Hâl Dili - Abdullah S DEMİRTAŞ
Üç Binek
Bir defasında İbrahim b. Edhem k.s. hazretlerine:
– Zamanınızı nasıl geçiriyorsunuz, diye soruldu. Dedi
ki:
– Elimin altında üç bineğim var.
• Bir nimete kavuştuğum zaman şükür bineğine binerek onu
karşılarım.
• Bir bela ortaya çıkınca sabır bineğiyle onu
karşılarım.
• İbadet anında ise, ihlâs bineğine biner onu öyle
karşılarım.
Feridüddîn Attar, Tezkiretü’l-Evliya
Üç Şükür
Şükür üç kısma ayrılır:
• Dil ile şükür: Bu, kulun Allah Tealâ’nın hükmüne boyun
eğip teslim olarak, sahip olduğu nimetleri O’nun lütfettiğini bilmesi ve
şükretmesidir.
• Beden ve azalar ile şükür: Bu ise, kulun nimeti veren
Rabbine karşı vefakâr olup, O’nun yolunda hizmet ve O’na kulluk etmesidir.
• Kalp ile şükür: Bu da, nimeti verene karşı hürmet ve
edebi muhafaza ederek, kalbini sürekli nimeti vereni müşahedeye bağlamaktır.
Kuşeyrî, Risâle
Sultan’ın Denize Atılan Yüzüğü
Kanunî Sultan Süleyman bir gün boğaz gezisi yaparken,
kayığını Beşiktaşlı Yahya Efendi dergâhının tarafında kıyıya yanaştırıp Efendi
hazretlerini de yanına davet etmişti. Yahya Efendi k.s. da beraberinde nur
yüzlü bir zatla geldi.
Boğazda seyir halinde olan kayıkta Kanunî ile Yahya Efendi
birbirleriyle tatlı bir sohbete başladılar. Fakat misafir zat bu sohbete
katılmamıştı ve sürekli padişahın parmağındaki pek kıymetli yüzüğe bakıyordu.
Durumu fark eden Kanunî yüzüğünü çıkarıp o zata verdi. Ancak o zat yüzüğü
aldığı gibi denize fırlattı. Sultan buna içerlediyse de Yahya Efendi’nin
hatırına bir şey demedi.
Gezi nihayete erip kıyıya yanaştıklarında, o zat eğilip
denizden bir avuç su aldı ve kendisine hayretle bakan Kanunî’ye uzattı. Zatın
elinde az evvel fırlattığı yüzüğünü gören Kanunî yüzüğünü aldı. Bir şeyler
diyecekti ki, o nur yüzlü zat hızla yanlarından uzaklaşıp gözden kayboldu.
Sultan iyice şaşırmıştı.
Yahya Efendi, mütebessim bir şekilde izah etti:
– Sultanım! Bu zat görmeyi epeydir arzuladığınız Hızır Aleyhisselam
idi, dedi.
Osman Nuri Topbaş, Abide Şahsiyetleri ve Müesseseleri
ile Osmanlı
Beyitler
Anladım işi; sanat Allah’ı aramakmış,
Marifet bu, gerisi yalnız çelik çomakmış.
. . .
Müjdecim, kurtarıcım, efendim, biricik peygamberim,
Sana uymayan ölçü hayat olsa teperim.
. . .
Sual: Ey veli, İnsan nasıl olmalı söyle!
Cevap: Son anda nasıl olacaksa hep öyle!
Necip Fazıl Kısakürek
Kanunî ve Karıncalar
Müderrislik, kadılık, kazaskerlik vazifelerinden sonra
şeyhülislâmlık da yapan büyük âlim Ebussuûd Efendi, Kanunî Sultan Süleyman
döneminin büyük şahsiyetlerinden biridir.
Bir gün Kanunî Sultan Süleyman, sarayın bahçesinde armut
ağaçlarını kurutan karıncaların telef edilmesi için Şeyhülislâm Ebussuûd
Efendi’den aşağıdaki beyitle fetva istedi:
“Dırahta ger ziyân etse karınca / Zararı var mıdır ânı
kırınca?”
Yani: “Eğer ağaca karınca zarar verse, onu öldürmek caiz
midir?” diye sordu.
Padişahın bu fetva talebi üzerine, Ebussuûd Efendi de
şöyle bir beyitle cevap verdi:
“Yarın Hakk’ın dîvânına varınca / Süleyman’dan hakkın
alır karınca!”
Bir karıncayı bile incitmekten çekinecek kadar mükemmel
bir manevi terbiyeden geçmiş bulunan Kanunî hem dirayetli bir kumandan, zeki ve
teşkilatçı bir devlet adamı ve hem de alim ve edip bir şahsiyetti.
Abide Şahsiyetleri ve Müesseseleri ile Osmanlı
Ya Şeytan İmanını Çalsaydı?
Bir gün adamın biri Sehl b. Abdullah Tüsterî k.s.
hazretlerinin yanına gelerek,
- Evime hırsız girdi ve eşyalarımı alıp götürdü, diye
şikâyette bulundu. O da,
- Allah Tealâ’ya şükret, eğer iman hırsızı olan şeytan
kalbine girip de tevhid inancını bozsaydı o zaman ne yapardın?” dedi.
Kuşeyrî, Risâle
Duvarın Dibinde Beklerken
Evliyanın büyüklerinden Abdullah b. Mübarek k.s.’nin tevbe
edip yüzünü Hakk’a dönmesinin sebebi bir cariyeye olan aşkı idi. Cariyeye öyle
vurulmuştu ki yerinde duramıyordu. Bir kış gecesi gidip, kadının duvarı dibinde
sabaha kadar onu bekledi. Arada bir dışarı çıktığında kadını görebiliyordu.
Bütün gece kar yağmıştı. Sabah ezanı okununca yatsı
ezanının okunmakta olduğunu sandı. Ortalık aydınlanınca durumun farkına vardı.
Kendi kendine:
– Yazık sana Abdullah, utan! Sırf nefsinin hevesi için
böyle bir gecede sabaha kadar ayakta dikildin durdun. Eğer imam namazda uzun
bir süre okusa deli olursun, dedi.
Bu üzüntüyle tevbe etti. Kendini ibadet ve taate verdi.
Nihayet öyle bir dereceye ulaştı ki, bir gün bağa giden annesi, onu bir ağacın
altında uyurken bir yılanın ağzına bir nergis yaprağı alıp sinekleri ondan
uzaklaştırdığını gördü.
Tezkiretü’l-Evliya