Bir Hikmet Kaynağı Olarak Tarih - Halil AKGÜN
Tarih
gündemimizden hiç düşmüyor. Tarihin geçmişte yaşanmış olaylardan ibaret
olduğunu sananlar hep yanılıyor. Tarih, günlük hayatımızda, siyasi
tartışmalarımızda, muhayyilemizde, gelecek planlarımızda yaşamaya devam ediyor.
Neden?
İnsan, geçmişten geleceğe uzanan bir varlıktır. İnsanı
var eden unsurların başında onun hafızası geliyor. Hafızası olmayan, geçmişi
bulunmayan bir insanın kimliği de olmaz. Öyle ya; tarihin neresinde olduğunu
bilmeyen bir insan kendini bugünün içinde konumlandırabilir mi?
Hafızamız bizim hissiyatımızı, tercihlerimizi,
önceliklerimizi de belirler. Çünkü insan boşlukta yaşayan bir varlık değildir.
Tersine insan, bu dünyaya adım attığı andan itibaren hep bir takım şartlara
bağlı olarak yaşar. Bu onun özgürlüğünü ortadan kaldırmaz. Bilakis hafıza,
insanın özgürlüğünü ne yönde ve nasıl kullanacağını belirlemesinde yardımcı olur.
Öte yandan insan yalnız bir varlık da değildir. Cenab-ı
Hak insanı bu dünyada diğer insanlarla beraber yaşamak, onlarla bir hayat
alanını paylaşmak üzere yaratmıştır. İnsan nasıl mekanı paylaşıyorsa, zamanı da
paylaşır diğer varlıklarla. Tarih, bu paylaşımın zihnimize, hafızamıza yansıyan
kısmıdır. Tarih bilinci aynı zamanda insanın başkalarıyla neyi nasıl
paylaştığını da ortaya koyar.
Kur’an’ın tarihe bakışı
Bu yüzden İslâm’da tarih bilinci hep merkezî bir öneme
sahip olmuştur. İnsanın nasıl yaratıldığı ve bu dünyaya ne için gönderildiği bu
tarih bilincinin ilk sayfalarını oluşturur. Zaman ve mekan üstü olan yaratma
eylemi, zamanın ve mekanın başlangıç noktasıdır. Kendi yaradılışı üzerinde
tefekkür eden insan, zamanın ve mekanın nasıl ortaya çıktığı ve ne için
varolduğu üzerinde de tefekkür eder.
Peygamberler tarihi, Kur’an-ı Kerim’in üzerinde ısrarla
durduğu tarih bilincinin bir diğer boyutunu oluşturur. İnsanlık tarihi, özünde
peygamber tarihiyle aynı eksende cereyan eder. İyi ile kötü, hak ile bâtıl,
güzel ile çirkin arasındaki mücadele, tarihe anlam veren çerçeveyi de ortaya
koyar. Bu hakikatler olmadan tarihin anlamı da yoktur.
İnsanın tarihini hayvanların tarihinden ayıran da budur.
İnsanın hafızası vardır çünkü, o hafızada hak-bâtıl, iyi-kötü mücadelesi
vardır. Hayvanların ise sadece doğal tarihi vardır. İnsanın tarihini tarih
bilimleri inceler; hayvanların tarihini ise sadece tabiat tarihi... Aradaki
fark, insan ile beşer arasındaki farktır.
Kur’an-ı Kerim peygamberlerin ve geçmiş kavimlerin
tarihinden bahsederken, bunları hep insanlara bir kıssa olsun, bir ders olsun
diye anlatır. Tarih araştırmasının amacı, geçmişte yaşanmış hadiseleri ardarda
sıralamak değildir. Kur’an’ın sıkça ifade ettiği gibi, amaç insanın bütün bu
hadiselerden kendine bir ders çıkartması, yani hikmete ulaşmasıdır. İbret
alınmayan bir tarih, tarih değildir; sadece bilgi yığınıdır.
İslâm’ın ortaya koyduğu dünya görüşüne göre tarihe yön
ve anlam veren şey, kişiler ve onların yaptıkları değildir. Kişileri ve onların
eylemlerini de anlamlı ve önemli kılan bir takım ilkeler vardır. Zulme karşı
adaletin yanında olmak, bâtıla karşı hakkın mücadelesini vermek, çirkine karşı
güzeli takip etmek, yanlışa karşı doğruyu söylemek... Tarihi anlamlı kılan
eylemler bunlardır.
Tarih ve ahlâk
Bunlar aynı zamanda ahlâkî ve manevi ilkelerdir. Bu
yüzden İslâm tasavvurunda tarih ve ahlâk iç içe geçmiştir. Ahlâkın temel
ilkelerini ihlâl edenler, tarihe yön vermesi gereken değerleri de yok saymış
olurlar. Tarihten ders almak demek, bu ahlâkî ilkelerin ve değerlerin farklı
zaman ve mekanlarda nasıl ortaya çıktığını idrak etmek demektir.
Bu hususları akılda tutarak son dönemde yaşanan tarih
tartışmalarına biraz yakından bakalım. Türkiye’de büyük bir dönüşüm yaşanıyor
ve tabular yıkılıyor. Bize yıllarca kötü, karanlık, geri gösterilen Osmanlı
tarihi, yeni araştırmaların ve tartışmaların konusu haline geliyor. Popüler
tarih kitapları yok satıyor. Televizyonlarda, gazetelerde tarihî konular enine
boyuna tartışılıyor.
İfrat ile tefrit arasında gidip gelen bu tartışmalar,
tarihin vazgeçilmez olduğunu bir kez daha teyit ediyor. Osmanlı’yı sevseniz de
sevmeseniz de bu tartışmaların dışında kalamıyorsunuz. Aynı şekilde Cumhuriyet
tarihine ilişkin bir takım tabular da yıkılıyor. Dokunulmaz kabul edilen konular,
olaylar, isimler mercek altına alınıyor.
