Gençliğin Suçu Kimin Suçu? - Kürşat Salih YAMAN
Zaman zaman
günümüz gençliğinin düştüğü duruma hayret ediyor, belki de yadırgıyoruz. Oysa
onlar içimizde yetiştiler, yetişiyorlar. Bu gençler kimimizin çocuğu, kimimizin
kardeşi, kimimizin arkadaşı. O halde yadırganması gereken biri varsa o da
toplum olarak bizleriz. Çünkü topladığımız meyve, diktiğimiz ağacın meyvesidir.
Modern dünyanın dini arka plana iten, dünyacı,
ben-merkezci ve hazcı kültürü özellikle gençlerimizin manevi hayatı üzerinde
ciddi kırılmalara yol açmakta, onları başıboşluğa düşkün, şiddet ve şehvete
meyilli, mutsuz, amaçsız birer insan haline dönüştürmektedir.
Sürekli artan suçlar
Suç istatistiklerine baktığımızda özellikle ülkemizde suçların
yaklaşık yarısının, 25 yaş altındaki çocuk ve gençler tarafından işlendiği göze
çarpıyor. Yine uyuşturucu madde kaçakçılığı yapan, uyuşturucu madde satan
suçluların çoğunun 15-25 yaş aralığındaki gençler olduğu tespit edilmiş. Öte
yandan yapılan farklı çalışmalarda gençlerin yaklaşık %10-15’inin önemli bir
ruhsal bozukluk geçirdiğini ortaya koymuş durumda.
Görünen o ki günümüz gençliği amansız bir girdabın
içerisinde çırpınıp duruyor. Halbuki onlar bizim içimizde, yanıbaşımızda
yetişip bu yaşa geldiler. Başka yerde suçlu aramanın bir manası yok. Bir
kusurları varsa şayet, bunda toplum olarak hepimizin az çok payı var. Belki
gereği gibi örnek olamadık onlara. Sorumluluklarımızı yerine getiremedik.
Çocuklarımıza gerçek manada ebeveynlik, öğrencilerimize hakkı, şükrü, kanaati
öğretecek, tavsiye edecek bir öğretmenlik yapamamış da olabiliriz.
Gerekçe ne olursa olsun, bir yerlerde sorun olduğu
kesin. Bugün gelinen noktaya bakarak dövünüp durmanın bir anlamı yok. Zararın
neresinden dönülürse kârdır. Bu durumda toplum olarak hepimize çok iş düşüyor.
Genç nesli bu girdaptan çekip alacak, geleceğe övünülecek nesiller bırakacak
gayretli ve kudretli ellere ihtiyaç var.
En azından sorumluluğumuz altındakileri yönlendirmek,
onlara doğruyu ve güzeli anlatmak durumundayız. Zira herkes sorumluluğu
altındakilerden sorumludur. Nitekim hadis-i şerifte: “Hepiniz çobansınız ve
sorumluluğunuz altındakilerden mesulsünüz. Yönetici çobandır. Erkek ailesinin
çobanıdır. Kadın, evinin ve çocuğunun çobanıdır. Hasılı hepiniz çobansınız ve
yönlendirmeniz altındakilerden sorumlusunuz.” (Buhârî) buyrularak bu duruma
dikkat çekilmiştir.
Elbette genç neslin menfi gidişatını tek bir nedene
bağlamak doğru değil. Medya, kötü ortam, yanlışa çok kolay ulaşma imkanı ve
daha nice sorumluluk sahibi kişileri aşan etkenler... Ancak bu nedenlerin belki
de en başında “eğitim” geliyor. Her ne kadar beylik bir ifade olsa da biz yine
de tekrarlamak istiyoruz: “Gençlerimizin kurtuluşu için eğitim şart!.”
Hangi eğitim?
Eğitimden kastımız; pozitif bilim odaklı bir eğitim
değil tabii ki. Bu tarz bir eğitim her çocuğa okul hayatı boyunca veriliyor
zaten. Bütün bir eğitim sistemimiz bu maksat için var.
Bizim kastımız manevi gelişimi hayatın merkezine alan
dinî ve ahlâkî eğitimdir. Şimdilerde “değerler eğitimi” denilen şey. Sosyal
bilimcilerin çoğu, insan davranışlarının kontrol edilmesinde dinin aktif rol
oynadığını kabul etmişlerdir. Ayrıca pek çok batılı araştırmacının dinî
hassasiyete sahip olmanın suçu azalttığı sonucuna ulaştıkları da biliniyor.
Diğer taraftan, konuyla ilgili araştırmalar, maneviyat
ile ilgili konuların psikolojik, fizyolojik ve sosyal ilişkiler üzerinde
faydalı etkilerinin olduğunu göstermektedir. İnanç ile hayattan memnuniyet,
tatmin hissi, mutluluk, ümit, iyimserlik ve hayatın anlamı gibi ruh sağlığının
çeşitli yönleri üzerinde anlamlı bir ilişki olduğu bu araştırmalarla teyit
ediliyor. (Bir örnek olarak: Semra Karakaya, Dindarlık ve Kişilik Arasındaki
İlişki, Yüksek Lisans Tezi, http://sosyalbilimler.cukurova.edu.tr/tezler/1238.pdf)
Anlıyoruz ki manevi eğitimden geçirilmeyen, din ve ahlâk
duygusundan uzak genç, hangi eğitime tabi tutulursa tutulsun, neticede pek çok
bakımdan sorunlarla karşımıza çıkar. Böyle bir eğitim sürecinden geçmiş olan
genç ise Allah’tan korkan, günah ve suçtan uzak durmaya çalışan, herkesin
hakkına saygılı davranan, namuslu, merhametli, iyilik sever ve daha pek çok
erdeme sahip biri oluyor.
