Rahmet Kapısında - Mükerrem METE
İyiliğimizin
kötülüğümüze galip gelmesi gereken bir savaşla imtihan ediliyoruz. Kazanmamız
gerekir. Kötülüğümüz günahlarla saldırıp yaralar bizi. Ama ümitsizliğe düşmek
yok. Bir tevbe, kılıç gibi biçer bütün günahları.
Önemli bir hata yapmış, sonra da içtenlikle pişman olmuş
bir yakınımızı düşünelim. Onun üzüntülü haline biz de içleniriz. Yaşadığı
pişmanlık hali, ahı vahı kalbimizi yumuşatır. Bu kişinin hatası bize karşı ise
af dilediğinde yumuşar, ziyadesiyle duygulanırız. Aslında sevdiklerimize karşı
kırgınlıklarımız, öfkelerimiz çoğunlukla sadece bir özür dileme sözü bekler.
Güneş gören kar gibi erir gider bir anda.
Bütün bunlar insanlar arasında pişmanlığın, özür
dilemenin ne kadar güzel duygulara yol açtığını gösterir. Bir de rahmeti her
şeyi kuşatmış olan, bizi çok seven Rabbimizin, bir kulu hüzünle başını öne
eğdiğinde ona nasıl merhamet edeceğini, bu duruma nasıl sevineceğini düşünelim.
Bir hadis-i şerifte, bir kul tevbe ettiğinde Allah Tealâ’nın,
yiyecek ve içeceklerini yüklediği bineğini çölde kaybetmiş bir adam çaresiz
ölümü beklerken bineğini bulduğunda nasıl sevinirse o kadar sevindiği
bildirilmiştir. (Buharî)
Yüce Rabbimiz bizim kusurlu olduğumuzu, yanlışa düşmeye
temayüllü olduğumuzu bilmektedir. Bizi böyle yaratmasında pek çok hikmet
vardır.
Melekler gibi yaratılmadık. İnsan isyan eder, taşkınlık
yapar. Ama tevbe de eder. İşte bu nokta çok önemlidir. Tevbe ilâhi rahmetin
tecellilerine yol açar. Peygamberimiz s.a.v. bu konuda şöyle buyurmuştur:
“Eğer siz hiç günah işlemeseydiniz Allah sizi helâk eder
de yerinize günah işleyip sonra da tevbe edecek bir kavim yaratırdı.” (Müslim)
İşlediğimiz günahların çokluğu bizi ümitsizliğe düşürmemelidir.
Ne kadar günah işlersek işleyelim Allah’ın rahmeti bizim günahlarımızdan daha
büyüktür. Alemlere rahmet olarak gönderilen Peygamber Efendimiz s.a.v.,
günahından tevbe edenin hiç günah işlememiş gibi olacağını müjdelemiştir. (İbn Mâce)
Tevbenin kabulü için
Tevbemizin kabul edilmesinin bazı şartları vardır. İmam Kuşeyrî
rh.a. bu konuda şu üç şart saymıştır:
• Pişman olmak,
• Günahı terk etmek,
• Günaha tekrar dönmemeye kesin karar vermek.
Pişmanlık tevbenin birinci şartıdır. Kalpte bir üzüntü duymadan,
sadece dille istiğfar etmek, Cenab-ı Mevlâ’dan özür dilemek yeterli değildir.
Kişi günahını düşünmeli, mahcup olmalıdır. Günahları küçük görmek çok
tehlikelidir. Hadis-i şerifte şöyle buyrulmuştur:
“Mümin, günahını üzerine düşecek bir dağ gibi gözünde
büyütür. Münafıksa, günahını burnuna konmuş bir sinek gibi küçük görür.” (Buharî)
Tevbe ettiğimizde Allah’a karşı işlediğimiz suçlardan
arınırız. Ancak kullara karşı işlediğimiz suçlar için helallik almamız gerekir.
Bu sebeple Allah dostları tevbe ettikten sonra kul haklarını ödemeye büyük önem
vermiştir. Kılınmayan namazların ve tutulmayan oruçların kazası da gereklidir.
Tevbede acele etmek
Şeytan, bugün edersin, yarın edersin diyerek bizi
kandırır, tevbeyi erteletir. Halbuki ölümün ne zaman geleceği belli değildir.
