Hâl Dili - Abdullah S. DEMİRTAŞ
Kayıktaki Sarhoş Gençler
Velilerin büyüklerinden Maruf Kerhî k.s. bir gün bir
toplulukla birlikte Dicle Nehri’nin yakınından geçiyordu. O esnada bir grup
genç, kayık içinde içki içip eğleniyordu. Nehrin kenarına vardıklarında
yanındaki kişiler Hazret’e dediler ki:
– Ya Şeyh! Dua et de Hak Tealâ bunların hepsini suya
batırsın. Böylece şu musibet ortadan kalksın.
Bu talep üzerine Maruf Kerhî k.s. “Haydi ellerinizi
semaya kaldırın..” dedi ve kendisi de ellerini kaldırarak:
– İlahî! Bu gençleri şu cihanda neşelendirip hoş bir
hayat verdiğin gibi onlara ahirette de hoş bir hayat bahşet, onları neşelendir,
diye dua etti.
Yanındakiler şeyhin bu duasına şaşırarak:
– Ey Şeyh, biz bu duanın sırrını anlamadık, dediler. O
da:
– Sırrı ortaya çıkana kadar bekleyin, buyurdu.
O sırada gençler Hazreti görünce utanıp yaptıklarına
pişmanlık duyarak sazlarını kırdılar, içkilerini döktüler. Ağlıyorlardı.
Şeyh’in yanına gelip tevbe ettiler. Bunun üzerine Maruf Kerhî hazretleri
yanındakilere şöyle dedi:
– Gördünüz mü?.. Kimseyi batırmadan, kimsenin canını
yakmadan dileğimiz nasıl gerçekleşti de gençler sarhoşluk belasından
kurtuldular.
Feridüddîn Attar, Tezkiretü’l-Evliya
Şiir
Allah dostunu gördüm bundan altı yıl evvel,
Bir akşamdı ki, zaman donacak kadar güzel.
Necip Fazıl Kısakürek
Duvardaki Kir
Meşhur sûfilerden Malik b. Dinar k.s. bir zamanlar bir
ev kiralamıştı. Komşusu bir yahudi idi. Malik b. Dinar’ın evinin kıbleye bakan
cephesi o yahudi komşu tarafına denk düşüyordu.
Bu yahudi evinin önüne bir tuvalet yapmış, pislikleri
Hazret’in duvarının kenarına atarak orayı kirletiyordu.
Bir gün Malik b. Dinar k.s. hazretlerinin yanına
gelerek:
– Sen bu halden rahatsız olmuyor musun, diye sordu.
– Evet, oluyorum. Ama yıkıyor, temizliyorum.
– Bu sıkıntıya niçin katlanıyorsun ki? Bu düşmanlığa,
kine kim için katlanıyorsun?
– Allah Tealâ’nın rızası için. Çünkü o şöyle buyuruyor:
“O takva sahipleri ki, bollukta da darlıkta da Allah için infak ederler.
Öfkelerini de yutarlar ve insanları affederler.” (Âl-i İmran, 134)
Bu cevap üzerine yahudi;
– Ne iyi bir din ki, saygın bir kişi benim gibi birinin
verdiği eziyete katlanıyor. Asla bağırıp çağırmıyor, sabredip kimseye
söylemiyor, dedi ve derhal müslüman oldu.
Feridüddîn Attar, Tezkiretü’l-Evliya
Bu da Az Değil
Bir gün bir adam Ebu Osman Hîrî k.s. hazretlerine
gelerek,
– Dille zikrediyorum ama kalp ona yâr olmuyor, uymuyor.
Bu duruma ne dersiniz, dedi. Hazret buyurdu ki:
– Hiç değilse bir azanın itaatkâr olduğuna şükret.
İnşallah kalp de ona uyar.
Feridüddîn Attar, Tezkiretü’l-Evliya
‘Bu Hikmetli Söz Nereden?’
Cüneyd-i Bağdâdî k.s. Hazretleri, mürşidi ve aynı
zamanda dayısı olan Serî Sekatî k.s. ile aralarında geçen bir olayı şöyle
anlatıyor:
“Üstadım Serî Sekatî k.s. bana bir hikmet öğretmek
istediği zaman soru sorardı. Yine bir gün sordu:
– Cüneyt, şükür nedir?
Ben de:
– Allah Tealâ’nın verdiği hiçbir nimeti O’na karşı
isyanda kullanmamaktır, dedim. Bu cevap üzerine;
– Sen bu hikmetli sözleri nereden öğreniyorsun, diye
sordu. Ben de:
– Sizin meclisinize katılmaktan, sizinle birlikte
bulunmaktan, dedim.”
Kuşeyrî, Risale
Sabrın Kısımları
Sabır birkaç kısımdır:
Kulun kendi iradesiyle yaptığı şeylere gösterdiği sabır.
Kulun kendi iradesi dışında olan şeylere karşı
gösterdiği sabır.
Kulun kendi iradesiyle yaptığı şeylere göstereceği sabır
da iki kısımdır:
Allah Tealâ’nın emirlerini yapmaya sabır.
O’nun yasakladığı şeyleri yapmamaya karşı sabır.
Kulun kendi iradesi dışındaki meydana gelen şeylere
karşı sabretmeye gelince: Bu da Allah’ın takdir ettiği, içinde sıkıntı bulunan
geçim darlığı, hastalık, ölüm gibi imtihan ve musibetlere sabırdır.
Kuşeyrî, Risale
Kahrın da Hoş Lütfun da Hoş
Cana cefa kıl, ya vefa
Kahrın da hoş, lütfun da hoş.
Ya dert gönder ya da deva
Kahrın da hoş lütfun da hoş.
Hoştur bana senden gelen
Ya hilat ü yahut kefen
Ya taze gül yahut diken
Kahrın da hoş lütfun da hoş.
Gelse celâlinden cefa
Yahut cemalinden vefa
İkisi de cana safa
Kahrın da hoş lütfun da hoş.
Ağlatırsın zari zari
Verirsen cennet ü huri
Layık görür isen narı
Kahrın da hoş lütfun da hoş.
Gerek ağlat gerek güldür
Gerek yaşat gerek öldür
Aşık Yunus sana kuldur
Kahrın da hoş lütfun da hoş.
Âşık Yunus
Bir Dua
Bir defasında Hz. Hasan r.a. Kâbe’nin bir köşesine
tutunarak şöyle yalvarır:
“Ya İlâhî! Bana nimetler ihsan ettin, fakat beni
şükreden bir kul olarak bulmadın. Bana sıkıntı verip imtihan ettin, beni
sabreden bir kul olarak bulmadın. Şükrü terk ettim diye verdiğin nimetleri geri
çekip almadın. Sabrı terk ettim diye sıkıntılarımı devam ettirmedin. Allahım!
Senin gibi kerim, cömert bir Rab’den ancak böyle cömertlik ve ihsan zuhur
eder.”
Kuşeyrî, Risale