ŞEYTANIN HİLELERİ

SECERET’ÜL KEVN
Muhyiddin-i Arabî

 www.mescere.net

İbn-i Abbas (r.a) Hz.' inden naklen Muaz b, Cebel rivayet ediyor :
—Bir gün Resullullah (sav) ile beraberdik. Ensardan birinin evinde toplanmıştık. Tam bir cemaat olmuştuk. Sohbete dalmıştık.
Bu arada, dışarıdan bir ses geldi:
—Ev sahibi... İçerdekiler... Eve girmem için bana izin verir misiniz? Benim sizden bir dileğim var.
Bunun üzerine, herkes Resullullah (sav) efendimizin yüzüne bakmaya başladı. Orda ve her zaman büyük oydu... İzin ondan
çıkacaktı. Resullullah (sav) Efendimiz, duruma vakıf oldu ve:
— << Bu seslenen kimdir bilir misiniz?>> buyurdu. Biz hep birden şöyle dedik :
— En iyi bilen ALLAH ve Resulüdür.
Bunun üzerine Resullullah (s.a) Efendimiz :
 — << O, lâin iblistir. –Şeytandır– Allah'ın laneti onun üzerine olsun.>>
Buyurunca; hemen Hz. Ömer :
— Ya Resullullah, bana izin veriniz onu öldüreyim.
Dedi. Resullullah (s.a) Efendimiz bu izni vermedi; şöyle buyurdu:
— << Dur ya Ömer, biliyor musun ki; ona belli bir vakte kadar mühlet verilmiştir... Öldürmeyi bırak.>>
 Sonra şöyle buyurdu:
—<<Kapıyı ona açın gelsin... O buraya gelmek için emir almıştır. Diyeceklerini anlamaya çalışınız. Size anlatacaklarını iyi dinleyiniz.>>


                                             * * *

 

Bundan sonrasını yani raviden dinleyelim ;
Kapıyı ona açtılar.

İçeri girdi ve bize göründü.

Birde baktık ki, şekli şu:
Bir ihtiyar.

Şaşı.

Aynı zamanda köse.

Çenesinde altı veya yedi kadar kıl sallanıyor.

At kılı gibi.

Gözleri yukarı doğru açılmış.
Kafası, büyük bir fil kafası gibi.

Dudakları da, bir manda dudağına benziyordu.
Sonra, şöyle bir selam verdi:
Selam ya Muhammed; selam size ey cemaat-i müslimin.
 Onun bu selamına Resullullah (s.a) Efendimiz şu mukabelede bulundu ;
<< Selam Allah'ındır ya lâin >>
 Sonra şöyle buyurdu :
 << Bir iş için geldiğini duydum; nedir o iş? >>
 Şeytan şöyle anlattı ;
 Benim buraya gelişim kendi arzumla olmadı.

Mecburen geldim.
Resullullah (s.a) Efendimiz sordu ;
<< Nedir o mecburiyetin? >>
Şeytan anlattı ;
 İzzet sahibi Rabbin katından bana bir melek geldi ve dedi ki:
Allah-ü Teâlâ sana emir veriyor: Muhammed 'e gideceksin.

Ama düşük ve zelil bir halde.

Tevazu ile.

Ona gideceksin ve ademoğullarını nasıl kandırdığını anlatacaksın.

Onları nasıl aldattığını söyleyeceksin bir bir ona.

Sonra o sana ne sorarsa doğrusunu diyeceksin.

Sonra Allah-ü Teâlâ buyurdu ki :
"Söylediklerine bir yalan katarsan, doğruyu söylemezsen seni kül ederim. Rüzgara savurur, düşmanlarının önünde seni rüsvay ederim."

İşte böyle; ya Muhammed.

O emir üzerine sana geldim.

Arzu ettiğini bana sor.

Şayet bana sorduklarına doğru cevap vermezsem, düşmanlarım benimle eğlenecek.

Şu muhakkak ki, düşmanlarımın eğlencesi olmaktan daha zor bir şey yoktur.

