Kedi Güzellemesi - Hüseyin KAYA
Kedi,
yalnızların ve suskunların dostudur en fazla ve belki de bu yüzden şairlerin,
yazarların, alimlerin yanında, evinde olmazsa olmazlardandır. Kitap raflarının
aralarında, çalışma masalarının kenarında kendilerine bir yer bulup, dinler,
okur ve anlar gibi izler sahibini.
Nerede, ne zaman karşınıza çıkacaklarını asla tahmin
edemezsiniz Bazen gecenin karanlığında ansızın parlayan bir çift göz, bazen
alçak bahçe duvarlarından aşağı birden bire atlayan bir karartı olarak geçer
gider yanınızdan, dönüp yüzünüze bile bakmadan. Bazen öyle sessiz gelir ki
yakınınıza, onu karşınızda gördüğünüzde ürperir salâvat getirmek zorunda
hissedersiniz kendinizi. Kimi zaman kırk yıllık tanıdık gibi ayaklarınıza
dolaşır, masum gözlerle gözlerinizin içine bakar. Kimi zaman ardından
seslenseniz de umursamaz, salınarak yürür gider, duymazdan gelir sizi.
Hiç görmedim, tanımadım, bilmem, diyemezsiniz. Hani
birlikte geçirdiğiniz vakit, paylaştığınız mekân yoksa bile ya komşunun
balkonunda ya bir ağacın tepesinde kendisini kurtaracak itfaiyeciyi beklerken,
kısa bir süre bile olsa anlamlı bakışlarla göz göze gelmişliğiniz vardır. Yahut
bir hafta sonu gezisinde çocuğunuzdan aldığı cesaretle kim bilir kaç metre
peşinizde yürümüştür pürtelâş…
Hepsinin de renkleri, türleri başka başka; ama hep aynı
pencereden aynı masum gözlerle bakarlar hayata. Kendilerinin pek umurunda
olmasa da kiminin adı boncuk, sarman, maviş, pamuktur, kiminin adı mestan,
duman…
Anlamak zordur kedileri…
Kimse sevmedi onları benim
kadar. (Sedat Umran)
Hangi mecliste, nasıl bir muhabbetin ortasında olursa
olsun kedi lafzı ağızlardan çıktığında mutlaka herkesin söyleyecek üç beş
kelamı vardır mevzuya dair. Zira hemen hepimizin mazisinde, kendine has
usulüyle hayatımıza sızmış ve bir zaman sonra ardında küçük hikâyeler bırakarak
kaybolup gitmiş bir kedinin pati izleri mutlaka vardır.
Elbette cümle mahlukatın kendince bir güzelliği,
sevecenliği vardır ancak ne köpek sevgisine benzer kedi sevgisi ne de kuş,
balık, tavşan sevgisine. Köpek, kuş, tavşan, balık sevmeyen bir çocuk olabilir;
lakin kedileri, hele de küçük yavru kedileri sevmeyen çocuk yok gibidir
yeryüzünde.
Kediler bunun farkındadırlar ve yaratılıştan mayalarına
katılan bir beceriyle en haşin, en cevval çocuğun bile olmadık hareketlerle
kalbini yumuşatıp yüreğini yufkalaştırmayı bilirler. Sürekli yukarı doğru
uzattıkları küçük pembe burunlarıyla, hep yalvarır gibi bakan uykulu
gözleriyle, pelüş bir oyuncağı andıran parlak yumuşacık tüyleriyle, içlerinde
sanki sürekli küçücük bir motor çalışıyormuş edası veren mırıltılarıyla gelir
ve açık buldukları her kalbin en sıcak köşesine kıvrılıverirler.
. . .
Köyde, yaylada, şehirde hep insanların yakınında,
yanında bulunmak en büyük endişesidir kedilerin. Nankörlüklerine dair koparılan
onca şamataya, haklarında çıkarılan onca olumsuz deyime rağmen bu iftiralara,
dedikodulara küsüp insanlardan uzaklarda bir yerlerde yaşamayı düşünmezler
asla. Hatta ne sebeple olursa olsun, sahiplerinden, evlerinden ayrı
düştüklerinde, rivayete göre yıldızlara bakarak fersah fersah uzakta olsalar
bile günler haftalar sonra yeniden bulurlar evlerini, sahiplerini.
