Başyazı - Merhamet Ahlâkımız - Mübarek EROL
Fahr-i
Kainat Efendimiz s.a.v. bir keresinde şöyle buyurur:
– Cennete ancak merhametli olan girer.
Bunun üzerine Sahabe-i Kiram şöyle der:
– Ey Allah’ın Rasulü, hepimiz merhametliyiz.
Efendimiz buyurur:
– Sadece kendisine karşı merhametli olan kişi merhametli
sayılmaz. Merhametli kişi, hem kendine hem de başkalarına merhamet eden
kişidir. (Heysemî, Süyûtî)
İnsanın kendine merhamet etmesi, Allah’ın
yasakladıklarını terk etmesi, günahlarına tevbe etmek suretiyle kendini azaptan
esirgemesi, Allah’ın emirlerini, ibadetlerini yerine getirmesidir. Başkasına
merhamet etmesi ise, hiçbir şekilde mümin kardeşine eziyet etmemesidir.
Nitekim Efendimiz s.a.v. buyurmuştur:
“Müslüman, elinden ve dilinden insanların emin olduğu
kimsedir.” (Buhârî, Müslim, Nesâî)
Müslüman kimse sadece insanlara merhamet etmekle kalmaz,
hayvanlara da merhamet eder. Efendimiz s.a.v.’in naklettiği şu olay bizlere hem
müjde hem de uyarı niteliğindedir:
“Adamın biri yolculuk yaptığı esnada aşırı derece susar.
Bir kuyu bulur ve içine inerek bolca içip susuzluğunu giderir. Yukarı çıkınca,
kuyunun başında susuzluktan dili dışarı sarkmış bir köpeğin bulunduğunu görür.
Kendi kendine der ki:
– Şu köpek de tıpkı benim biraz önce susadığım gibi
susamış.
Tekrar kuyuya iner. Ayakkabısını su ile doldurur,
ağzıyla tutarak yukarı çıkarır ve köpeği sular. Onun bu davranışı Allah Tealâ’nın
çok hoşuna gider ve o kişinin bütün günahlarını bağışlar.
Tam bu esnada Sahabe-i Kiram’dan bazıları sorar:
– Ey Allah’ın Rasulü! Hayvanlara yaptığımız iyilik
karşılığında da bizim için sevap var mıdır?
Rasul-i Ekrem s.a.v. Efendimiz buyurur:
– Can taşıyan her mahluka yaptığınız iyilik için size
mükâfat vardır.” (Buhârî, Müslim Ebu Dâvûd)
Yaptığımız işlerin en küçüğünden en büyüğüne hepsi
merhamet dairesinde yer almalıdır. Aksi takdirde zulme sebebiyet veririz.
Zulüm, sadece mazluma değil zalime de zarar verir. Çünkü zulme uğrayan kimse bu
dünyada geçici bir sıkıntıyla karşı karşıya kalır. Oysa zalim kimse yaptığı
zulmün cezasını çekecektir. Ceza yeri de ahirettir. Yani geri dönüş, kurtuluş
yoktur.
Müslüman kimse zulme başvurmaz, kimsenin hakkını yemez,
kendine ait olmayan bir şeyi sahiplenmez. Çünkü kalbinde hem kendine hem
başkalarına merhamet vardır.
Kalbinde merhamet olan kimse aynı zamanda vicdan
sahibidir. En küçük bir haksızlığa karıştığı şüphesinde bile vicdanı sızlar.
Kalbi ona rahat vermez. Bu yüzdendir ki, kendileri ile alakalı olmayan
durumlarda bile müminler diğer kardeşlerini düşünürler, onların üzerinde
titrerler, onlara sahip çıkarlar.
Fahr-i Kainat efendimiz s.a.v. buyurmuştur:
“Birbirlerine karşı merhametli davranmakta, karşılıklı
sevgi göstermekte ve ilişkilerinde müminlerin durumu tıpkı bir beden gibidir.
