Başyazı - Velîlerin Mücadele Ahlâkı - Mübarek EROL
Tasavvuf,
en genel tarifiyle dünyevî hırs ve emellerden uzaklaşmaktır. Tarih boyunca
tasavvuf büyükleri hep bu yönde nasihatte bulunmuşlar, özellikle kendi
hayatlarında buna azami gayret göstermişlerdir. Haliyle onların yazdıkları
kitaplar, onlardan aktarılan sözler ve menkıbeler de bu maksada yönelik
olmuştur.
Zamanla -özellikle son asırda- bu anlayış, tasavvufu
bilmeyen kimseler tarafından yanlış anlaşılmıştır. Bunlara göre tasavvuf erbabı
kimseler dünya işlerini, hayatı boş vermiş, yani dünyadan elini eteğini çekmiş
kimselerdir. Elbette hakikat böyle değildir. Allah dostları insanları irşad
etmek için gayret gösteren, kendi hayatlarında da dünyevî maksat ve makamlardan
uzak duran kimselerdir. Yoksa bu zatlar elini eteğini dünyadan çekmiş
değillerdir. Bunu bizzat onların hayatlarından misallerle açıklayalım.
Seyyid Abdülkadir Geylânî k.s. ömrü boyunca insanlara
nasihat etmiş, irşad için çabalamış, bu yolda eserler yazmıştır. Dolayısıyla
hayatı insanlarla, insana hizmetle iç içe geçmiş bir zattır ve hayattan elini
eteğini çekmiş değildir. Sadece dünya hayatının asıl maksadına yönlendirmek
için gayret etmiştir.
Yine Hz. Mevlâna k.s. hazretlerinin ömrü insanlara
hakikati anlatmakla geçmiştir. Ciltler dolusu eseri asırlar boyu insanları irşad
etmiş ve etmektedir. Kendisi önemli bir müderris ve fıkıh alimidir. Bunların
yanında sosyal ve siyasi hayatta da aktiftir. Mesela yaklaşmakta olan Moğol
istilasını önlemek için onlarla mektuplaşmış ve Konya’nın yağmalanmasını
engellemiştir.
Yine önemli bir alim ve hekim olan Akşemseddin k.s.,
İstanbul’un fethine bizzat kendisi, halifeleri ve talebeleri ile katılmıştır.
Fetihten vazgeçme ihtimaline karşı padişahı keskin bir dille uyarmıştır.
Maksada ulaşıldıktan sonra da talebeleriyle birlikte Göynük’e çekilmiştir.
Hemen burada Hacı Bayram-ı Velî k.s. hazretlerini akla getirelim.
Akşemseddin hazretleri, Hacı Bayram hazretlerine
bağlanmak için gittiğinde, onu müritleriyle buğday tarlasında çalışır halde
bulmuştur.
Somuncu Baba k.s. hazretlerini düşünelim. Kendisi ekmek
yapıp satan bir zattır. Yine Ahmed Yesevî k.s. hazretleri kaşık yontarak
geçimini sağlarmış. Önünde nice sultanın, hükümdarın diz çöktüğü Yusuf Hemedânî
k.s. elbisesini kendi diken, değirmene kendisi giden bir zattır. Bu zatlar aynı
zamanda halkı irşad ile meşguldürler. Hiçbiri hayattan elini eteğini çekmiş
değildir. Sadece kendilerini ve sözlerine itibar edenleri fani dünyanın bitip
tükenmez arzularına terk etmemişlerdir.
Hâce Ubeydullah Ahrar, İmam-ı Rabbânî, Mevlâna Halid-i
Bağdâdî (Allah hepsinin sırrını mukaddes kılsın) müslümanların maslahatı için
devrin yöneticileri ile irtibat kurmuş, halkı rahata kavuşturmak için
çabalamışlardır. Kanunî devrinin önemli müderrislerinden olan Beşiktaşlı Yahya
Efendi hazretleri, emekli olduktan sonra halka hizmetle meşgul olmuş, cami,
medrese, tıp fakültesi, çeşme ve hamamlar yaptırmış, ormanlık bir alanı ıslah
ederek fidan dikmiş, meyve aşılamıştır. Ömrü kitap yazmak, ilim ve irşad için
seyahat etmekle geçen İsmail Hakkı Bursevî k.s. hazretleri de, yeri geldiğinde
savaşa katılmış, hatta yaralanmıştır.
Osmanlı’nın yıkıldığı yıllarda Libya-Tunus coğrafyasında
Senusî şeyhleri işgalcilere karşı mücadele etmiş, buradaki savaş kaybedilince,
mücadeleden vazgeçmeyip Suriye’ye, oradan da Antep’e, Urfa’ya kadar
gelip halkı mücadeleye çağırmışlardır. Bunun öncesinde, 93 Harbi diye bilinen
savaşta Şeyh Abdurrahman-ı Tağî k.s. hazretleri halkı Ruslara karşı mücadeleye
çağırmış, bu maksatla mektuplar yazmış ve kendisi de bizzat savaşmıştır.