Bundan sona Resullullah (sav) Efendimiz şöyle sordu :
— << Mademki, sözlerinde doğru olacaksın. O halde bana anlat: Halk arasında en çok sevmediğin kimdir? >>
Şeytan şu cevabı verdi :
Sensin ya Muhammed.

Allah'ın yarattıkları arasında senden daha çok sevmediğim kimse yoktur.

Sonra senin gibi kim olabilir ki?
Resullullah (sav) Efendimiz sordu :
<< Benden sonra, en çok kimlere buğuzlusun ve sevmezsin?>>
Şeytan anlattı :
Müttaki bir gence ki, varlığını Allah yoluna vermiştir.
Bundan sonra, sual cevap aşağıdaki şekilde devam etti. Resullullah (sav) Efendimiz sordu; şeytan anlattı :
<< Sonra kimi sevmezsin? >>
Kendisini sabırlı bildiğim, şüpheli işlerden sakınan âlimi...
 << Sonra? >>
Temizlik işinde, yıkadığı yerleri üç defa yıkamayı adet eden kimseyi.
<< Sonra? >>
 Sabırlı olan bir fakiri ki; ihtiyacını kimseye anlatmaz. Halinden şikâyet etmez.
 << Peki, bu fakirin sabırlı olduğunu nerden bilirsin? >>
— Ya Muhammed, ihtiyacını kendi gibi birine açmaz. Her kim ihtiyacını kendi gibi birine üç gün üst üste anlatırsa, Allah onu sabredenlerden yazmaz. Sabırlı kimselerin işi buna benzemez. Hasılı, onun sabrını; halinden, tavrından ve şikayet etmeyişinden anlarım.
<< Sonra kim? >>
 Şükreden zengin.
 << Peki, ama zenginin şükreden olduğunu nasıl anlarsın? ...>>
— Onu görürsem ki, aldığını helal yoldan alıyor ve mahalline harcıyor. Bilirim ki: şükreden bir zengindir.

Resullullah (sav) Efendimiz bu defa mevzuu değiştirdi ve ona başka bir sual sordu :
 << Peki, ümmetim namaza kalkınca, senin halin nice olur?>>
Ya Muhammed, beni bir sıtma tutar. Titrerim.
 << Neden böyle olursun; ya lâin?>>
 Çünkü bir kul, Allah için secde edince bir derece yükselir.
 << Peki ya oruç tuttukları zaman nasıl olursun?>>
  O zaman da bağlanırım. Taa, onlar iftar edinceye kadar.
 << Peki ya hac yaptıkları zaman nasıl olursun? >>
 O zaman da çıldırırım.
 << Peki, ya Kur'an okudukları zaman nasıl olursun?>>
 O zaman da, eririm. Tıpkı ateşte eriyen bir kurşun gibi eririm.
 << Peki ya sadaka verdikleri zaman halin nasıldır?>>
— Ha, işte o zaman halim pek yaman olur. Sanki sadaka veren, bir testere alır eline ve beni ikiye böler.
Resullullah (sav) Efendimiz sebebini sordu :
 << Neden öyle testere ile ikiye biçilirsin, ya Ebamürre? >>
Bunun üzerine iblis:

Onu da anlatayım, dedikten sonra anlatmaya başladı:

Çünkü sadakada dört güzellik vardır.

Şöyle ki;
1 - Allah-ü Teâlâ, sadaka verenin malına bereket ihsan eyler.
2 - O, sadaka veren kimseyi halkına sevdirir.
3 - Allah-ü Teâlâ, onun verdiği sadakayı, cehennemle arasında bir perde yapar.
4 - Allah-ü Teâlâ, belayı sıkıntıyı ve ahları ondan defeder.

