Dünya Hali - Sadık ŞANLI
Avrupa Birliği İlerleme Raporu’nun Hatırlattıkları
Türkiye’nin Avrupa Birliği (AB)’ne girme macerası 50.
yılını geride bıraktı. Türkiye dışında 50 yıl boyunca AB kapısında bekletilen
ikinci bir ülke yok. Buna rağmen AB ile Türkiye arasında süren müzakerelerin
ağır aksak ilerlemesi, Türkiye’nin AB’ye kabulünün daha uzun yıllar alacağını
da ortaya koyuyor. Ortada büyük bir belirsizlik var. Bu belirsizlik Türkiye
kadar Avrupa için de büyük bir kayıp.
Başbakan Erdoğan’ın, AB’nin Medeniyetler İttifakı
sürecinde Türkiye’yi AB kapısında bekleterek çok şey kaybettiğinin altını
çizmesi bu açıdan önemli. Türkiye’nin son yıllarda iç sorunlarının çözümü
noktasında ortaya koyduğu irade, gösterdiği ekonomik gelişme, dış politikada
dünya barışına yapıcı etkileri ve artan genç, dinamik ve eğitimli nüfusu,
politik ve ekonomik tıkanıklık yaşayan yaşlı Avrupa için Türkiye’yi daha da
önemli kılıyor. Tüm bu gerçekler ortadayken, özellikle Almanya ve Fransa’nın
başını çektiği ülkelerin olumsuz tavırları ve AB’nin Türkiye’nin üyeliğini
kolaylaştıracak adımları atmakta gösterdiği isteksizlik, sürecin ağır
işlemesine neden oluyor. Ortadaki bu olumsuz tabloya rağmen iki taraf da
birbiri için hayatî önemini koruyor.
Türkiye’nin AB’ye hangi tarihte üye olacağı
belirsizliğini koruyadursun, Türkiye’nin bu süreçten kârlı çıkacağı ortada.
Bunun en temel sebebi ise, Türkiye’nin Avrupa normlarında gelişmiş ve güçlü bir
ülke olma yolunda hızla ilerlemesi. Politik, ekonomik, hukukî ve kültürel
sorunlarını çözmek için ortaya koyduğu çaba, hak ve özgürlüklerin kapsamını
genişletmesi.
Bu gelişmelere geçtiğimiz ay açıklanan “AB İlerleme
Raporu”nda da şahit olduk. Raporda özellikle 12 Eylül referandumunda kabul
edilen maddeler ve Ergenekon davasının kararlılıkla sürdürülmesi gibi birtakım
gelişmelerin olumlu bulunduğu yer aldı. Bunların yanı sıra, basın özgürlüğünün
halen yetersiz oluşu, internet sitelerine getirilen yasaklar, siyasi partiler
kanununda gerekli düzenlemelerin yapılmaması, demokratik açılımın yavaşlaması,
bireysel hak ve özgürlüklerin önünde halen çok sayıda engelin olduğu, yolsuzluk
ve yoksullukla mücadeledeki yetersizlik başta olmak üzere acilen çözmemiz gereken
sorunlar sıralandı.
Söz konusu bu sorunlar Türkiye AB’ye girse de girmese de
çözülmesi gerekli sorunlar olarak önümüzde duruyor. Bu sorunların çözümü için
Türkiye’nin en büyük şansı ise, değişimi arzulayan büyük bir toplumsal isteğin
ve politikacılara verilen desteğin varlığı. Bu desteğin heba edilmemesi ve 2011
yılında gerçekleşecek genel seçimler sonrası yapılacak yeni anayasa ile bu
sorunlara kalıcı çözümler bulunması ortak bir beklenti olarak öne çıkıyor.
HES Tartışması Alevlendi
1998 yılında bir Türk işadamının Dünya Bankası’ndan
aldığı 50 milyon dolarlık krediyle Karadeniz’in en güzel vadisi olarak bilinen
Fırtına Vadisi’ne kurduğu hidroelektrik santrali (HES) birtakım tartışmaları da
beraberinde getirdi, o gün bugün konu gündemden düşmüyor.