İki misalle mevzuyu bitirelim. Birinci Dünya Savaşı
patladığında, Rusların memlekete girmesi ile şehirler, köyler boşaltılmıştı.
Ruslar Kars’ı ele geçirmişler, Muş ve Bitlis’e kadar dayanmışlardı.
Sâdât-ı Nakşibendiyye’den Muhammed Diyauddin k.s.
hazretleri evini Norşin’den Garzan bölgesine taşır. Bir sabah evinden tam bir
savaşçı gibi giyinmiş halde, elinde tüfeği dışarı çıkar, atına biner. Bunun
üzerine kardeşleri, halifeleri, müritleri ve ağalar kendi aşiretlerini de
getirerek Hazret’in yanında savaşa katılırlar. Halifelerinden biri de Ahmed Haznevî
hazretleridir.
İlk olarak bir köye saldıran Rusların önüne çıkıp köye
girmelerini engellerler. Bu çarpışmalarda Muhammed Diyauddin hazretleri büyük
kahramanlık göstermiştir. Kaynaklarda anlatıldığına göre, Muhammed Diyauddin
hazretleri savaş boyunca iyice yorgun düşünceye kadar savaşır, daha sonra geri
gelir ve mutlaka kendi kardeşlerinden birini gönderirmiş. Bir çarpışmada
Hazret’in kardeşleri Muhammed Said ile Eşref şehit olurlar. Osmanlı’nın nizamî
orduları ile beraber savaşıp Bitlis’ten Rusları çıkarırlar. Daha sonra Muş ve Norşin’den
de Ruslar çıkarılır. Dönemin padişahı Sultan Mehmed Reşad tarafından, Hazret’in
savaştaki hizmetlerine karşılık iki berat gönderilir.
İkinci misalimiz, Türkiye’nin kurulduğu yıllardan...
Osmanlı sonrası Suriye, Fransızlar tarafından işgal edilmişti. Yine Sâdât-ı Nakşibendiyye’den
olan Ahmed Haznevî k.s. hazretleri halkı emperyalist güçlere karşı daima uyanık
olmaya çağırıyordu. Vatanseverler Fransız kuvvetlerine karşı baş kaldırınca,
işgal kuvvetleri komutanı adamlarından birini Şeyh Efendi’ye göndererek
görüşmek istediğini bildirir. Komutan, yanına gelen Ahmed Haznevî hazretlerine:
“Ey şeyh! Seni çağırmamın sebebi şudur. Direnişçilere karşı bize destek
vermenizi istiyoruz. Eğer bize destek verirseniz ne isterseniz size verir ve bu
ülkede kaldığımız sürece her istediğinizi yaparız.” der.
Ahmed Haznevî hazretleri şöyle cevap verir: “Benim
imanım, sizi müslüman kardeşlerime karşı desteklememe engeldir.” Bunun üzerine
komutan, “O takdirde sana daha önce verilmiş olan Haseviye köyünü geri alırız!”
diyerek tehditkâr bir eda ile konuşur. Ancak Ahmed Haznevî k.s. hazretleri bu
tehditlere aldırış etmez. Bu tutumundan ne taviz verir ne de işgalci komutana
boyun eğer.
Bunun üzerine Fransızlar onu Tıl-ma’ruf’un güneyine
sürgün gönderirler. Orada da hiçbir şeyden çekinmeden aynı mücadelesini
sürdürüp halkı irşad etmeye, uyanışa davet etmeye devam eder. Yöredeki halkın
çoğu gelip ona intisap eder. Buradaki durumun daha tehlikeli olacağını düşünen
Fransızlar geri dönmesine izin verirler. Haseviye’de mücadeleye devam edince bu
sefer Deyrizor’a sürgün edilir. Burada da halk akın akın onun yanına gelir.
Fransızlar tekrar geri göndermek mecburiyetinde kalırlar. Daha sonra bir kez
daha sürgün edilir. Ahmed Haznevi k.s. hazretleri sadece emperyalist güçlere
değil, halka zulmeden ağa ve haramilere karşı da mücadele etmiş ve halkı
korumuştur.
Bir keresinde Irak devleti, Sincar bölgesindeki
Yezidileri bombalamak için uçaklarını gönderir, onlar da Tıl-ma’ruf’a
sığınırlar. Ahmed Haznevî hazretleri müritlerine şöyle emreder: “Memleketlerine
dönünceye kadar bu insanlara ikram ve iyilikte bulunun, onların maddi
ihtiyaçlarını karşılayın.”
İşte Allah dostlarından buna benzer misaller anlatmakla
bitmez. Onlar asla tembellik, teslimiyetçilik, boşvermişlik hali içinde
olmamışlar, hiç kimseye böyle bir telkinde de bulunmamışlardır. Aksine onlar
hiçbir durumda Allah’tan ümidini kesmemiş, her halükârda sabır ve şükür ve
mücadele halinde olmuşlardır.
Onların yoluna dair konuşanların insaflı davranmaları,
Hak erlerine bühtandan kaçınmaları; yola bağlı olanların da büyüklerin azim ve
mücadele ahlâkını örnek almaları gerekir.
Rabbimizin tevfik ve inayetiyle...