Bundan sonra Resullullah (s.a.) Efendimiz ashabı hakkında bazı sorular sordu :
<< Ebubekir için ne dersin ?>>
İblis ise şu cevabı verdi :
O bana cahiliyet devrinde bile itaat etmedi. İslam'a girdikten sonra nasıl bana itaat eder?
<< Peki, Ömer b. Hattab için ne dersin? .. >>
İblis ona da şu cevabı verdi :
Allah'a yemin ederim ki; her gördüğüm yerde ondan kaçarım.
<< Peki, Osman b. Affan için ne dersin? >>
 Ondan utanırım... hem de çok... Nasıl ki , Rahman’ın melekleri de ondan utanırlar.
 << Peki, Ali b. Ebutalib için ne dersin?>>
İblis onun için de şöyle dedi :
— Ah onun elinden bir kurtulsam... O, kendi başına kalsa; ben kendi başıma kalsam... O beni bıraksa... Ben de onu bıraksam. Ben onu bırakırım; ama o beni bırakmaz.
Resullullah (sav) Efendimiz, yukarıdaki soruları sorduktan ve şeytanın verdiği cevaplar kısmen bittikten sonra şöyle buyurdu:
<< Ümmetime saadet ihsan eden; seni taa, belli bir vakte kadar şeki kılan Allah'a hamd olsun. >>
Resullullah (s.a.) Efendimizin o cümlesini duyan lâin iblis şöyle dedi :
— Heyhat, heyhat... Ümmetin saadeti nerede? Ben, o belli vakte kadar diri kaldıkça, sen ümmetin için nasıl ferah duyarsın?
Ben , onların kan mecralarına girerim. Etlerine karışırım. Ama onlar, benim bu halimi göremez ve bilemezler. Beni yaradan ve baas gününe kadar bana mühlet veren Allah'a yemin ederim ki: Onların tümünü azdırırım. Cahillerini ve âlimlerini... Ümmilerini ve okumuşlarını... Facirlerini ve abidlerini ... Hâsılı, bunların hiçbiri elimden kurtulamaz. Fakat, Allah’ın halis kullarını ... Evet, bunları azdıramam.
Bunun üzerine Resullullah (sav) Efendimiz sordu :
<<Sana göre ihlâs sahibi olan muhlis kullar kimlerdir? ... >>
Bu suale İblis şu cevabı verdi :
—Bilmez misin? ya Muhammed, bir kimse ki, dirhemini ve dinarını sever... O Allah için bir ihlâsa sahip değildir. Bir kimseyi görürsem ki; dirhemini dinarını sevmez; övülmekten, methedilmekten hoşlanmaz. Bilirim ki o: ihlâs sahibidir... Hemen onu bırakır kaçarım. Bir kul malı ve övülmeyi sevdiği süre, kalbi de dünya arzularına bağlı kaldığı müddet, o size vasfını yaptığım kimseler arasında bana en çok itaat edendir. Bilmez misin ki: mal sevgisi, büyük günahların en büyüğüdür. Bilmez misin ki ya Muhammed, baş olma sevgisi yine büyük günahların en büyükleri arasındadır.
İblis anlatmaya devam etti :
—Ya Muhammed, bilmez misin? ... Benim yetmiş bin tane çocuğum var. Bunların her birini bir başka yere tayin etmişimdir.
Sonra... O her çocuğumla birlikte yine yetmiş bin tane şeytan vardır.  Onların bir kısmını ulemaya gönderdim. Bir kısmını gençlere yolladım. Bir kısmını da, meşayihe saldım. Bir kısmını da ihtiyar kadınlara musallat ettim. Gençlere gelince, aramızda hiçbir anlaşmazlık yoktur. Onlarla gayet iyi geçiniriz. Çocuklara gelince... Onlarla da, bizimkiler istedikleri gibi birlikte oynarlar. Bizimkilerin bir kısmını da abidlerin başına dert ettim. Bir kısmını da zahitlerin. Onlar bunların yanına girer; halden hale sokarlar. Bir tepeden öbürüne... Hep dolaştırıp dururlar. Öyle bir hal alırlar ki; başlarlar, sebeplerden herhangi birine sövmeye... İşte... Böylece, onlardan ihlâsı alırım. Onlar bu halleri ile yaptıkları ibadeti, ihlâssız yaparlar gayrı. Ama bu hallerin farkında olmazlar.

