Dünya Hali - Sadık ŞANLI
Wikileaks Belgeleriyle Gelen Değişim
Türkiye’nin ve dünyanın önemli sosyal, ekonomik, politik
değişimler yaşadığı bir dönemden geçiyoruz. Bu değişimlere başta bilim ve
teknoloji olmak üzere birçok alanda gerçekleşen yenilikleri de eklersek, nasıl
hızını takip etmekte zorlandığımız büyük bir değişimle karşı karşıya kaldığımız
anlaşılır.
Ortaya çıkan bu devasa tabloyu anlamak, değişimin,
zamanın ruhunu kavramak büyük önem arz ediyor. Bu önem, düşüncelerimiz,
inançlarımız, kimlik ve sahip olduğumuz tüm maddi-manevi değerlerin nasıl
muhafaza edileceği, bunca değişim karşısında bireysel ve toplumsal olarak nasıl
konumlanacağımız, ne tür bir duruş sergileyeceğimiz noktasında ortaya çıkıyor.
Geride bıraktığımız Aralık ayında Wikileaks isimli internet
sitesinin ABD Dışişleri Bakanlığı’na ait yaklaşık 251 bin gizli belgeyi
yayımlamaya başlaması, dünya politik tarihi açısından tam da bu değişime uygun
bir kırılma noktasını işaret ediyor. Hatırlanacağı üzere söz konu belgeler,
ABD’li diplomatların görev yaptıkları ülkelerden ABD Dışişleri Bakanlığı’na
gizli ibaresiyle ilettikleri çeşit bilgilerden oluşuyor. Yayınlanan belgelerin içeriklerine
bakıldığında ise devlet terbiyesine yakışmayacak ciddiyetsizlikte yazışmalara,
ülkeler ve siyasetçiler hakkında tüm dünyanın tepkisini çeken çeşitli
dedikodulara yer verildiğini görüyoruz.
Diğer taraftan Wikileaks olayının, artık hiçbir şeyin gizli
kalmadığı, kalamayacağı yeni bir döneme girildiğini işaret ettiğini
söyleyebiliriz. Bundan böyle devletlerin birbirleriyle ve toplumlarıyla olan
ilişkilerinde daha dikkatli, daha şeffaf, daha saygılı ilişkiler kurması
gerektiği, bunun için zihnî ve yapısal birtakım değişimler geçirmesinin zorunlu
olduğu anlaşılıyor.
Wikileaks’in yaptığı haberciliğin dünya genelinde yüz
milyonlarca insan tarafından sıcağı sıcağına takip edilmesi ise, hayli zamandır
miadını doldurduğu konuşulan mürekkebe dayalı medya yerine yeni mecranın internet
olduğunu net bir şekilde ortaya koyuyor. Medya konusunda yerleşik
paradigmaların (düşünüş biçimleri, modeller) tamamen değiştiği, daha evrensel
ölçekte medya kuruluşlarının ortaya çıkarak, internet üzerinden tüm dünyaya
etki edebilecek bir habercilik anlayışıyla görev yapacakları bir döneme girmiş
bulunuyoruz. Bu durumda, geleceğe yönelik fikir egzersizleri ve planlar
yaparken bu gerçekleri de hesaba katmamız gerektiği doğal olarak ortaya
çıkıyor.
Türkiye Yaşlanıyor
Başbakan Erdoğan, 2008 yılının Mart ayında yaptığı bir
konuşmada evlenen genç çiftlerden “en az üç çocuğunuz olsun” talebinde
bulunmuştu. Türkiye’nin yıllardır yürüttüğü doğum kontrol politikasına aykırı
olan bu söylem kimi çevrelerce eleştirilse de, Erdoğan bu sözünü defaatle
tekrarladı. Peki, Erdoğan’ın bu ısrarı hangi nedene dayanıyordu? İşte bu pek
sorgulanmadı.
Aralık ayında Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) kapsamlı
bir araştırmanın sonuçlarını yayınladı. Araştırmaya göre Türkiye yaşlanıyor.
Hali hazırda 4,5 milyon olan 65 yaş üstü nüfus, 2050 yılında 17 milyona
yükselecek. Bu rakamın yaklaşık 6,5 milyonunun 75 yaş üstü bakıma muhtaç
kişilerden oluşacağı hesaplanırken, toplam nüfusta yaşlıların payı yüzde 17,6
olarak gerçekleşeceği öngörülüyor.
Diğer taraftan aynı araştırmaya göre, halen 6,5 milyon
olan 0-4 yaş grubu çocuk sayısının 5,5 milyona, 5-14 yaş grubu çocuk sayısının
ise 13,9 milyondan 11,5 milyona düşmesi bekleniyor. Toplam nüfus içinde
çocukların oranı yüzde 27,7’den yüzde 17,7’ye inecek.