Bedenin bir azası hastalandığı zaman bütün beden o hastalığı hisseder, ateşi
yükselir, uykusuz kalır.” (Buhârî, Müslim, Ahmed b. Hanbel)
Müminlerin emiri Hz. Ömer r.a. çok merhametliydi. Bir
gün gayri müslimlerden birinin kapı kapı dolaşarak insanlardan bir şeyler
dinlediğini görür. Ona şöyle der:
– Sana karşı insaflı davranamadık! Gençliğinde senden
vergi aldık, fakat yaşlanınca seni perişan halde bıraktık.
Sonra o ihtiyarın zorunlu ihtiyaçlarının devlet
hazinesinden karşılanması emrini verir.
Hz. Ali. r.a.’dan da şöyle rivayet edilir:
“Bir gün Ömer’i sabah erkenden bir devenin sırtına
binmiş vadiye doğru giderken gördüm. Kendisine sordum:
– Ey Müminlerin Emiri! Böyle sabah sabah nereye
gidiyorsun?
– Zekât olarak alınan develerden biri kaçmış, onu
yakalamaya gidiyorum.
– Ey Ömer! (Böyle basit bir şeyle uğraşarak) senden
sonra gelecek halifeleri küçültmüş oldun.
– Sakın beni kınama ey Ali! Muhammed’i peygamber olarak
gönderene yemin ederim ki, Fırat kenarında bir oğlak nehre düşse, kıyamet günü
bunun hesabı Ömer’den sorulur. Çünkü müminlerin haklarını korumayan yöneticiye
ve müminlere korku salan fasık amire itaat yoktur.
Efendimiz s.a.v. buyurmuştur:
“Ümmetimin büyükleri çokça namaz kılmaları veya çokça
oruç tutmaları sebebiyle cennete girecek değillerdir. Fakat onlar herkese karşı
temiz kalpli, cömert gönüllü ve bütün müslümanlara karşı merhametli olmaları
sebebiyle cennete gireceklerdir.” (Aclûnî)
Merhamet sahibi olan bir kimse güzel ahlâkın bütün
çeşitlerini kendinde barındırır. İlk önce yumuşak huylu, halim selim bir kimse
olur. İyi bir evlat, iyi bir anne baba olur. Sonra iyi bir komşu, iyi bir
arkadaş, dürüst bir işçi ve adil bir işveren olur. Yöneticinin adaleti de
doğrudan merhamete bağlıdır. Kısaca, müslümana ait güzel hasletler ancak merhametle
gerçekleşir.
Merhametsizlik ise önce insanı sonra da çevresini yiyip
bitirir. Merhametsiz bir toplum insanlığını da kaybetme tehlikesi barındırır.
Mesela modern hayatta karşılaştığımız sorunlardan olan bencil/bireyci yaklaşım
ve küresel ısınmaya sebep olan nedenler de yine merhametsizlikle ilgilidir.
Enes b. Malik r.a.’ın rivayet ettiğine göre Fahr-i
Kainat Efendimiz s.a.v. şöyle buyurmuşlardır:
“Şu dört şey müslümanların senin üzerindeki
haklarındandır:
• İyilerine yardımcı olacaksın,
• Günahkârları için Allah Tealâ’dan af dileyeceksin,
• Hastalarını ziyaret edeceksin,
• Günahlarına tevbe edenleri seveceksin.” (Hafız Irakî, Deylemî)
Ahir zamanda yaşıyoruz. Bütün insanların, bütün
canlıların merhamete ihtiyacı var. Belki kalbimizde olan bir nebzecik merhamet
sayesinde Cenab-ı Mevlâ’nın af ve mağfiretine kavuşuruz.
Her işimizin başında söylediğimiz besmele ile Rahman ve
Rahim olan Allah’a başvuruyoruz. Rahmet ve merhamet kelimeleri aynı kökten
geliyor. Kalbimizde merhamet olursa mutlaka Allah rahmet edecektir.
Fahr-i Kainat Efendimiz s.a.v.’in bizler için reçete
hükmünde olan şu mübarek sözleriyle bitirelim:
“Yerdekilere merhamet edin ki, göktekiler de size
merhamet etsin.” (Ebu Dâvûd, Tirmizî)
Rabbimizin tevfik ve inayetiyle...