İblis, bundan sonra, aldattığı bir rahibin hikâyesini anlatmaya geçti. Ve şöyle dedi :
— Bilmez misin; ya Muhammed, Rahip Borsisa: tam yetmiş yıl ihlâs ile Allah’a ibadet etti. Bu ibadetleri sonucunda ona öyle bir hal ihsan edilmişti ki; Her dua ettiği hasta, duası ve bereketi ile şifayap oluyordu. Onun peşine takıldım. Zina etti. Katil oldu. Sonunda da küfre girdi. Bu o kimsedir ki; Allah-ü Teâlâ aziz kitabında, ona şöyle anlatır :
 << Şeytan hali gibidir ki; o insana: “Kâfir ol” dedi. Vaktaki o kâfir oldu. : bu defa ona şöyle dedi: Ben senden uzağım. . Ben âlemlerin Rabbi olan Allah'tan korkarım.>> (59/16)

İblis bundan sonra bazı kötü huylar üzerinde durdu. Ve onların her birinden nasıl istifade ettiğini anlattı.

 

YALAN

 

— Bilmez misin ya Muhammed, yalan bendendir ve ilk yalan söyleyen de benim. Her kim yalan söylerse... O benim dostumdur. Her kim yalan yere yemin ederse... O da benim sevgilimdir. Bilmez misin ya Muhammed, ben Âdem’e ve Havva'ya yalan yere Allah adına and içtim.
  <<Muhakkak ben size nasihat ediyorum.>> (7/16)
Dedim... Bunu yaparım: çünkü yalan yere yemin gönlümün eğlencesidir.

 

GIYBET – KOĞUCULUK

 

— Gıybet ve koğuculuğa gelince .... Onlarda benim meyvelerimdir ve şenliğimdir.

 

NİKAH ÜZERİNE YEMİN ETMEK

— Her kim talak üzerine yemin ederse... Günahkâr olacağından endişe edilir. İsterse bir defa olsun. İsterse doğru şey üzerine olsun. Her kim talakı ağzına alırsa, ta hakikati belli oluncaya kadar karısı ona haram olur. Onlar bu halleri ile kıyamete kadar meydana getirecekleri çocuklar hep zina çocuğu olur. Ağza alınan o talak kelimesi yüzünden hepsi cehenneme girer.

 

NAMAZ

 

— Ya Muhammed, namazı an be an tehir edilince... Onu da anlatayım. O her ne zaman ki, namaza kalkmak ister; tutarım.

Ona vesvese veririm. Derim ki : " henüz vakti var. Sende meşgulsün. Hele şimdilik işine bak. Sonra kılarsın." Böylece o: Vaktinin dışında namazını kılar... Ve bu sebepten onun kıldığı namaz yüzüne atılır. Şayet o kimse beni mağlup ederse. Ona insan şeytanlarından birini yollarım... Böylece onu vaktinde namaz kılmaktan alıkoyar.

O, bunda da beni mağlup ederse. Bu sefer onun hesabını namazında görmeye bakarım. O namazın içinde iken; sağa bak, sola bak derim... O da bakar... O ki böyle yaptı... Yüzünü okşar alnından öperim. Bundan sonra ona: Sen ebedi yaramaz bir iş yaptın. Derim ve böylece onun huzurunu bozarım. Sende bilirsin ki ya Muahammed, her kim namazda, sağa ve sola çokça bakarsa, Allah onun namazını kabul etmez.

Bunda da ona mağlup olursam. Yalnız başına namaz kıldığında yanına giderim. Ve ona; çabuk çabuk kılmasını emrederim. O da, başlar; namazını çabuk çabuk kılmaya. Tıpkı horozun, gagası ile yerden bir şeyler topladığı gibi.

Bu işi yaptırmakta da ona başarı kazanamazsam bu sefer, cemaatle namaz kılarken onun yanına varırım. Orada başına bir gem takarım. Başını imamdan evvel secdeden ve rükü'dan kaldırırım. İmamdan evvel de secde ve rükû yaptırırım. İşte o böyle yaptığı için, kıyamet günü, Allah onun başını eşekbaşına çevirir.

