36/37)

 

«Şeytan (cin) onları idaresine almış ve onlara “Allah” ismiyle anılanı Zikretmeyi bile unutturmuştur! Onlar şeytana (cinlere) tâbi olanlardır!.. Şeytana uyanlar ise zararda olanların ta kendileridir» (58-19)

 

Zikir yapmamak, genelde çoğumuzda mevcut bulunan, en büyük eksikliktir... Zikir gücünden mahrum beyinler ise kolaylıkla Cinlerin etkilerine açık duruma gelmektedirler...

 

İnsanın, şeytana tâbi olması, ifadesiyle anlatılan bu olay zannedildiğinden çok çok daha büyük boyutlarda önemli olan bir durumdur..

 

İnsanların ekseriyetinin, cinlerin hükmü altında olduğunu şöyle vurgulamaktadır, Kur'ân-ı Kerîm:

 

«Ey cin topluluğu, insanların ekseriyetini hükmünüz altına aldınız!» (6-128)

 

Günümüzde kendilerini "uzaylı varlıklar" olarak insanlara takdim eden ve genelde «uzaylılar» olarak kabul edilen "cinlere" karşı insanın yegâne savunma mekanizması «zikir»dir!

 

Onlara karşı okunacak "zikir" yani "dualar" ise Kur'ân-ı Kerîm’de şöyle öğretilmektedir:

 

«Rabbi enniy messeniyeş şeytanu binusbin ve azâba... Rabbi euzü bike min hemezatiş şeyatıyni ve euzübike rabbi en yahdurun» (Sad 41-Mü'minun 97/98)

 

SİGARA... Günümüzde, cinlerin en büyük gıdalarından biri olan ve bu yüzden de sigara içenlerin yanından hiç ayrılmayan cinlere karşı insanın yegâne kendini koruma yolu zikir ve duadır...

 

Bu şekilde beyninde kendini koruyucu türden kalkan dalga üreten kişi, kısmen cinlerin beynine yolladığı impalsları zayıflatmakta ya da tamamıyla engelleyebilmektedir.

 

Çünkü zikrin faydalarından biri de, üzerinde çalışılan zikir konusuna göre, kişinin çevresinde, kişinin beyninden yayılan bir koruyucu alan oluşturmasıdır...

 

Evet, beynin zikir yoluyla gelişmesi ve hem kendisini, hem de çevresini tanıyabilmesi, insanın ana gayesi olmalıdır... Zira, beynimizde hayal dahi edemeyeceğimiz çok üstün güçler mevcut bulunmaktadır, iş ki kullanabilelim!...

 

Zira ancak böylelikle, insanın ve varlığın yapısını, çalışma sistemini, kişide ne özellikler bulunduğunu, bunların nasıl değerlendirileceğini anlar, daha sonra da gerekli zikir çalışmaları yaparak bunları elde ederiz!.

 

Kaynak: Hz. Muhammed'in Açıkladığı "Allah"- Ahmed Hulûsi

 

İbadet adı altında, Rasûl tarafından bize ulaştırılan her çalışma, tümüyle bilimsel gerçeklere dayanır. Kesinlikle, yukarıdaki, ötemizdeki bir tanrının gönlünü hoş etme amacına dönük değildir. Evreni yoktan var kılan Allah'ın, insanların hiç bir çalışmasına ihtiyacı yoktur. Aldığın gıdalar, nasıl bedenin bir ihtiyacını karşılama amacına dönükse; ibadet adı verilen çalışmalar da, senin ölüm ötesi yaşamının ihtiyaçları ile ilgilidir. Beyin gücünün, bir tür ışınsal yapı olan bedenine, yani, ruhuna yükleyeceği bilgi ve enerji ile ilgilidir.

 

Yapılan tüm ibadetler, fiziksel ve zihinsel yanlı yararlar olmak üzere ikiye ayrılır. Fiziksel yanın yararları, zihinsel çalışmaları güçlendirerek, beyin kapasitesini artırır ve dolayısıyla ruhu kuvvetlendirir.