Allah’ın kalbimize pişmanlık duygusu nasip etmesi de her zaman ele geçecek bir
fırsat değildir. Diğer taraftan yanlışta ısrar etmek hidayet nurları yerine
dalalet oklarını üzerimize çeker. Tevbe gittikçe zorlaşır, uzaklaşır.
Rahmet Peygamberi s.a.v. gece günah işleyenlere sabaha
kadar, gündüz günah işleyenlere akşama kadar tevbe etmelerini tavsiye etmiştir
(Müslim). Hatta akşama kadar yaşayacağımız veya sabaha çıkabileceğimiz bile
şüphelidir. Müslümana yakışan, ilk fırsatta tevbe etmektir.
Pişman olup günahımızdan vazgeçmekte acele ettiğimiz
gibi, kusurumuzu telafi etmek için bir hayır işlemekte de geç kalmamalıyız.
Rahmet Peygamberi s.a.v. şöyle müjdelemiştir:
“Bir kötülük yaptığın zaman, peşinden bir iyilik yap ki
onu temizlesin. Gizli işlediklerin için gizli, açık işlediklerin için açık
iyilik yap.” (Tirmizî)
Günahları gizlemek
Yüce Rabbimiz o kadar merhametlidir ki, bizim
insanlardan sakladığımız, utandığımız günahları bizim yüzümüze vurmaz. Bu
konuyla ilgili şu birkaç hadis-i şerifi zikredelim:
“Günahlarını açıklayanlar hariç, bütün insanlar
affedilmiştir. Biri geceleyin bir günah işler, Allah günahını örter. Sabah
kalkınca Allah’ın örttüğü perdeyi açar ve günahını açıklarsa işte bu
affedilmez.” (Buharî)
“Amellerin kaydedildiği defterler üç çeşittir. Birinci
defterdekiler affedilir, ikinci defterdekiler affedilmez, üçüncü defterdekiler
silinmez. Affedilen defterde kulla Allah arasındaki günahlar vardır.
Affedilmeyen defterde şirk yazılıdır. Silinmeyen defterde kullara yapılan zulümler
kayıtlıdır.” (Ahmed b. Hanbel)
“Kul tevbe edince, Allah işlediği günahları meleklere
unutturur. Hesap günü aleyhinde şahitlik edemesinler diye organlarına, günahın
işlendiği mekâna ve semaya da unutturur.” (Suyutî)
Şeytana inat
Şeytan, biz pişman oldukça Allah’ın bizi affedeceğini
bilmektedir. Bu sebeple bizi usandırmak veya ümitsizliğe düşürmek ister.
Kalbimize şüphe ve tereddüt vererek, sürekli günahlara geri döndüğümüzü, tevbelerimizin
kabul edilmeyeceğini fısıldar. Bu oyuna gelmemeliyiz. O ısrar ettikçe biz de
ısrar etmeli ve tekrar tekrar tevbe etmeliyiz.
Günah arzusundan kurtulmak zordur. Bu da şeytanın önemli
kozlarındandır. Bize günaha karşı koyamayacağımız hissi vererek, arzularımızı
gözümüzde büyütür. Pes etmemizi ister. Oysa Yüce Rabbimiz hiçbir kuluna
kaldırmayacağı yük yüklemez. Emir ve tavsiyelerine uymaya çalışan kullarına da
kolaylık sağlar. Ebu Muhammed Sehl rh.a., bu konuda şöyle demiştir:
“İnsanda arzu ve isteklerin bulunması fıtratın bir
gereğidir. Günaha karşı arzu oluştuğunda insanın yapması gereken; kalbiyle
halini Mevlâ’ya arz etmek, gelen düşünceyi kötü görmek ve nefsini de devamlı
kötü görmeye zorlamaktır.”
‘Halimi
Biliyorum’
Yahya b. Muaz rh.a. şöyle dua edermiş:
“Ya Rabbi! Ben, yaratılışımı ve tabiatımı bildiğim için bir daha günahlara
dönmeyeceğim demiyorum. Nefsimin zayıflığını bildiğim için, bütün günahları
terk etme sözü de veremiyorum. Ben ancak şunu diyorum. Tevbe ettim. İnşallah
bir günaha bulaşmadan ölür giderim.”