Bin bir Damla - Yusuf YAVUZ
Velid ibn Abdülmelik
Emevî halifelerinin önde gelenlerinden Velid ibn Abdülmelik
(ö. 96/714), dokuz buçuk yılı aşkın hükümdarlık döneminde önemli icraatlar
yapmış biridir. Onun zamanında büyük fatihler yapılmış, İslâm ülkeleri doğuda
Hindistan’ı ve batıda Endülüs’ü fethetmiştir.
Velid, büyük fetihlerin yanında hayır işlerinden de geri
kalmazdı. Yetimleri fakirleri gözetir, yolları köprüleri düzeltir, imar
işlerine çok önem verirdi. Şam’da bir benzeri daha olmayan büyük Emeviyye
Camii’ni inşa ettirmiştir. Öyle ki, inşaatı tamamlandığında yeryüzünde ondan
daha güzel cami ve bina yokmuş.
Velid, inşaat işlerine pek düşkün imiş. Onun zamanındaki
insanlar da öyle olmuşlar. Birbirleriyle karşılaştıkları sırada biri diğerine:
“Ne bina yaptın? Neyi imar ettin?” diye sorular sorarmış. Velid’in kardeşi
Süleyman’ın derdi ve düşüncesi ise kadınlardı.
Onun dönemindeki insanlar da öyle oldular. Birbirleriyle
karşılaştıklarında biri diğerine: “Kaç kadınla evlendin? Kaç cariyen var?” gibi
sorular sorardı.
Fazilet sahibi halife Ömer İbn Abdülaziz’in fikir ve
meşgalesi çok Kur’an okumak, namaz kılmak, ibadet yapmaktı. Onun zamanındaki
insanlar da öyle düşünmeye başladılar.
O dönem iki kişi birbiriyle karşılaşınca biri diğerine:
“Ne kadar virdin (zikir dersin) var? Günde ne kadar Kur’an okuyorsun? Dün ne
kadar nafile namaz kıldın?” diye sorardı.
Derler ki, halk kendi hükümdarlarının/idarecilerinin
yolunu tutar. Eğer hükümdar/idareci içkici ise içki içenler çoğalır, cimri ise
cimriler çoğalır, cömert ve şecaatli ise halkı da öyle olur. Hükümdar eğer
tamahkâr, zalim ve zorba ise halkı da öyle olur. Eğer o dindar, takva sahibi ve
iyiliksever biri ise halk arasında da bu gibi güzellikler yayılır. Bu haller
bazı zamanlarda ve bazı şahıslarda görülegelmiştir.
Birçok güzel eser bırakan Velid ibn Abdülmelik, kırk
dört veya kırk altı yaşlarında vefat edince, cenaze namazını kıldırıp onu
mezara koyan Ömer ibn Abdülaziz şöyle diyordu: “Geride ganimetler bıraktığı
halde, onu döşeksiz kabre bırakıyoruz. Mesken olarak toprağı seçti, hesapla yüz
yüze geldi. Dünyadaki salih amellere muhtaç kaldı, geride bıraktığı mallara ise
ihtiyacı kalmadı.”
Tarihu’t-Taberî, 6/495-97; el-Bidâye ve’n-Nihâye,
9/191-196.
Ömer ibn Abdülaziz
Emevî Devleti içinde Ömer İbn Abdülaziz hazretlerinin
halifelik zamanı, bir yağız atın alnındaki beyaz gibidir. İki sene beş ay kadar
olan hilafet müddetinde Hz. Peygamber Aleyhisselam’ın sünnetlerini tekrar
yaşatmış onca yıldan beri yerleşmiş ve kökleşmiş olan kötü adetleri ortadan
kaldırmıştır. Bundan dolayı onun halifelik zamanı, ilk dört halifenin hilafet
günlerine eklenebilir, kendisi de Hülefa-yı Raşidîn’den (beşincisi)
sayılabilir.
Halkın kendisine biatından sonra halifelik makamına
götürülmek üzere alay atları getirilince, “Bunlar nedir?” dedi. “Halifeliğe
mahsus binekler..” denilince, “Benim hayvanım bana yeter.” deyip süslü saltanat
atlarını geri çevirdi ve kendi hayvanına binip gitti. Kendisi çok üzgün ve
düşünceli görünüyordu. Azatlı kölesi: “Efendim üzüntünüz nedir, neden
düşüncelisiniz?” diye sorunca: “Doğudan batıya Ümmet-i Muhammed’in hukukunu
korumak bana yüklendi. Bundan büyük keder olur mu?” dedi. Önce kıymetli zevcesi
ve amcası Abdülmelik’in kızı Fatıma’nın yanına gitti. “Eğer benimle yaşamak
istersen bütün süslerini ve kıymetli elmaslarını hazineye teslim et. Çünkü
onlar senin yanında bulundukça ben seninle beraber olamam.” dedi. Fatıma da
bütün mücevherlerini beytülmale ve Hz. Fatımatü’z-Zehra gibi manevi zinet ve
ruhanî süslerle yaşamaya karar verdi. Ömer b. Abdülaziz’in vefatından sonra
halifeliğe geçen amcası oğlu Yezid, o mücevherleri hazineden aldırıp kızkardeşi
Fatıma’ya geri vermek istedi. Fakat Fatıma: “Ben Ömer’e hayatında itaatkâr olup
da ölümünden sonra asi mi olacağım?” diyerek bunu kabul etmedi.
