Tencere - Serhat ALBAMYA
Kayda Değer Diyaloglar
Bir öğretmenimin oğlu asansörsüz apartmanın dördüncü
katında bulunan evlerine çıkıp inmekten usandığı bir gün dayanamayıp patlıyor:
– Yettti artık satalım bu evi de asansörlü bi ev alalım!
Annesi diyor ki:
– Yavrum, bu evin sahibi biz değiliz, biz burda
kiracıyız!..
Çocuk cevabı yapıştırıyor:
– O zaman sahibinden satalım!
* * *
Bir sohbet esnasında hoca namazdan bahsederken, yan
tarafımda bulunan bir öğrenci komiklik olsun diye:
– Hocam şimdi biz günde beş vakit namaz kılıyoruz ya,
kutuplara gitsek ne yapacağız? Altı ay gece altı ay gündüz, aydan aya mı namaz
kılacağız, diye sorunca hoca dedi ki:
– Tamam, kutuplara git, aydan aya namaz kıl. Ama sabah
vaktinden akşam vaktine kadar oruç tutacağını da unutma!
Gizemli Bir Vaka
Bir kombi firmasının düzenlediği toplantıda konuşma
bitip sıra müşterilerin sorularına gelince, bir müşteri söz alarak orada
bulunma sebebi olan soruyu sormuş:
– Biz kombiyi taktırmadan önce gayet huzurlu uyuyan
oğlumuz, kombiyi taktırdığımızdan beri, yani yaklaşık altı aydır geceleri
altına kaçırıyor. Sebebini çözemeyince size danışmak istedim!
Kombi firmasının yetkilileri durumun garipliğine şaşırıp
araştırmak üzere eve gidince durum anlaşılıyor. Meğer ısıtma için takılan
peteklerden biri çocuğun baş ucundaymış ve çocuk gecenin bi vakti petekten
gelen şırıltıları duyunca dayanamayıp kaçırıyormuş.
Çok fazla dedektiflik hikayesi okudum ama böylesine bu
gizemli olay beni de şaşırttı...
Bundan Hikâye Olur mu?
Geçenlerde bir memleketin misafirhanesine konuk oldum.
İçeri girip üzerimdekileri astıktan sonra mutfağa geçtim. İkisi oldukça yaşlı,
biri genç üç kişi vardı. Kim olduğumu, ne iş yaptığımı sorup tanışınca
yaşlılardan biri sordu:
– Demek Semerkand’da yazıyorsun...
– Evet, Tencere bölümünden hatırlarsınız...
– Hmm, peki ne yazıyosun mesela? Hikâye mi sohbet mi? Ne
yazıyosun yani?..
Kendime hiç sormadığım bu soruya azıcık şaşırsam, biraz
düşündükten sonra cevapladım:
– Amcacığım, yazdığım şeyler değişiyor. Daha çok mizah
yazıları yazıyorum. Güldüren komik şeyler...
Bir türlü tatmin olmuyor gibiydi, sorusuna devam etti;
– Uyduruyor musun ya da bildiğin şeyler mi, ne mesela?
– Amcacığım, mesela başıma bir olay geldi, komik, ilgi
çekici bir şey, onu anlatıyorum.
– Buraya geldiğini de yazar mısın?
– Pek komik değil ama siz komik bir şey söyleseniz onu
yazabilirim mesela.
– İlla komik mi olmalı?
– Yok, ama bi’ ders çıkarabilmeliyiz.
– O zaman sana bir şey anlatayım da onu yaz.
Olur mu?
– İlginç bir olaysa yazarım amcacığım, buyrun...
Merak uyandırarak hikâyeyi anlatmaya başladı. Herkes
heyecanla dinliyordu.
– Şimdi bizim köyde bi’ dere vardı. Dere köyden çook
aşağıdaydı. Ben de derenin oradaki işim bitince köye doğru çıkmaya başladım.
Köy yüksekteydi, tırmanırken akşam ezanı okundu. Gittim akşam namazını kıldım.
Çıktığımda hava kararmış, her yanı sis basmıştı. Acele yola devam ettim. Köye
giden iki yol vardı. Biri sağ taraftan tepeye çıkar, diğeri doğru köye gider...
Bir yandan da elini tepe olarak gösteriyor, öteki eliyle
de yolları tarif ediyordu. Hikâyede nasıl bir gariplik olacak diye bekliyorduk:
– Sis yüzünden önümü görmeden yürüdüm. Tırmandım da
tırmandım. Uzunca gidip karşımda köyü bulamayınca anladım ki yanlış yola
sapmışım!
Hep birlikte sorduk:
– Eee sonra ne oldu?
– Ne olacak, geri yürüyüp köye vardım!
– Bitti mi?
– Hee bitti, hikâyem bu. Yazar mısın mesela bunu?
– Valla amcacığım, yolun sonunda karşınıza bir ayı
çıksaydı, siz ona bir şeyler deseydiniz, sizi dinleyip zarar vermeden yoluna
geri dönseydi olurdu ama maşallah sapasağlam varmışsınız işte...
– Yazmaz mısın yani?
Yazının sonuna UFO, kar adamı, falan ekleyip gönlünü
alsam mı diye düşündüm. Uydurup yazmak adetim olmadığından vazgeçtim.
– Tamam amca, yazacağım hikâyeni, dedim.
– İyi o zaman, yazarsan okuruz, dedi.
Müsaade isteyip kalktım. Yatağa geçerken genç olan
arkadaş da peşimden gelip karşı yatağa yerleşti. Tam uzanacakken dayanamayıp
sordu:
– Ya, benim de bi’ hikâyem var, anlatsam dinler misin?..