Ekonomik gelişme ve sağlık sisteminde yapılan
iyileştirmeler nedeniyle Türkiye’de de ortalama yaşam süresi her geçen yıl
artıyor. Erkeklerde 69,3, kadınlarda ise 74,2 yıl civarında olan bu sürenin,
2050 yılında erkeklerde 74,3, kadınlarda ise 80,4 yıla çıkacağı tahmin
ediliyor.
TÜİK sonuçları gösteriyor ki, 2050 yılında şu an tıpkı
gelişmiş Avrupa ülkelerinde rastladığımız gibi yaşam süresinin uzun olduğu,
fakat genç nüfusun azaldığı bir Türkiye ile karşı karşıya kalacağız. Bu durum
ise genç nüfusun uzun vadede Türkiye’ye sağladığı bir takım avantajların
yitirilmesine neden olacak. Mesela ekonomik büyümeye paralel olarak istihdam
edilecek yeterli genç nüfus bulunmadığı için işçi ihraç eden bir ülkeyken,
yoğun oranda yabancı işçi çalıştıran bir ülke haline geleceğiz. Üreten nüfusun
azalması, emekli nüfusun artması ise çeşit sosyal, ekonomik ve toplumsal
problemleri beraberinde getirecek.
Kısaca, halen yaş ortalamasının 29 olduğu ülkemizin
yarınlarını garanti altına almak için aileleri en az üç çocuk sahibi olmaya
yöneltecek projeler geliştirmeye başlamanın tam zamanı.
Bilim Dünyasında Çığır Açan
Keşif
Gün geçmiyor ki bilim dünyasında yeni bir gelişme
yaşanmasın. Kısa bir süre önce Amerikan Uzay Araştırmaları Kurumu (NASA)
yetkilileri, bilim dünyasında çığır açacak yeni bir gelişmeyi açıkladı. Bir
grup araştırmacı, Kaliforniya’da bulunan Mono Gölü’nün arsenikli sularında
yaşayan bir bakteri keşfettiklerini duyurdular. Bu bakteri, tüm canlıların
DNA’larında bulunan altı elementten (azot, kükürt, karbon, hidrojen, oksijen ve
fosfor) biri olan fosfor yerine DNA’sında zehirli bir element olan “arsenik”i
barındırıyor. Yeryüzünde keşfedilmiş tüm canlılar için bir ölüm sebebi olan
arseniğin, bir başka canlı için varlık sebebi olduğunun ortaya konması, “yaşam”
konusunda genel kabul görmüş tezlerin yeniden yazılmasına sebep olacak kadar
önemli bir keşif olarak değerlendiriliyor. Bu gelişme, altı elementle varlığını
devam ettirebilen canlılar dışında akla dahi gelmeyen başka elementler
sayesinde hayat bulan ve keşfedilmeyi bekleyen canlıyla birlikte yaşadığımızı
ortaya koyuyor.
Diğer yandan bu gelişme, altı element temeline bina
edilmiş yaşam olgusundan hareketle yapılan “uzayda hayat olup olmadığı”na dair
araştırmalarda da köklü bir değişikliğe neden olacak. Özetle, yaşam konusunda
yeni tezlerin ve keşiflerin birbiri ardına ortaya konacağını tahmin etmekte hiç
de zorlanmadığımız yeni bir sürece adım atmış bulunuyoruz.
İsrailli Askerlerden Zulüm
İtirafları
İsrail’in Filistin topraklarındaki müslümanlara on
yıllardır reva gördüğü zulüm, sayısız tanık, olay ve görüntüyle belgelenmişti.
İsrailli askerlerin bölge halkına uyguladığı vahşet, vicdanını halen yitirmemiş
bazı İsrailliler tarafından da dillendirilmişti. Özellikle İsrailli askerlerin
bu eksende yaptıkları itirafların önemi büyüktü.
Milyonlarca insanı yersiz yurtsuz bırakan, türlü
işkencelerle ölümlerine ve yaralanmalarına sebep olan İsrail, işlediği tüm
insan hakları ihlalleri ve savaş suçlarına rağmen uluslararası toplum
tarafından kınanmanın ötesinden hiçbir ceza almadı, yaptırımla karşılaşmadı.
İsrail’in hak ihlalleri ve vahşeti ne zaman tartışmaya açılsa İsrail, “meşru
müdafaa hakkını kullandığı” iddiası başta olmak üzere birtakım savunmalarla
tartışmaları savuşturma yoluna gitti. Oysa gerçekler ayan beyan ortadaydı.
