Mehmed Murad Nakşibendî - Abdullah GÖKMEN
Osmanlı
alim, mutasavvıf ve bürokratlarında görmeye, duymaya alışık olduğumuz gibi, Mehmed
Murad Efendi hazretleri de çok yönlü bir mutasavvıftır. Alimdir, kurradır,
şairdir, Mesnevihandır ve bütün ömrü cemiyet için bir şeyler yapabilme
çabasıyla doludur.
Kuruluşundan yıkılışına Osmanlı Devleti’nde her asırda
bir tasavvuf büyüğünün etkin olduğu görülür. İcazetli bir Nakşibendî halifesi
olan Sadrazam Koca Ragıp Paşa’dan sonra Nakşibendilik Osmanlı coğrafyasında
daha etkin hale gelmiş ve 19. yüzyılda en yaygın tasavvuf kolu haline
gelmiştir. Bu yaygınlık siyasî sebeplerden değil, Nakşiliğin Müceddidiye ve Halidiye
gibi kollarının irşad ve eğitim faaliyetlerindeki etkinliğinden
kaynaklanmaktadır. Bu yazıda anlatacağımız Mehmed Murad Nakşibendî k.s.
hazretleri de 19. yüzyılın ilk yarısı Osmanlı İstanbul’unun önemli
şahsiyetlerindendir.
24 Ekim 1788 yılında, İstanbul’un Fatih semtinde doğan Mehmed
Murad, aynı semtteki Murad Molla Tekkesi’nin şeyhi olan Ahıskalı Abdulhalim
Efendi k.s. hazretlerinin oğludur. Bir şeyh oğlu olarak dünyaya geldiği için
tasavvufî terbiye içinde büyümüştür. Murad Molla Tekkesi’nde şeyhlik yaptığı
için Damatzade Mehmed Murad Molla ile de karıştırıldığı olmuştur.
Fatih’te Mehmed Hilmi Efendi’de ilim tahsiline başlamış,
on yaşında da hafız olmuştur. On sekiz yaşına kadar çeşitli hocalarda devam
eder, İslâmî ilimlerin yanı sıra Farsça dersleri alır, Mesnevi okur. Meşhur
Hoca Neşet k.s. hazretlerinin talebelerinden Hoca Mehmed Efendi’den ders alır.
Yine gençlik yıllarında hayatta olan zamanın Nakşibendî büyüklerinden Süleyman
Vahyî k.s. hazretlerinden ders alır. Nitekim ileriki yıllarda hocasını hayırla
yad eden şiirler yazacaktır.
Üsküdar Selimiye Tekkesi şeyhi Nimetullah Nakşibendî
k.s. hazretlerine intisap eder. Babası Abdülhalim Efendi k.s. hazretlerinin
1815 yılında vefat etmesinin ardından, Murad Molla Tekkesi’ne şeyh olarak tayin
edilir.
Bir ilim ve irfan okulu
Mehmed Murad Efendi k.s. hazretleri, devrinin önemli
alimlerindendir. Dergâhında yaptığı ders ve sohbetlere, özellikle Mesnevi
okumalarına pek çok kişi katılır. Haftanın belli günlerinde Mesnevi, diğer
günlerde ise çeşitli dersler verirdi. Osmanlı’da 19. yüzyılda yetişmiş önemli
devlet ve kültür adamlarından Ahmet Cevdet Paşa gençlik yıllarında ondan ilim
ve feyiz almış, Farsça öğrenmiş ve Mesnevi okumuştur. Mecelle heyet başkanlığı
gibi birçok önemli görevin yanında, Kısas-ı Enbiya, Tarih-i Hülefâ, Tarih-i
Cevdet gibi birçok önemli eser yazan, Ahmet Cevdet Paşa, Tezakir adlı eserinde
döneminin siyasî, sosyal, ahlâkî yönlerini anlatmıştır. Bu kitapta Mehmed Murad
Efendi hazretlerine de yer vermiş, önemli bilgiler ve hatıralar aktarmıştır.
Onun anlattıklarına göre dergâh bir üniversite gibidir. Burada her türlü ilim
okutulur, birçok alim ve devlet büyüğü dergâhın müdavimlerindendir. Yine Cevdet
Paşa’nın anlattıklarına göre, bunca müride ve şöhrete rağmen Murad Efendi k.s.
hazretleri çok mütevazidir. Yüksek rütbeli kişiler kendisine intisap etmek
istediğinde, onları Kuşadalı İbrahim Efendi k.s. hazretlerine gönderir.