 

Zikir denilen kelime tekrarları, holografik esasa göre varlığında mevcut olan evrensel özellikleri -Allah isimlerinin manâlarını- beyin kapasitesini artırmak suretiyle sana fark ettirir. Beyin kapasitesini ve enerjisini artırır. Mesela; Allah'ın irade sıfatının adı olan "Mürîd" isminin belli bir sayıda tekrarı, kişinin irade kuvvetini artırır. "Kuddüs" isminin, "Mürîd" ismi ile birlikte tekrarı; kişinin her türlü kötü alışkanlıklardan arınması sonucunu doğurur. Sert mizaçlı, insanları kıran, taşkın, kontrol problemleri olan sinirli kişiler, "Halîm" ismini tekrarlamaları sonucu, kısa zamanda hoşgörülü hale gelirler.

Bunlar hep, beynin bu frekanslarda, beyin hücrelerini programlamasıyla gerçekleşir. Bu olay, bilimsel olarak yeni ispatlanmış ve Scientific American adlı ünlü Amerikan bilim dergisinin 1993 Aralık sayısında "John Morgan" imzasıyla yayınlanmıştır.

 

Beyinde kapasite genişledikçe, kişi, açığa çıkan özelliklerinin hakikati olan Allah'ı daha iyi fark edip tanımaya başlar.

 

Allah, ötede bir tanrı değil, evren ve içindeki her şeyi kendi varlığıyla, ilmiyle, ilminde, "yok" iken "var" kılan, yüce varlığın adıdır. Holografik esasa göre, her zerrede tümüyle, -Tasavvufa göre, zatıyla, sıfatıyla, isimleriyle- mevcuttur.

 

Biz, bu yolda yapacağımız çalışmalarla ne ölçüde beyin kapasitemizi geliştirirsek, o kadar, Allah'ı varlığımızda bulur, O'na erer, O'nu fark ederiz.

 

Kaynak: Dini Yanlış Algılamak- Ahmed Hulûsi

 

 

4- BEYİN VE ZİKİR

 

"Dua ve Zikir" isimli 15. baskısı yapılan kitabımızda son derece detaylı olarak şu gerçeği açıklamaya çalıştık...

 

Gerek Dua ve gerekse Zikir, insan beynindeki kullanılır kapasitenin artarak, kendisindeki Allah tarafından bahşedilmiş olan özellik ve kuvvetlerin açığa çıkması için yapılan çalışmalardır! Kişi, aynı zamanda, bu çalışmalar ile ölüm ötesi bedenini de inşa etmektedir.

 

Sen, Allah’ın ilminde, Onun güzel isimlerinin özellikleriyle yaratıldığın için, Allah isimlerinin işaret ettiği manalar, özellik olarak senin beyninde açığa çıkmaktadır. Allah’ın güzel isimlerini beyninde tekrarladığın zaman, bu isimlerin özelliklerinin beyninde daha da gelişmesini sağlamış olursun..

 

Allah’ın "İrade" sıfatının adı olan "Mürîd" ismini, meselâ her gün diyelim ki üç bin defa civarında tekrarladığın zaman; bir kaç ay içinde irade kuvvetinin arttığını görürsün! İrade zayıflığı yüzünden gerçekleştiremediğin pek çok şeyi, kendini zorlamadan başardığını fark edersin hayretle!

 

Buna ilâve olarak, Allah’ın "Kuddûs" ismini de her gün bu sayı civarında tekrar eder ve yanı sıra "Kuddûs-üt tâhiru min külle sûin" duasını da üç yüz veya beş yüz defa tekrarlarsan; kendini hiç zorlamadan sigara veya uyuşturucu ya da alkol alışkanlığından kurtuluverirsin!..

 

Acaba öyle mi?

 

Deneyen görür! Sadece üç-beş ay buna devam edin, yeter!. İsterseniz inanmadan!.

 

Çünkü, bu zikir olayı tamamıyla teknik bir olaydır; sonuçlarının oluşması inanca bağlı değildir! Biz bunun sayısız örneklerini gördük.

 

Bu önerdiğimiz zikri, bize inanmayarak, sırf denemek için uygulamaya başlayan; bir yandan meyhanede içkisini yudumlarken, bir yanda da bu zikirlere devam eden nice kişi o alışkanlıklarından çok kolaylıkla kurtuldular.

 

Zikir, beyinde belirli anlamlar taşıyan kelimeleri tekrar etme çalışmasıdır. Zaman ve mekânla, inançla kayıtlı değildir!