Son aylarda yine ülke gündemini meşgul eden HES’ler,
barajların aksine küçük akarsu ve derelerin üzerine kurulan “Nehir tipi HES”ler
olarak biliniyor. Barajlarda üretilen elektriğin aksine daha düşük potansiyelle
üretim yapan HES’ler, kuruldukları bölgelerde doğal yaşama verdikleri olumsuz
etkiler nedeniyle eleştiriliyor. Türkiye’de şu an yapımı devam eden ya da biten
yaklaşık 2300 HES var. Bu demek oluyor ki, ülkemizin akarsulara yataklık eden
tabiat harikası vadileri HES’lerle dolacak ve bu yerlerde doğal hayat
zedelenecek. Bu sebeple HES’lerin yapılmak istendiği bölgelerde yaşayan
insanlar büyük bir hukuk mücadelesi başlatmış durumda.
Geride bıraktığımız Ekim ayında, Rize İkizdere’de
kurulması düşünülen HES’lerin, Trabzon Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma
Kurulu kararı ile bölgenin sit alanı ilan edilmesi sonucu HES’lere kapatılması,
22 HES projesinin iptalini gündeme getirdi. Ülke genelinde yapımı süren pek çok
HES’e karşı süren hukuk mücadelelerinin ne şekilde sonuçlanacağı şimdilik
belirsiz. Halihazırda Türkiye’nin büyüyen nüfusuyla birlikte enerji
kaynaklarının yetmediği ve enerjide dışa bağımlı olduğumuz bir gerçek. Bu
yetersizliği gidermek için tabiata verilecek kalıcı zararların uzun vadede
hepimizi etkileyeceği de bir başka gerçek.
Bu çıkmazın aşılması için alternatif enerji üretim
projelerinin bir an önce geliştirilmesi gerekiyor. Hem ülkenin enerji sıkıntısı
giderecek hem de doğaya ve insanlara zarar vermeyecek üretime tez zamanda geçilmesi
hepimizin yararına olacak.
Kısa
Kısa
Dünyanın en gelişmiş 20 ekonomisine sahip ülkenin katılımıyla Seul’de toplanan
G20 Zirvesi’nin bu yılki gündemini, dünyada süren ekonomik kriz sonrası küresel
ekonominin alacağı yeni şekil, sürdürülebilir kalkınma, finans piyasaları için
yapılması düşünülen yeni düzenlemeler ve dünyada yaşanan kur savaşları
oluşturdu. ABD ve Çin’in para birimlerinin değerini özellikle düşük tutarak,
uluslararası ticarette avantaj sağlamaya çalışmakla suçlandığı bir döneme denk
gelen zirveye bu tartışma damgasını vurdu. Zirveden gelen Türkiye ile ilgili
güzel haber ise, Türkiye’nin en gelişmiş ekonomiler arasında iki sıra daha
ilerleyerek 17. sıradan 15. sıraya çıkmasıydı.
***
Uluslararası yolsuzluk araştırmalarına göre dünyada her 100 kişiden 10’u,
Türkiye’de ise her 100 kişiden 6’sı rüşvet veriyor. Bu rakamlara göre Türkiye
rüşvette ilk beş ülke arasında yer alıyor. Türkiye’nin uzun yıllardır önemli
sorunlarından olan rüşvet, geçtiğimiz günlerde yeni bir skandalla gündeme
geldi. İstanbul Dünya Ticaret Merkezi’ndeki fuar alanlarına ilişkin hukukî
süreçte yargıya 2 milyon lira rüşvet verildiği iddiasıyla İstanbul Ticaret
Odası Başkanı ve çok sayıda kişi tutuklandı. Temennimiz o ki tüm bu olanlar bir
iddiadan ibarettir ve Türkiye, Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü Rüşvetle Mücadele
Sözleşmesi’ni eksiksiz uygulayarak tez zamanda rüşvetle yoğun bir mücadeleye
girişip, rüşvetin verilip alınmadığı bir ülke haline gelir.