İsrail gerçekleri inkâr ededursun, yakın zamanda
İsrail’de yayımlanan “İşgal Toprakları” isimli bir kitap, uluslararası arenada
İsrail’in başını epeyi ağrıtacağa benziyor. “Sessizliği Bozma” isimli İsrailli
bir örgütün 27 İsrailli eski asker ile gerçekleştirdiği mülakatlardan oluşan
kitap, İsrail’in Filistinli sivillere karşı uyguladığı acımasız vahşeti tüm
gerçekliğinde gözler önüne seriyor. Üstelik askerler bu itirafları ilk kez
kimliklerini gizlemeden dillendiriyorlar.
Söz konusu kitabın bir an önce Birleşmiş Milletler ve Lahey
Adalet Divanı tarafından ihbar kabul edilerek, açılacak bir soruşturma sonrası
sorumluların yargılanması gerekiyor. Filistinliler başta olmak üzere tüm dünya müslümanları
ve insanlık vicdanı adına sorumluların gerekli cezalara çarptırılmaları
adaletin gereği olduğu gibi, bu kitap İsrail’i bir nebze de olsa hizaya
getirecek önemli bir dönüm noktasını oluşturabilir.
Kısa
Kısa
2010 yılı Türkiye’de siyasal sistemin dönüşümü bakımından son derece hareketli
geçti. İlk kez bir darbe planı, mahkemeler tarafından dava konusu edildi. 16
Aralık’ta İstanbul Silivri’de ilk duruşması gerçekleşen “Balyoz Darbe Planı
Davası” Türkiye’de “Yüzyılın Davası” olarak yorumlanıyor. Aralarında çok sayıda
üst düzey emekli ve halen görevli generalin de bulunduğu ve toplam 196 askerin
yargılandığı dava uzun süre devam edeceğe benziyor. Öte yandan, bir darbe planı
yargılanıyorken, gerçekleşmiş iki askerî darbenin halen yargıya taşınmamış
olması Türkiye’nin ayıbı olarak ortada duruyor.
***
Türkiye İstatistik Kurumu’nun son verilerine göre Türkiye ekonomisi yılın son
çeyreğinde yüzde 5.5 oranında büyüdü. Geride bıraktığımız 9 aylık dönemde
büyüme yüzde 8.9 oranında gerçekleşirken, sanayi üretim endeksi ise Ekim ayında
bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 9.8 oranında artış kaydetti. Aynı
dönemde kişi başına milli gelir 2 bin 354 dolar artışla 15 bin 392 dolara
çıkarken, milli gelir 171.1 milyar dolar artarak 1 trilyon 119 milyon dolara
ulaştı. Böylece geçtiğimiz yıl hesaplanan milli gelir oranlarına göre dünyada
16. sırada yer alan Türkiye, Endonezya’yı da geride bırakarak 15. sıraya
yerleşti. Türkiye’nin ekonomideki bu büyümesi istikrarlı bir şekilde devam
ederse, ülke olarak 2023’te dünyanın en büyük 10 ekonomisinden biri olma hayali
gerçekleşeceğe benziyor.
***
TBMM İçişleri Alt Komisyonu’nda geçen ay kabul edilen Silah Yasa Tasarısı’na
göre, ruhsatlı silah almak için 21 yaş kriteri 18 yaşa düşürüldü. Tasarıya
göre, gerekli testlerden geçerek sağlıklı olduğunu ispatlayan 18 yaşını
doldurmuş her vatandaş, isterse beş silah sahibi olabilecek. Bireysel silahlamanın
artmasına neden olacak bu tasarının yasalaşması durumunda ateşli silahlara
dayalı toplumsal şiddetin artması kaçınılmaz görülüyor. Kamuoyunun genel talebi
ve tepkiler, TBMM’de yapılan bu vahim hatadan bir an önce dönülmesi yönünde.
***
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin Aralık ayında yaptığı toplantı sonucu,
Irak’a karşı 19 yıldır uygulanan gıda karşılığı petrol programının tümüyle
kaldırıldığı açıklandı. Bu kararla ambargodan kurtulan Irak’a 30 Haziran 2011
itibariyle kendi petrol ve doğalgaz gelirleri üzerindeki kontrol yetkisinin
iade edildiği de duyuruldu. Toplantıda ayrıca Irak’a nükleer enerji üretimi
yapabilme izni de verildi. Bu tartışmalı karar, İran’ın nükleer çalışmaları
konusunda dünyayı ayağa kaldıran küresel güçlerin, kendi çıkarları söz konusu
olunca nasıl da farkı davranabildiklerine dair ikiyüzlü yaklaşımlarını ortaya
koyması bakımından iyi bir örnek oluşturdu.