Kimisi Osmanlı’yı adeta bir asr-ı saadet gibi
gösterirken, kimileri Cumhuriyet tarihine toz kondurmuyor. Kimileri Osmanlı’yı
yerden yere vururken, kimileri aynı şeyi Cumhuriyet dönemi için yapıyor. Ve tartışmalar
tarih mevzularıyla sınırlı kalmıyor. Tarih, ben-idrakimizin bir parçası olduğu
için, kim kendini nasıl görüyorsa tarihe de öyle bakıyor.
Osmanlı tarihini doğru
anlamak
Osmanlı’yı bir bütün olarak idrak edemiyoruz. Onun
tarihini kendi şartları içinde anlamak istemiyoruz. İnsanî olan her şey gibi
Osmanlı tarihi de karmaşık bir yapıya sahip. Ne bir cennet vadisi, ne de
cehennem... Onu var eden insanlar gibi çok boyutlu, çok katmanlı, renkli. Orada
hem idealizm var, hem realizm. Hem ilke var hem pragmatizm. Koca bir
imparatorluğu başka türlü yönetmek mümkün olabilir miydi?
Osmanlı tarihi hakkında konuşanlar ya mucizeler
bekliyorlar ya da bir dizi felaket senaryosu... Oysa tarihe adaletle, insafla
ve itidalle bakmak gerekir. Osmanlı elindeki imkanları en iyi şekilde
kullanarak bir takım manevi ve ahlâkî ilkeleri hayata geçirmeye çalışmıştır. Bu
yönüyle o tarihe biz bir model gözüyle bakabiliriz. Günümüzün pek çok sorununu
anlamak ve hatta çözmek için o tarihten istifade edebiliriz.
Fakat bu Osmanlı’nın hiç bir dünyevî yönünün olmadığı
anlamına gelmez. Tarihteki bütün devletler gibi Osmanlı da tarihte yaşadı; bu
dünyada hüküm sürdü. Doğru da yaptı, hata da... İyi günü de oldu kötü günü
de... Osmanlı tarihine taşıyamayacağı bir yükü yüklemek, ona haksızlık etmek
olur.
Tarihi incelerken ve anlamaya çalışırken, tarihî
şartları her zaman akılda tutmak gerekir. Aynı şekilde tarih ancak mukayeseli
bir gözle okunduğu zaman anlamlı hale gelir. Bugünün bir takım kavramlarını ve
kurallarını esas alıp “efendim bunlar Osmanlı’da yok; dolayısıyla Osmanlı
baskıcı, gerici bir devletti” demek tarihe yapılacak en büyük zulümdür.
Bu, atın fizyolojisini esas alıp kartalı mahkum etmeye
benzer. Atın yeri başkadır, kartalın yeri başka. Bunları birbirine
karıştırdığınızda ortaya ucube bir varlık çıkar. Ne ata adaletli davranmış
olursunuz ne de kartala... Üstelik atla kartalın kavga etmesi de gerekmiyor.
Zaten tarihte bunlar kavga etmiyorlar. Onları dövüştüren, bizim çarpık bakış
açımız.
Aynı şey Cumhuriyet dönemi için de geçerli. Cumhuriyet
tarihi, Kemalist kadroların faaliyetlerinden ibaret değil. İstiklâl harbini
bütün İslâm ümmeti ve Anadolu halkı verdi. Sarıkamış şehitleri alem-i İslâm’ın
dört bir yanından geldiler: İstanbul’dan, Malatya’dan, Edirne’den, Kudüs’ten, Saraybosna’dan,
Beyrut’tan... Aynı kahramanlık destanı Çanakkale’de yazıldı.
Tarih, ibret, hikmet
Cumhuriyet tarihi demek, aynı zamanda bu insanların
tarihini anlatmak demek. Ankara’daki siyasi liderlerin çabaları kadar,
Anadolu’nun dört bir tarafında mücadele eden, bedel ödeyen, acı çeken, kaygı
duyan sıradan insanlarımızın tarihi... Onların tarihini de anlamadan,
anlatmadan tutarlı ve hakkaniyetli bir Cumhuriyet tarihi yazılmış olmaz.
En başta ifade ettiğimiz hususa geri dönelim: Osmanlı
tarihini de Cumhuriyet tarihini de bir ders çıkartmak, bir hisse çıkartmak
için, bir hikmete ulaşmak için okumalıyız. Bugünün ideolojik kavgalarına feda
edilmiş bir tarih kimseye fayda sağlamaz. Öyle bir tarih kavgasından, hikmet ve
basiret çıkmaz.
Tarihi okurken de okuturken de bu ilkeyi akılda tutalım.
Aslında bütün tarih tasavvurumuzun bu bakış açısına göre yeniden tanzim
edilmesi, eğitim sistemimizin yeniden düzenlenmesi gerekiyor. Gençlerin tarih
bilincinin zayıf olmasının sebebi bu noktayı ihmal etmemizdir. Ancak tarihi
niye okuduğunu bilen nesiller, o tarihe hakkını verirler.
Tarih, doğru hafızanın inşa edildiği yerdir. O hafıza
olmadan kimlik olmaz. Ben idraki gelişmez. Gelecek tasavvuru şekillenmez.
Türkiye’de son yıllarda ivme kazanan tarih tartışmasını bir fırsata
çevirebiliriz. Bunun için tarih ile hafıza, hafıza ile kimlik, kimlik ile
ben-idraki ve ben-idraki ile gelecek tasavvuru arasındaki irtibatı doğru
kurmamız gerekiyor.