Öteden beri Emevî valileri hutbelerde Hz. Ali’yi, “Ebu Türab’a
lânet!” diye kötülemeyi sürdürüyorlardı. Ömer b. Abdülaziz hazretleri halife
olarak ilk hutbeyi okuduğu sırada o bahse gelince, “İnnellahe ye’müru bi’l-adl...”
(Allah adaleti emreder...) diye başlayan ayet-i kerimeyi okudu. Bütün
memleketlerde böyle okunması için vali ve kumandanlara fermanlar gönderdi.
Böylece bütün İslâm ülkelerinde o kötü adet ve bid’at hutbelerden kalktı. Büyük
dedesi Hz. Ömer gibi adil bir halife olan Ömer b. Abdülaziz, henüz kırk
yaşlarında iken muhalifleri tarafından para karşılığı hizmetçisi eliyle
zehirlenmişti. Hizmetçi kölesini serbest bırakan halife, üç hafta sonra
ölmüştür (101/720).
ez-Zehebî, Tarihu’l- İslâm (Beyrut 2003), 3/115-130; Kısas-ı
Enbiyâ, 4/64-77.
Ebu Müslim Horasanî
Ebu Müslim Horasanî (ö. 137/755), Abbasî Devleti’nin
kuruluşunda öncülük eden ihtilalci komutandır. Muhtemelen İsfahan’da doğdu
(100/719). Arap değildir. Çocukluk yılları Kûfe’de geçti. Gençliğinde
Horasan’da ihtilal lideri seçildi ve bir süre sonra oranın valisi olarak
hakimiyet kurdu (130/748). Bu arada devlet idaresi de Emevîler’den Abbasîler’e
geçti (750). İkinci Abbasî halifesi Mansur, birçok isyanı bastırıp gücünü
artıran ve kendi başına bazı işlere girişen Ebu Müslim’in hakimiyetinden endişe
ettiği için, hileli iltifatlardan sonra onu Irak’taki Rumiye kasabasında
öldürterek Dicle’ye attırdı. Acımasız bir ihtilalciydi ve Abbasî hakimiyeti
uğrunda altı yüz bin kişiyi öldürtmüştü. Sonradan hakkında efsanevî destanlar
ve hikâyeler yazılmıştır.
Halife Mansur, Ebu Müslim’i öldürtmek için hileyle onu
bulunduğu saraya davet etmiş, o da yanındaki muhafızları başka yerde bırakarak
bir akşam üzeri Rumiye’de halifenin huzuruna çıkmıştı. Mansur ona saygı ve
ikramda bulundu, kendisiyle kısa bir sohbet yaptı. Sonra da şimdi gidip
dinlenmesini, yarın tekrar gelmesini söyledi. O da gönül rahatlığıyla Mansur’un
yanından çıkıp gitti. Ertesi gün Mansur dört muhafız seçti ve onlara Ebu
Müslim’i öldürme talimatı verdi. “Arka tarafta bekleyin, elimi çırptığım anda
çıkıp onu öldürün.” dedi. Sonra Ebu Müslim oraya çağrıldı. O da emniyet ve
memnuniyet duygusu içinde halifenin huzuruna girdi. O sırada Mansur, önceden
yaptığı hata ve suçlarından dolayı Ebu Müslim’i sorguya çekerek hesap sormaya
başladı. O da bütün hatalarından dolayı özür beyan ederek bağışlanmasını
istedi. Fakat Mansur onu affetmedi. Ellerini çırpınca muhafızlar içeri dalarak
kılıç darbeleriyle Ebu Müslim’i öldürdüler. O sıra Ebu Müslim otuz yedi yaşlarındaydı.
Halife Mansur, Ebu Müslim’i öldürmek istediği günlerde
bir şaşkınlık geçirmişti. Bu hususta birilerinin görüşüne mi başvurmalı, yoksa
bu iş duyulmasın diye kendi başına mı karar vermeliydi? Sonra zamanın büyük
alimi İbn Kuteybe’ye: “Ebu Müslim’in durumu hakkında ne dersin?” diye sordu. O
da şu ayet-i kerimeyle cevap verdi: “Eğer yer ve gökte Allah’tan başka tanrılar
olsaydı, ikisinin düzeni mutlaka bozulurdu.” (Enbiya, 22). Bu cevap üzerine Mansur,
devlet nizamı için açık tehlike olarak gördüğü Ebu Müslim’i yok etme kararı
verdi.
İbn Hallikân, Vefeyâtü’l-A’yân (Beyrut 1977),
3/145-155; el-Kâmil fi’t-Tarih, 5/468-480.