Kendisini açık açık eleştiren kimselere bile yardım
eder. Nitekim Hafız Seyyid Efendi adında bir zat Kuşadalı’ya ve kendisine ağır
eleştirilerde bulunur. Murad Efendi buna üzülür fakat yardıma muhtaç olan bu
zata yardım etmekten geri kalmaz. Seyyid Efendi, alim fakat fakir bir kimsedir.
Ders yapmak için ödünç kitaplar alır. Murad Efendi hazretleri lazım olan
kitapları tedarik eder ve ona gönderirmiş. Cevdet Paşa’nın deyimiyle “Sanki
aleyhinde kullanmak için hocaya birçok silahlar verirdi.”
İlimle iç içe bir hayat
Murad Nakşibendî k.s., yaşı kırka yaklaştığı ve Murad
Molla Tekkesi şeyhi olduğu halde ilim tahsiline devam etmiştir. Otuz altı
yaşında iken çeşitli dinî ilimleri Galata Sarayı kütüphane hocası Mehmet Esat
Efendi’den, kıraat ilmini de Benli-zade Ahmed Efendi’den okuyarak icazet
almıştır.
Murad Efendi k.s. hazretleri, kendisinin yazdığına göre,
1830’lu yıllarda Mesnevi, Şifa-i Şerif, Şevket-i Buharî ve Saib-i Tebrizî
divanlarını okutmakta, kıraat, aruz ve fıkıh dersleri yapmaktadır. Mesnevihan, Kur’an
hafızı ve kurra yetiştirip icazet vermektedir.
Bu derslerde yaptığı şerhleri derlemiş ve kitap haline
getirmiştir. Şevket, Saib şerhleri bunlardandır. Yine Feridüddin Attar k.s.
hazretlerinin Pendnâme’sini de şerh etmiş, açıklamıştır. Bunlar içinde onun en
hacimli eseri Hülasatü’ş-Şürûh adlı Mesnevi şerhidir. Bu eserde, birçok Mesnevi
şerhinin aksine halk için açıklamış, aykırı kabul edilebilecek yorumlardan uzak
durmuştur.
Mesnevihan bir Nakşibendî
1843 yılında dergâhının yanına bir Dârü’l-Mesnevi
yaptırır ve 1844 yılında zamanın padişahı Abdülmecid Han’ın katıldığı bir
törenle açılır. Vekayinâme adlı eserinde bu enstitünün kuruluşunu, açılış
törenini genişçe anlatmıştır.
Nakşibendiliğin Müceddidiye koluna mensup bir zat olan Mehmed
Murad Efendi k.s. hazretleri, bir çeşit Nakşî-Mevlevî yakınlaşmasına vesile
olmuştur. Tabii ki bu yakınlaşma usulde değil, karşılıklı muhabbet yönündedir.
Nitekim Osmanlı coğrafyasında -bazı şahsi anlaşmazlıklar dışında- Ehl-i Sünnet
üzere olan bütün dervişler birbirlerine hürmet göstermiş, muhabbet arz
etmişlerdir.
Velilere adanan divan
Murad Nakşibendî hazretlerinin yukarıda bahsettiğimiz
şerhlerinin yanında bir de Divan’ı vardır. Bu Divan, Peygamber Efendimiz ve Ehl-i
Beyt için yazılmış şiirlerle başlar. Ondan sonra tarikat pirleri ve
mutasavvıflar için yazılmış şiirlerle devam eder. Divanın başında “Evliyaullah
İçin Şiirler” kaydı vardır.
Şiirlerinde tasavvuf erbabının arasındaki muhabbeti ve
hürmeti gösteren ifadeler vardır. Bu şiirler, daha önce bir yazımızda yer
verdiğimiz Mustafa Manevî k.s. hazretlerin bütün evliyaullaha hürmet sunan
kasidesinin divan halinde yazılmışı gibidir. Farklı asırlarda aynı ifadeler,
aynı hürmet, aynı muhabbet...