 

Zikrin, beynin çalışan bölümünün kapasitesini, zikredilen mana istikametinde arttıran bir çalışma sistemi olduğunu; Türkiye ve Dünyada ilk defa, l986 yılında yayınlanan "İnsan ve Sırları" isimli kitabımızda; daha derinliğine detayları ile de "Dua ve Zikir" isimli kitabımızda açıkladık..

 

Zikrin, yani kelimelerin beyindeki tekrarının, beyinde yeni hücre bloklarını devreye sokma çalışmaları olduğunu tasdik eden ilk bilimsel makale ise 1993 yılı aralık ayında Dünyanın en ünlü bilim dergisi olan "Scientific American"da John Horgan imzasıyla yayınlandı... Uzun yıllar yapılan yoğun laboratuvar çalışmaları sonucu açıklanıyordu bu makalede.. Sonuç; her yeni öğrenilen ve tekrarlanan kelimeler, beyinde o zamana kadar boş-âtıl duran hücre guruplarını devreye sokarak beynin çalışan kapasitesini arttırıyordu!

 

Siz, Allah’ın belirli isimlerini beyninizde, bir süre, belirli bir düzen içinde tekrar ettiğiniz zaman, otomatikman beyninizde o anlam doğrultusunda bir kapasite oluşuyor; böylece kişiliğinizi o anlam istikametinde geliştiriyorsunuz!

 

İster inançlı olun, ister inançsız, bu hiç fark etmiyor! Çünkü bu Allah’ın Sistem ve Düzeni!

 

SİSTEMİN ve düzenin işleyişinin sizin inançlarınızla hiç alâkası yok!

 

Bu konunun anlaşılamayışının en büyük sebebi, Allah'ın güzel isimlerinin işaret ettiği manalardan oluşmuş bir formül olduğunuzun farkında olmayıp; ibadeti ötenizdeki bir tanrıyla ilişkiler zannedişiniz!

 

Oysa, Ahmed Yesevî`den Yunus Emre`ye, Abdülkadir Geylânî’den İmam Gazalî’ye, Hacı Bektaş Velî’den Erzurumlu İbrahim Hakkı’ya, Mevlâna’ya kadar her gerçeğe ermiş zat, Allah’ın insanın "Hakikat"ında olduğuna dikkati çekmiş; ötendeki tanrıya değil, özündeki Allah`a yönelip O`nu keşfetmeye çalışmanın zorunlu olduğu gerçeği üzerinde durmuşlardır..

 

Nitekim zikirden amaç da ötendeki bir tanrıyı hoşnut etmek değil; beyin kapasiteni ve buna bağlı olarak anlayış ve idrak kapasiteni arttırarak, özündeki Allah`ı tanımak; o güzel isimlerin anlamlarının sende kuvvetli olarak açığa çıkmasını sağlayarak "hilâfet sırrını" yaşamaktır!

 

Kaynak: İSLÂM - Ahmed Hulûsi

 

5- "DUA", YÖNLENDİRİLMİŞ BEYİN DALGALARI!

 "DUA MÜMİNİN SİLÂHIDIR"

 

diyor Allah Rasûlü Aleyhisselâm! Acaba biliyor muyuz "dua" niçin bu kadar önemlidir?

 

"Dua" nedir, niyedir; ötende bir tanrı yok olduğuna göre kime yapılır? Gelin bu soruların cevabını vermeye çalışalım.

 

"Dua" yönlendirilmiş beyin dalgalarıdır!

 

Hatırlayalım daha önce vermiş olduğumuz şu bilgileri...

 

İnsan, "hakikat"ı itibariyle Allah’ın bir "esma terkibi"dir. Yani, Allah’ın güzel isimlerinin işaret ettiği manalardan oluşan bir formüldür! Bir diğer ifade şekliyle Allah insanı kendi güzel isimlerinin manalarıyla var etmek suretiyle onu yeryüzünde kendisine "halife" kılmıştır!

 

Bu isimlerin manaları çeşitli dönüşümlerden sonra, takdir edilen şekliyle insanın beyninde açığa çıkmıştır!

