Sunuş - Sabahattin AYDIN
Bu sayıyla
birlikte Dergimiz 13. yılına girmiş bulunuyor. Hep birlikte daha nice yıllara
inşallah temennisiyle başlayalım.
Her yeni dönemin ilk sayısında temel konulardan birine
tahsis ediyorduk ayın konusunu. Bu sefer de geleneğimizi bozmadık, “Adım Adım
O’nun İzinde” başlığı altında dinî anlayış ve yaşantımızda Sünnet-i Seniyye’nin
yerini işledik. Yazının bütününü okuyunca görecekseniz, konuyu iki eksende ele
aldık. Birincisi Sünnet’in önemi, vazgeçilmezliği, asla göz ardı edilemeyeceği.
Meselenin bu yanını belki biraz uzun işledik, çünkü pek çok ilahiyatçı hoca
farklı iddialar dillendiriyor, yazılarıyla, medya üzerinden konuşmalarla
zihinlerde soru işaretleri bırakıyor.
İkinci eksen ise Sünnet-i Seniyye’nin kuşatıcılığı.
Biliyorsunuz, sıradan algı Sünnet’i ibadetlerdeki bazı uygulamalardan, mesela
orucu hurmayla açmak gibi detaylardan ibaret görüyor. Oysa Sünnet Peygamberî
hayat tarzının adı. Evde, işte, ibadette, ticarette, sokakta Allah Rasulü
s.a.v.’in izinde olmak, O’nun yaptığı gibi yapmak, O’nun davrandığı gibi
davranmak. O’nun ahlâkıyla ahlâklanmak. Yani “Sîret-i Nebî”ye tabi olmak... Bu
belki büyük iddia gibi gelebilir. Fakat bu bir ilkedir, hedeftir, İslâmî
hayatın biricik ölçüsüdür. Yazının girişinde söylediğimiz gibi, “O
olsaydı bu durumda ne yapardı?” sorusunu akla getirmek, bir an durmak zor
değil, zor olmasa gerek. Aksi halde savrulmaktan, yakayı tamamen dünyaya kaptırmaktan
nasıl kurtulabiliriz?
Abone kampanyamızı yine hatırlatalım. Fakat bize göre
asıl önemli olan, okuyucularımızın en az bir tanıdığını Semerkand’la
buluşturması. Emin olun, size tekrar gibi gelen, belki artık önemsizleşen
yazılara susamış başkaları var. Dergimizle tanışıp, “Neden yıllardır görmedim
bu dergiyi...” diye sitem eden pek çok okuyucu var.
Şubat sayımızda buluşmak üzere inşallah.