Tencere - Serhat ALBAMYA
Kayda Değer Diyaloglar
Köye ilk kez gelen biri gecenin ikisinde:
– Cennet gülleri haydi uyanın! Allah razı olsun, sabah
namazı, diye uyandırılınca tepesi atıyor ve yanındaki arkadaşına şöyle sitem
ediyor:
– Yahu saat iki buçuk, ne sabah
namazı! Hayır, kızacağım ama bir şey de diyemiyorum, çok tatlı
konuşuyor!
* * *
Yaşlı bir amcamız telefon açmak için ahizeyi
kaldırdığında operatörün “Telefonunuz borcundan dolayı kapatılmıştır...”
uyarısını duyunca aynen şu şekilde cevap veriyor:
– Tamam kızım, ödeyeceğiz kızım... Bu ay ödemeler biraz
gecikti de kızım, kusura bakmayın kızım...
Keşke Yapmasaydım!
“Ben Pişmanım” oyununu bilmeyenimiz var mı? Hani şu
oynandığı her salonda izleyenleri ağlatan, onlara kendi hikâyelerini gösteren,
cep telefonlarıyla kaydedilip elden ele dolaşan malum oyun...
İşte bu güzel oyunu çıkaran arkadaşlar şimdi de daha zor
olanı deneyip, izleyenleri güldürmek için kolları sıvamış ve ortaya yeni bir
komedi oyunu çıkartmışlar. Oyunun adı “Keşke Yapmasaydım!”
Oyun için yapılan övgüleri duyunca merak edip ilk
fırsatta izledim. Hikâye yine hepimizin hikâyesi, oyuncular yine tanıdık, hal
tanıdık, yol tanıdık, köy tanıdık...
İki kumarbaz arkadaş, daha fazla kazanmak için ne var ne
yok satıp büyükşehire gidiyorlar. Tabii büyükşehirin kumarbazları da
zannettikleri kadar kolay lokma değil.Bizimkiler beş parasız bir vaziyette
memlekete geri dönmek zorunda kalıyorlar. Otostop çekerek bindikleri araç da
kafile otobüsü olunca olaylar gelişiyor.
İzlerken çok güldüm. Özellikle alternatif araba
yazılarının olduğu bir bölüm vardı ki dillere destan:
• Arabana değil, Yaradan’a güven.
• Yan sanayi değil, orijinal Menzilli.
• Bu senede cezbeliler moda.
• Vird çekenin, yol gidenin.
• İstedim vermediler, önce letaife geç dediler.
• Dünyanın derdi çekilmez, münkirin çayı içilmez.
• Hatalıysam aramızda kalsın, fitne çıkabilir!
Bu oyunun küçücük bir kısmıydı. İnşallah fırsatınız olur
da hepsini izlersiniz.
Dev Yazı Dizisi: Aramızdaki
Organizatörler!
– Sen,delikanlı! Şöyle geç. Sen! Kalk da bayan otursun.
Birader sen de o camı biraz arala!
Bindiğim minibüste etrafına aynen bu şekilde emirler
veren bir adam vardı. Minibüse bineli iki durak olmuştu ama adam ortama resmen
hükmediyordu. Üstelik ne şöförün ne de yolcuların kendisinden böyle bir isteği
olmamışken...
Bu ve bunun gibi organizatör adamlara son zamanlarda sık
sık rastladığım için merak etmeye başladım. Kim bu organizatör ruhlu adamlar?
Nereden geliyorlar? Onlara bu gizli ve çok mühim görevleri kim veriyor? Yoksa
bizim bilmediğimiz bir kaynaktan maaş mı alıyorlar? Her görevin sonunda
kendisine bu gizli görevi veren kişi şöyle mi diyor:
“Aferin organizatör adam! Minibüsü düzene sokarak
mükemmel bir görevi daha başarıyla tamamladın! Bu plaketin, bu da takdir
belgen. Şimdi yeni görevler için hazırlanabilirsin! Hadi yürü, kim tutar seni!”
Hayır, anlamadığım bu kişiler neden kendilerini sürekli
bir şey yapmak zorunda hissediyorlar? Bin minibüsüne, uzat paranı, gideceğin
durağa kadar git işte kardeşim. Neden kendini geriyorsun ki?
– Sen kalk, şu amca otursun!
– Sen bi’ öne geç, bak abinin elinde yük var!
– Sen de gömleğini içeri sok!
Bu kişiler işte böyle komutlar yağdırırken milleti
gereksiz yere geriyorlar. Ha, iyi niyetlidir, toplumun düzeni, halkın huzuru
için çalışıyordur orasını bilemem. Ama bildiğim bir şey var, o da gereksiz
kahramanlık havası içinde oldukları.
Bir de kendilerini pek belli etmeden organizatörlük
yapan gizli kahramanlar var, onlara bir şey demiyoruz. Gelecek ay kendilerinden
daha detaylı bir şekilde bahsedeceğiz. Öyleyse gelecek yazımızın konusu şöyle
olsun: Cami cemaati arasındaki organizatörler. Yani camide konuşanı uyaranlar,
saf düzenleyiciler, tespihi olmayanlara tespih atanlar...