O kimse bunda da beni yener ise. Bu defa, ona namazda parmaklarını çıtlatmasını emrederim. Böylece o beni tespih edenlerden olur. Ama bu işi ona namaz içinde yaptırmaya muvaffak olursam.

Bunda da mağlup olursam, bu sefer ona tekrar giderim. Namaz içinde iken burnuna üflerim. Ben üfleyince, o esnemeye başlar. Şayet o, bu esneme esnasında elini ağzına kapamazsa Onun içine küçük bir şeytan girer, dünya hırsını ve dünyevi bağlarını çoğaltır. İşte bundan sonra o kimse, hep bize itaat eder. Sözümüzü dinler. Dediklerimizi yapar.

Şeytan bundan sonra konuşmasına devam etti :
— Sen ümmetin hangi saadetinden ferah duyarsın ki? Ben onlara ne tuzaklar kurarım... Ne tuzaklar. Miskinlerine, çaresizlerine ve zavallılarına giderim. Namazı bırakmalarını emrederim. Ve onlara derim ki:
Namaz size göre değil. O, Allah'ın afiyet ihsan ettiği ve bolluk verdiği kimseler içindir.
 Sonra hastalara giderim :
—" Namaz kılmayı bırak " derim çünkü Allah-ü Teâlâ : <<hastalara zorluk yok>> (24/61) buyurdu. İyi olduğun zaman kılarsın. Ve böylece o, namazını bırakır. Hatta küfre de gidebilir. Şayet o, hastalığında namazı terk ederek ölüp giderse, Allah'ın huzuruna çıkarken, Allah-ü Teâlâ’yı öfkeli bulur.
 Sonra şöyle dedi :
— Ya Muhammed, eğer bu sözlerime yalan kattımsa, beni akrep soksun. Sonra. Eğer yalan varsa Allah'tan dile beni kül eylesin.

 

***

İblis bundan sonra konuşmalarına devam etti ve şöyle dedi :
— Ya Muhammed, sen ümmetin için ferah mı duyuyorsun? Hâlbuki ben onların altıda birini dininden çıkardım.

Bundan sonra Resullullah (sav) Efendimiz ona, yani İblis'e aşağıdaki şekilde kısa kısa bazı sorular sordu. O da bunlara cevap verdi:

 <<Ya lâin, senin oturma arkadaşın kim?>>

Faiz yiyen.

<<Dostun kim?>>

Zina eden.

<<Yatak arkadaşın kim?>>

Sarhoş

<<Misafirin kim?>>

Hırsız.

<<Elçin kim?>>

Sihirbazlar.

<<Gözün nuru nedir?>>

Karı boşamak.

<<Sevgilin kim?>>

Cuma namazını bırakanlar.

Resullullah (sav) Efendimiz bu defa başka bir mevzua geçti ve şöyle sordu:

<<Ya lâin, senin kalbini ne yıkar?>>   Allah yolunda cihada koşan atların kişnemesi.

<<Peki, senin cismini ne eritir?>>    Tevbe edenlerin tevbesi.

<<Peki, ciğerini ne parçalar, ne çürütür?>>

Gece ve gündüz, Allah'a yapılan bol bol istiğfar.

<<Peki, yüzünü ne buruşturur?>>

Gizli sadaka.

<<Peki, gözlerini kör eden nedir?>>

Gece namazı.

<<Peki, başını eğdiren nedir?>>

Çokça kılınan cemaatle namaz.

Resullullah (sav) Efendimiz tekrar bir başka mevzua geçti ve şöyle sordu:

<<Sana göre insanların en saadetlisi (!) kimdir?>>

Namazını bilerek kasden bırakanlar.

<<Peki, insanların en şakisi kimdir?>>

Cimriler

<<Peki, seni işinden ne alıkoyar?>>

Ulema meclisleri

<<Peki, yemeğini nasıl yersin?>>

Sol elimle parmaklarımın ucu ile.

