Tencere - Serhat ALBAMYA
Kayda Değer Diyaloglar
Bir abimiz anlatıyor;
“Şehirlerarası otobüste yoldaydık. Otobüs gayet normal
bir şekilde ilerlerken acı bir fren sesiyle sarsıldık. Herkes paniğe kapıldı.
Otobüs bir süre zikzaklar çizerek ilerledikten sonra toparlanıp durdu.
Devrilmekten zor kurtulmuştuk.
Karşı şeritten gelen TIR aniden bizim şeride geçip
durmuş, bir an şoka giren bizim şoför kısa sürede durumu toparlayıp, çarpmadan
otobüsü durdurmayı başarmıştı.
Şoförümüz otobüsü durdurduktan sonra eli kolu boşalmış
bir halde muavinden bir sigara istedi, birkaç derin nefesten sonra:
– Ben bakamıyorum, söyleyin çocuğa bir şey oldu mu, diye
seslendi.
Her kafadan çıkan sesten anlaşıldığı kadarıyla mesele
karşıdan gelen TIR’ın şerit ihlali değildi. Meğer bütün karmaşanın sebebi
aniden yola fırlayan bir çocukmuş.
Şimdi herkes büyük bir endişeyle çocuğa bir şey olup
olmadığını merak ediyordu. İnip duruma göz atan muavin, çok şükür güzel cevabı
verdi. Çocuğa bir şey olmamıştı.
Fakat TIR devrilmekten zor anda kurtulmuş, yan dönerek
bütün yolu kapatmıştı. Herkes iyi haberi duyup derin bir oh çekince arka
tarafta oturan bir amcanın sesi duyuldu:
– O çocuk kimin be ya? Söyleyin anası babası sıkı
tutuversin!
* * *
Arkadaşlarla muhabbet ediyoruz. Mevzu yeme-içme. Dedim
ki:
– Benim en sevmediğim şeylerden biri bana zorla yemek
yedirilmesidir. Aç isem sorun değil, oturur hiç seçmeden sofrada ne varsa
yerim. Ama tok olmama rağmen birisi zorla yemek yedirmeye çalışırsa o dakikalar
benim için ızdıraba dönüşür. İlle bir şey ikram etmek istiyorsan bir bardak su
ver, yeter.
Arkadaşlardan birinin tam da bu konuyla konuyla ilgili
bir anısı varmış. Anlatınca epeyi güldük. Mesele şu:
Bu arkadaş babaannesine hal hatır sormaya gidiyor, biraz
oturup çıkmak niyetinde. Fakat babaannesi ona bir şey ikram etmeden göndermeyi
hiç istemiyor. Başlıyor sormaya:
– Yavrum börek var, börek ye.
– Yok babaanneciğim, tokum. Hiç zahmet etme.
– Oldu yavrum, o zaman meyve soyayım da, ye.
– Yok babaanneciğim pek canım istemiyor.
– Yavrum, o zaman az süt ısıtayım iç.
– Yok babaanneciğim hiç yorma kendini.
Bu cevabın ardından torununa bir şey yediremeyeceğini
anlayan babaanne torunu afallatan soruyu soruyor;
– Yavrum bir şey yemedin, bari telefonla konuş, aramak
istediğin bir yer varsa al da ara bizim evden, hadi...
Dev Yazı Dizisi: Aramızdaki Organizatörler!
Geçenlerde işten çıkıp karşıdan karşıya geçmek için
yeşil ışığın yanmasını beklerken, herkes kadar sabırlı davranamayan iki kişi
kendini yola attı. Ne kadar büyük bir hata yaptıklarını fark etmeleri ise
birkaç saniye sürdü.
Mesele hızla yaklaşan bir araç filan değil, yaşlı bir
amcaydı. Susturamayacakları, asla cevap veremeyecekleri, azarlarını sineye
çekmek zorunda kalacakları bir amca... Hani çevresindeki her şeyle alakadar
olan, her duruma laf atan asabi yaşlı amcalar olur ya, tam öyle!
Daha ikinci adımlarını atmadan başladı gençlerin
ardından söylenmeye:
– Piii! Bir de Avrupa Birliği’ne gireceğiz diyorlar!
Olmaz efendim olmaz, böyle insanlar varken olmaz! Daha karşıdan karşıya geçmenin
adabını bilmiyorlar, bir de Avrupa Birliği’ne girelim diyorlar!..
Yeşil ışık yandığında amcanın homurdanması hâlâ son
bulmamıştı. Hatta ben karşıya geçip dolmuşa binene dek sürdü.
Benim burada takıldığım şey yaşlı amcanın haklı olması ya
da gençlerin kural tanımazlığı değil. Benim kafama takılan şey yaşlı
amcalarımızın ya da teyzelerimizin çevrelerinde vuku bulan her olaya
diledikleri gibi yorumu yapıştırabilme rahatlıkları. İnsanı öyle bir durumda
bırakıyorlar ki ne cevap verebiliyorsunuz, ne de haklı olduğunu söyleyip el
pençe divan durabiliyorsunuz. Çünkü iki şekilde de azarlamaları son bulmuyor.
Ama tabii ki toplum düzeni için olmazsa olmazlardan biridir onlar.
Asabi yaşlı amcaların bitmek bilmeyen yorumlarına daha
çocuk yaşta alışırız. Top oyunlarını sevmeyenler daha en başta tavırlarını
belli eder, evlerinin civarında olabilecek herhangi bir toplu spor faaliyetini
daha gerçekleşmeden engellerler. Sloganları “Keserim topunuzu, oynatmam oyununuzu!”
şeklindedir.
Bu türden asabi amcalara zaten hepimiz alışığız ama bir
versiyonu var ki evlerden ırak... Bunlar oynanan oyuna karışan amca tipidir.
Mesela top oynasanız hiçbir ara pası beğenmez, hiçbir gole hayran kalmaz,
hiçbir taktiği kabul etmez. Genellikle çocuklara “O top öyle mi oynanır!” “Ben
o golü gözüm kapalı atardım!” “Bak kerataya, nasıl da yedi golü!” gibi
yorumlarda bulunur, senelerdir gün yüzüne çıkaramadığı teknik direktör yanını,
oturup akşama kadar çekirdek yediği balkonundan gösterir. Neyse, yine de bunlar
top oynamaya hiç izin vermeyen asabi amcalardan kat be kat iyidir.
Bir de asabi amcalarımızdan olur olmaz bir şeye kızıp
yolda söylene söylene yürüyen versiyonu var ki onlarla karşılaşanların durumu
daha vahim. Hızlı geçen bir araba, çöp kurcalayan bir kedi, yüksek sesle
bağıran bir simitçi... Çevrede rahatsızlık faktörü olabilecek herhangi bir şey
bu amcalarımızın diline dolanmak için yeterlidir. İlk görüşte “Herhalde
kulaklığı var, cep telefonu ile birine bir şey anlatıyor!” diye iyimser bir
şekilde yaklaşsanız da, daha sonra söylenmesinin sebebinin yarım saat önce
yanından hızla geçmiş bir motosiklet olduğunu anlarsınız.
Bu amcalar söylene söylene eve varır, koltuklarına
oturur, söylenmeye devam eder. Ta ki teyzemiz “Yine kime söyleniveriyon?”
diyene kadar. Unutmayın, asabi amcayı susturabilecek tek etken teyzelerimizdir.
Bu arada bir şey dikkatimi celbetti, bahsettiğim asabi
amcalara nedense ne bizim köyde ne de bizim çay ocaklarında hiç rastlamadım.
Acaba bizim köyün çorbasını içenin sinirleri mi yatışıyor?