 

"Allah istemedikçe sizde o istek oluşmaz"

 

hükmünce, "duanız", hakikati itibariyle Allah`a ait olan bir istektir!

 

Ama bir de Allah’ın "Sünnetullah" denilen bir sistem ve düzeni vardır! İşte bu Allah’ın güzel isimlerinin manalarından doğan istek, bazen de sizden "dua" şeklinde açığa çıkar..

 

İnsanlar arası ilişkiler her ne kadar, maddeci bakışın tesiriyle dudaktan kulağa diye kabul edilirse de; gerçekte beyinden beyine şeklindedir!. Ve çoğu zaman bunu hisseder, fark edersiniz de, adlandıramazsınız; yeterli bilgi sahibi olmamanız dolayısıyla! Sezgi, beynin, gelen dalgaları önceden algılamasıdır!

 

"Dua" özünüzdeki Allah esmasından gelir; beyninizden, o amaca yönlendirilmiş dalga olarak açığa çıkar ve hedefe ulaşır! Yani, ötendeki bir tanrıdan talep değil, özündeki Allah`tan çıkan istektir!.

 

Bir diğer yönden "dua", umduklarına ulaşmanın en güçlü silâhıdır; özündeki Allah`a ait kuvvet ve kudretin sendeki değerlendirilişidir!.

 

Takdirinde varsa, "dua" edersin ve onunla olacağa yön verirsin! Oysa "Hakikat”te yönlendiren kendisidir; sen değil!

 

Gece, nasıl güneşin parazit oluşturan ışınımı dünyanın arka yüzünde kaldığı için kesiliyor ve kısa dalga yayın çok net alınabiliyorsa; insan beyni de, özellikle gece yarısı ve sonrasında çok hassas hâle gelir ve kuvveti artar. Bu hem alıcılık (ilham) yönünden böyledir; hem de vericilik yani "dua" yönünden böyledir. "İslam Dini"nde gecenin önemi buradan ileri gelir.

 

"Dua"dan mahrum olan, hem özündeki o kuvvetleri kullanmaktan mahrum kalır; hem de o duaların getirisinden! "Dua", özündeki Allah’a ait gücün kullanılışıdır!

 

Allah Rasûlü’nün çok fazla "dua" etmesi, ötesindeki bir tanrıdan bir şeyler talep etmesi anlamında değil; özündeki Allah`a ait kuvvet ve kudreti istenilenler doğrultusunda kanalize etmesi şeklindedir!.

 

Kişinin beyin kapasitesi ne kadar güçlü ise, yayını ve "dua"sı da o nispette tesirlidir... Yalnızca konuştuğunuzda değil düşündüğünüzde dahi tüm düşüncelerinizi beyin kapasitenizin kuvveti kadarıyla dünya üzerinde yayınlıyorsunuz.. Ve bunlar, aynı frekanstaki bir beyin tarafından içime doğdu gibisinden algılanıp değerlendiriliyor.. Bir kısım manevi görevlilerin yani "irşad kutuplarının" tasarrufu bu yöndendir!.. "Feyiz" denen şey dahi güçlü beynin yaydığı ya da yönlendirdiği dalgalarla kişinin beyninde yaptığı açılımdır... Bu konuda çok daha detaylı bilgileri "Dua ve Zikir" isimli kitabımızda açıkladık; özellikle okumanızı tavsiye ederim!..

 

"Dua"nın insan yaşamında en etkili güçlerden biri olduğunu size fark ettirmeye gayret ettik bu yazıda.. Bilelim ki, Allah senden sana icabet edecektir!..İçinden geçen her şeyi bilmesi de senin onun varlığından meydana gelmiş olman ve Ondan gelenlerin sende açığa çıkması nedeniyledir!.

 

Kişi hangi hâl veya mertebede olursa olsun, Allah Rasûlü gibi daima "dua"ya devam etmelidir... Ölüm ötesi yaşamda görülecektir ki; kişiye "dua"larının getirisini hiç bir şey getirmemiş olacaktır!.

 

Allah, "dua"nın değerini fark etmeyi ve yaşamımızı "dua"larla olabildiğince değerlendirmeyi, "ruh"umuzu kuvvetlendirmeyi nasip etsin ve kolaylaştırsın!

 

Kaynak: İSLÂM - Ahmed Hulûsi