<<Peki, sam yeli estiği zaman ne ortalığı sıcaklık bastığı zaman çocuklarını nerede gölgelendirirsin?>>

İnsanların tırnaklarının arasında.

Resullullah (sav) Efendimiz bundan sonra bir başka bir mevzuu sordu.

İblis de cevap verdi.
 <<Rabbinden neler talep ettin?>>
On şey talep ettim.
<<Nedir onlar ya lâin?>>
Şunlardır :
 
1. Allah'tan diledim ki, beni ademoğullarının malına ve evladına ortak ede.

Bu ortaklık talebimi yerine getirdi.

Ki bu: <<Onlara ortak ol. Mallarına ve çocuklarına. Onlara vaad et. Hâlbuki şeytan onlara gurur vaad eder...>> (17/64) Ayet-i celilesi ile sabittir.

Her besmelesiz kesilen hayvan etinden yerim.

Faiz ve haram karışan yemeklerden yerim.

Şeytandan Allah'a sığınılmayan  malın da ortağıyım.

Cinsi münasebet anında; Allah’a şeytandan sığınmayan kimse ile birlikte hanımı ile birleşirim.

Ve o her birleşmeden hâsıl olan çocuk, bize itaat eder.

Sözümüzü dinler.

Her kim hayvana binerken, helal yola gitmeyi değil de, aksini isteyerek binerse, bende onunla beraber binerim.

Yol arkadaşı ve binek arkadaşı olurum.

Bu da Ayet-i kerime ile sabittir:

<<Onlar üzerine süvarilerinle , piyadelerinle yaygara çıkart..>> (17/64)

2. Allah-ü Teâlâ’dan diledim ki: Bana bir ev vere.

Bu dilediğim üzerine hamamları bana ev olarak verdi.
3. Diledim ki bana bir mescit vere. Pazar yerlerini bana mescit yaptı.
4. Benim için bir okuma kitabı vermesini istedim. Şiirleri bana okuma kitabı olarak verdi.
5. İstedim ki; bir ezan vere, Mezmurları verdi.
6. Diledim ki; bana bir yatak arkadaşı vere. Sarhoşları verdi.
7. Diledim ki; bana yardımcılar vere... Bunun içinde kaderiye mensuplarını verdi.
8. İstedim ki; bana kardeşler vere. Mallarını boş yere israf edenleri verdi. Bir de masiyet yoluna para harcayanları. Bunlarda şu Ayet-i Kerime ile sabittir :
<<O kimseler ki; mallarını boş yere harcarlar... Onlar şeytanın kardeşleri olmuşlardır.>> (17/27)

Bir ara Resullullah (sav) Efendimiz şöyle buyurdu:
<<Eğer söylediklerini, Allah'ın kitabındaki ayetlerle ispat etmeseydin. Seni tastik etmezdim.>>
Bundan sonra İblis devam etti :
1. Ya Muhammed, Allah’tan diledim ki; âdemoğullarını ben göreyim; ama onlar beni göremeyeler. Bu dileğimi de yerine getirdi.
2. Diledim ki; âdemoğullarının kan mecralarını bana yol yapa; Bu da oldu. Böylece ben, onlar arasında akıp giderim. Gezerim. Hem nasıl istersem. Bütün bu isteklerimi verdi. " Hepsi sana verildi buyurdu. " Ve ben bu hallerimle iftihar ederim. Sonra şunu da ekleyeyim ki; benimle beraber olanlar, seninle beraber olanlardan daha çoktur. İşte .. Böylece kıyamete kadar, âdemoğullarının ekserisi benimle beraber olurlar. Bundan sonrasını İblis şöyle anlattı:

Benim bir oğlum vardır. Adı: Ateme'dir. Bir kul, yatsı namazını kılmadan uyursa. Gider; onun kulağına bevleder. Eğer böyle olmasaydı; imkân yok, insanlar namazlarını eda etmeden uyuyamazlardı.