Kediler duymazdan gelseler de arkalarından söylenen sözleri,
bazı insanlar sırf bu söylentiler yüzünden rahatsız, tedirgin olur kedilerin
varlığından.
Neyse ki çoğunluk, bolluktan bereketten bir işaret sayar
kedilerin varlığını, huzur ve güven duyar onların bulunduğu ortamlarda.
. . .
Kedi; yalnızların ve suskunların dostudur en fazla ve
belki de bu yüzden şairlerin, yazarların, alimlerin yanında, evinde olmazsa
olmazlardandır. Kitap raflarının aralarında, çalışma masalarının kenarında
kendilerine bir yer bulup, dinler, okur ve anlar gibi izler sahibini. Bu
dostluğun verdiği ayrıcalıkla, şiirlere, hikâyelere, romanlara kolayca sızar ve
sayfalar arasında nazla, gururla usul usul dolaşırlar. Onlarca edebiyatçının,
sanatçının kucaklarında kedileriyle çekilmiş fotoğrafları, kedilerin
kendilerine sahip seçmekte ve onları etkilemekte ne kadar mahir olduklarının da
bir belgesidir aslında.
Tıpkı bebekler, çiçekler gibi kedilerin de resimleri
elden ele gezer kartpostal olur, çerçevelenip duvarlara asılır. Zaten kedi;
biraz hareket eden salon bitkisi ve biraz da miyavlayan çiçektir.
İnsanlar değişir, şehirler değişir, hayatlar değişir
fakat kediler her çağa, her mekâna ayak uydurmayı başarırlar. Bir yer
sofrasında sininin altında da karnını doyurmayı becerir, büyük şehirlerin çöp
kutularının içinde de… Marketlerden alınan mamalarla besleniyorken de ansızın
bir sineğin peşine takılıp saatlerce oyalanır, dağ başında bir çiftçi
kulübesinde yaşıyorken de...
Benim küçük bir kedim vardı
Ahmak bir ayak ezdi
(Asaf Halet)
Kâh küçük ve sevimli bir dost, kâh mağrur bakışlı bir
kahraman, kâh lüzumsuz işlerle etrafındakileri eğlendiren canlı bir oyuncak,
kâh ettiği kabahatin farkında bir ağır suçlu… Evcil hayvandan öte
evin bir ferdidir kedi. Yiyecekten içecekten onun da nasibi ayrılır. Evin en
sıcak ve sakin köşesi tartışmasız hep ona aittir. Evden uzaklaşsa gitse yokluğu
hissedilir, yeri boş kalır ki öleceğini hissettiği vakit sırf sahibine o hüznü
tattırmamak için yaşadığı yerden uzaklaşıp ıssız mekânlarda öldüğü rivayet
edilir.
Mutluluklarını, sevgilerini, hüzünlerini hülasa hiçbir
hissini gizlemeyi beceremez kediler, insanlar her vakit dillerinden anlamasalar
da.
Kesilmiş kulağına, koparılmış kuyruğuna, çıkarılmış
gözüne rağmen, her sabah başka bir hemcisinin cesedini asfalt yollarda gördüğü
halde bizden umudunu kesmeyen, kendisine uzatılan her elde dostluk arayan belki
de tek mahlûktur kedi.
Birbirlerinden pek hoşlanmasalar da tıpkı serçeler gibi
kediler de süsüdür şehirlerin.
Ne kadar dünya telaşıyla kaçmaya çalışsanız da onlardan,
yaşadıkça birikir kedileri sevmek için bahaneleriniz.
Olmadık yerlerde hafif, sevecen mırıltılarla yanınıza
gelir, ayaklarınıza sürünür, peşinize takılır yahut ağlar gibi bir sesle
pencerenizin önünde, kapınızın eşiğinde sizi bekler günlerce. Kovarsınız
gitmez, süt verirsiniz içmez. Her dilden anlayan Süleyman olmadığınızı bile
bile yüzünüze, gözlerinizin içine bakar daima. Gözlerinden bellidir konuşmak
arzusu. Hüzünlü ve naif kıssalar getirmiştir size uzak iklimlerden eski
çağlardan.
Kalbinizin kapısını aralayıp da bir kez dinlemeye
başladıysanız bir kediyi; ömür boyu anlatır size Nuh’un gemisini, Ebu
Hureyre’yi, sırtındaki mührü, Hz. Muhammed s.a.v.’in evindeki uykusunu.