Hz. Mevlâna k.s. ile başlar:
“Nâil-i feyz-i duâdır Hazret-i Molla-yı Rûm
Vâsıl-ı sırr-ı fenâdır Hazret-i Molla-yı Rûm.
Ârif-i hâl-i bekâdır Hazret-i Molla-yı Rûm
Nur-i çeşm-i evliyâdır Hazret-i Molla-yı Rûm.”*
Bir sonraki şiir Seyyid Abdülkadir Geylânî k.s. içindir:
“Evliyanın gülüdür Hazret-i Abdülkâdir
Hem gülün bülbülüdür Hazret-i Abdülkâdir.”
Ondan sonra Şah-ı Nakşibend k.s. için yazdığı şiir
gelir:
“Şâh-ı aktâb-ı cihândır Şâh-ı Nakşibend
Cümleye fermân-resândır Şâh-i Nakşibend.”**
Ondan sonra da Seyyid Ahmed Rufâî k.s. hazretlerinin
şiiri gelir:
“İmam-ı cümle yârân Rufâî Seyyid Ahmed’dir
Dahi şeyh-i şüyûh-i cân Rufâî Seyyid Ahmed’dir.”***
Murad Efendi divanına, Seyyid Ahmed Bedevî, Sadeddin Cibavî,
Şeyh Şâzelî, Şaban-ı Velî, İbrahim Edhem, Hacı Bektaş Velî, Hacı Bayram Velî,
Aziz Mahmud Hüdâî, Yunus Emre, Muhyiddin Arabî ve diğer velilerle (Allah
cümlesinin sırrını âlî eylesin) devam eder. Her birine ayrı bir muhabbet ve
hürmet gösterir. Bu şiirleri yazarken konuşur gibi yazmıştır, dolayısıyla
ifadeleri sanki bir mecliste o veli zatı anlatır gibidir.
Mesela Yunus Emre hazretleri için şöyle der:
“Ehl-i aşkın gülüdür Hazret-i Âşık Yunus
Bâğ-ı Hak bülbülüdür Hazret-i Âşık Yunus.”
Bu şiirlerde bazı menkıbelere de kısaca yer verir,
övdüğü velinin hayatından, halifelerinden bahseder.
Dîvân’ında en çok Nakşibendî silsilesine mensup zatlar
için şiir yazmış ve en son da kendisine kadar gelen silsileden zatlarla
divanını bitirmiştir. Aslında bu eser bir divançedir, yani küçük bir divandır.
Sultan Ahmed Camii vaizi
Sultan Ahmed Camii vaizi olarak da görev yapmış olan Murad
Efendi k.s. hazretleri, çevresinde devlet büyüklerinden birçok insan olmasına
rağmen mütevazi hayatına devam etmiş, irşad ve ilim ile meşgul olmuştur.
Vaazlarında sözünü sakınmamış, dinleyenler arasında devlet büyükleri olduğunda
bile bu tavrını devam ettirmiştir.
Murad Efendi hazretleri k.s., 26 Eylül 1848 yılında
vefat etmiş ve dergânının haziresine defnedilmiştir.
Notlar:
* “Hz. Mevlanâ, feyizli dualara nail olmuş, fena
sırlarına ermiş, beka halini bilen, Allah dostlarının göz nurudur.”
** “Şah-ı Nakşibend hazretleri, bütün kutupların
şahıdır ve bütün herkese ferman verendir.”
*** “Seyyid Ahmed Rufâî hazretleri, cümle dostların
önderi ve şeyhlerin şeyhidir.”
Eserleri
Murad Efendi hazretlerinin eserleri şunlardır:
• Hülâsatü’ş-Şürûh: Daha önce yapılmış şerhleri de özetleyen bir Mesnevi
şerhidir.
• Mâ Hazar: Feridüdin Attar hazretlerinin Pendnâme’sinin şerhidir.
• Vekâyinâme: Yaptırdığı Dârü’l-Mesnevi’nin açılış törenini anlatan bir
eserdir.
• Dîvân: Evliyaullah için yazılmış şiirlerden oluşur.
• Mesmûât: Müridleri tarafından derlenmiş sohbet ve vaazlarından oluşmaktadır.
• Mektûbât: Arapça mektuplarını içerir.
• Şerh-i Tuhfe-i Şâhidî
• Muînü’l-Vâizîn
• Kavâid-i Fârisiyye