Benim bir oğlum daha vardır ki; onun adı da Mütekazi’dir. Bunun vazifesi de; yapılan gizli amelleri yaymaya çalışmaktır. Mesela bir kul, gizli bir taat işlerse ve bu yaptığını da gizlemeye çalışırsa Mütekazi onu dürter. En sonunda o gizli amelin yayılmasına ve açığa çıkarmaya muvaffak olur. Böylece; Allah-ü Teâlâ onun yüz sevabından doksan dokuzunu imha eder. Çünkü bir kulun yaptığı gizli bir amel için tam yüz sevap verilir.

Sonra .. Benim bir oğlum daha vardır. Onun adı da Kühayl’dır. Bunun işi de, insanların gözlerini sürmelemektir. Bilhassa, ulema meclisinde ve hatip hutbe okurken. Bu sürme onların gözüne çekildi mi, uyuklamaya başlarlar. Ulemanın sözlerini işitmezler. Böylece hiç sevap alamazlar.

Bundan sonra İblis şöyle anlattı:

— Hangi kadın olursa olsun. Onun kalktığı yere şeytan oturur. Sonra kadının kucağında mutlaka bir şeytan durur. Ve onu bakanlara güzel gösterir. Sonra o kadına bazı emirler verir. Mesela: Elini kolunu dışarı çıkar; göster. Der O da, bu emri tutar. Elini, kolunu açar, gösterir. Bundan sonra, o kadının hayâ perdesini tırnakları ile yırtar.

İblis bundan sonra; Resullullah (s.a.) Efendimiz ' e kendi durumunu anlatmaya başladı :
—Ya Muhammed bir insanı delalete sürüklemek için elimde bir imkân yoktur. Ben ancak vesvese veririm. Ve bir şeyi güzel
gösteririm. O kadar. Eğer delalete sürüklemek elimde olsaydı, yeryüzünde ;  << Allah'tan başka ilah yoktur ve Muhammed Allah'ın resulüdür. >> diyen herkesi, oruç tutanı ve namaz kılanı hiç bırakmazdım. Hepsini delalete düşürürdüm. Nasıl ki senin elinde de, hidayet nevinden bir şey yoktur. Sen ancak Allah'ın Resulüsün. Ve tebliğe memursun. Şayet hidayet elinde olsaydı, yeryüzünde tek kâfir bırakmazdın. Sen Allah'ın halkı üzerinde bir hüccetsin. Bende, kendisi için ezelde şekavey yazılan kimselere sebebim. Said olan kimse, taa, ana karnında iken saiddir. Şaki olan da, yine ana karnında iken şakidir. Saadet ehli kılan da Allah, Şekavet ehli kılan da Allah.

Bundan sonra Resullullah (s.a.) Efendimiz şu iki Ayet-i Kerimeyi okudu.
 << Bunlar, taa sonuna kadar böyle değişik şekilde devam edecek... Ancak Rabbin esirgedikleri hariç..>> (11/118-119)
 << Allah'ın emri behemehal yerini bulan bir kaderdir.>> (33/38)

Bundan sonra Resullullah (s.a.) Efendimiz, İblise şöyle buyurdu :
<< Ya Ebamürre, acaba senin bir tevbe etmen ve Allah' a dönmen mümkün değil mi? Cennete girmene kefil olurum.
Bunun üzerine İblis şöyle dedi :
—Ya Resullullah, iş verilen hükme göre oldu. Karar yazan kalemde kurudu. Kıyamete kadar olacak işler olacaktır. Seni
peygamberlerin efendisi kılan, cennetin ehlinin hatibi eyleyen ve seni halkı içinden seçen ve halkı arasında bir gözde yapan, beni de şakilerin efendisi kılan ve cehennem ehlinin hatibi eyleyen Allah'tır. Ve O: bütün eksik sıfatlardan münezzehtir.
Ve İblis cümlelerini şöyle tamamladı :
İşte bu söylediklerim sana son sözümdür. Ve bütün söylediklerimi de doğru dedim.

 Evvel, ahir, zahir, batın, âlemlerin Rabbi olan Allah' a hamd olsun.
 Efendimiz Muhammet Nebiye Allah salât eylesin. Keza onun ailene de ashabına da... Âmin.