Dinî ve ahlâkî eğitimine önem verilerek yetiştirilmiş
gençler hepten mi sorunsuz olurlar? Tabii ki hayır. Onların da sorunları
olabilir, onlar da suça meyledebilirler, onların da günah işlemeleri söz
konusudur. Fakat dinî eğitim almış olanlar yaptıkları yanlışın ardından
pişmanlık duyarlar, yaptıklarının yanlış olduğunu bilirler, genellikle hatadan
dönerler. Özellikle çocukluk çağlarında dinî eğitim almış gençlerin, dönem dönem
savrulsalar da daha çabuk toparlanmakta oldukları gözlenmiştir.
Burada çok bilinen bir ayeti hatırlayalım: “Muhakkak ki,
namaz, hayasızlıktan ve kötülükten alıkoyar.” (Ankebût; 45). Bu ilâhi tespitin
bir yönünden yola çıkarak diyebiliriz ki, samimi bir ruhla yapılan ibadet,
insanla günah arasında gizli bir duvar oluşturmaktadır.
Ailenin rolü
Çocuk eğitimini, gençliğin sorunlarını düşünürken daima
ailede alınan terbiyenin tercihlerimiz üzerindeki belirleyici etkisini akılda
tutmak gerekir. Hadis-i şerifte buyurulmuştur ki: “Her çocuk İslâm fıtratı
üzere doğar. Sonra anne-babası onu hıristiyan, yahudi veya mecusî yapar.” (Buharî,
Ahmed b. Hanbel)
Çocuk bir bakıma şekle girmemiş hamur gibidir. Onun
kişiliğinin, karakterinin şekillenmesinde en önemli rol aileye aittir. Aile
çocuğun dünyaya gözünü açtığı ilk okuldur. Bu okulda görüp öğrendiği yüksek
değerler ileriki hayatında kapılması muhtemel girdaplardan kendisini korumasına
büyük ölçüde yardımcı olur.
Peygamber Efendimiz s.a.v. aile içi eğitime büyük önem
vermiş; “Çocuklarınıza iyilikte, ikramda bulunun, ahlâk ve edeplerini
güzelleştirin.” (İbn Mâce) buyurarak bu eğitimin özellikle üç ana temel
üzerinden verilmesine dikkat çekmiştir. Bunlar Peygamber sevgisi, Ehl-i Beyt
sevgisi ve Kur’an eğitimidir. Şu hadis-i şerif bunu anlatır. “Çocuklarınızı üç
güzel huyla terbiye edin: Peygamberinizi sevmek, O’nun Ehl-i Beytini sevmek,
bir de Kur’an okumak.” (Deylemî)
Ayrıca Rahmet Peygamberi s.a.v. çocuk yedi yaşına
geldiğinde ona anne-babası tarafından namazın emredilmesini istemektedir. Bu da
ailedeki eğitimin sadece sözde kalmayıp uygulamaya geçilmesi gerektiğine işaret
eder.
Anne-babalar, bu sayılanların yanı sıra küçük yaşlardan
itibaren çocuğa ilmihal bilgilerini öğretmek, onlara kötü örneklik teşkil
edebilecek tutum ve davranışlardan kaçınmak, televizyon ve interneti kontrol
altında tutmak ve çocuğu kötülüğe sevkedecek çevresel unsurlara karşı dikkatli
olmak durumundadırlar.
Netice itibariyle gençliğin yeniden özüne ve kültürüne
dönmesinde hepimizin yapacağı bir şeyler var. Bu noktada özellikle aileye çok
iş düşüyor. Araştırmalara göre ülkemizdeki 0-15 yaş arası çocuk nüfusu toplam
nüfusumuzun %36’sına tekabül ediyor. Bu da yaklaşık 25 milyon körpe beyin
demektir. Toprağa ekilecek 25 milyon fidan... Geleceğin çocuklarını
yetiştirecek 25 milyon erişkin...
Öyleyse yeni neslin ileriki dönemlerde ciddi problemlere
yol açmaması, toplumun sorun öbeği haline gelmemesi için anne-babaların
çocuklarının manevi eğitimlerine önem vermeleri ve bu konuda özeleştiride
bulunmaları gerekmektedir.
Peygamber
Öğüdü
Hz. Lokman a.s.’ın oğluna öğütleri, çocuk eğitiminde anne-babalara yol
göstermek bakımından önemlidir. Bu öğütler Lokman Suresi’nde şu şekilde
zikredilir:
“Yavrucuğum! Allah’a ortak koşma! Doğrusu şirk, büyük bir zulümdür.
Yavrucuğum! Yaptığın iş (iyilik veya kötülük), bir hardal tanesi ağırlığında
bile olsa ve bu bir kayanın içinde, göklerde ya da yerin derinliklerinde
bulunsa, yine de Allah onu (senin karşına) getirir. Doğrusu Allah, en ince
işleri görüp bilmektedir ve her şeyden haberdardır.
Yavrucuğum! Namazı kıl, iyiliği emret, kötülükten vazgeçirmeye çalış, başına
gelenlere sabret. Doğrusu bunlar azmedilmeye değer işlerdir.
Küçümseyerek insanlardan yüz çevirme ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Zira
Allah, kendini beğenmiş, övünüp duran kimseleri asla sevmez.
Yürüyüşünde tabii ol, sesini alçalt. Unutma ki, seslerin en çirkini merkeplerin
sesidir.”