O’na Sığınarak O’na Dayanarak - Mükerrem METE
Müminin
silahı ve güven kaynağı duadır. Dua sadece güçsüz kaldığımızda, sıkıntıya
girdiğimizde başvurulacak bir şey değildir. En kuvvetli zamanlarımızda bile
sahip olduğumuz kuvvete değil, Âlemlerin Rabbi’ne güvendiğimizi ifade etmek
için duaya sarılırız.
Peygamber Efendimiz s.a.v. “Dua ibadetin özüdür.” (Tirmizî)
buyurmuştur. ‘İbadet’ kulluk demektir. Kulluk ise boyun eğmekle gerçekleşir.
Boyun eğmek, Allah’ın takdirine rıza göstermektir. Dua etmek için ellerimizi
açtığımızda acziyetimizi dile getirmiş oluruz. Duayı terk etmekse Yüce
Rabbimize karşı kibir sayılır. Çünkü kendisinden bir şey istenmeye en layık
olan, her şeye gücü yeten ve en hayırlısını bilen Allah Tealâ’dır.
Güven kaynağımız
Müminin silahı ve güven kaynağı duadır. Ayrıca dua
sadece güçsüz kaldığımızda, sıkıntıya girdiğimizde başvurulacak bir şey
değildir. En kuvvetli zamanlarımızda bile sahip olduğumuz kuvvete değil,
Âlemlerin Rabbi’ne güvendiğimizi ifade etmek için duaya sarılırız.
Eskiden bazı askerler savaştıkları için övünür, geride
kalıp dua edenleri ise küçük görürlerdi. “Biz savaşıyoruz, siz ise elinizden
bir şey gelmediği için oturup dileniyorsunuz!” diye dua ehlini tenkit
ederlerdi. Veliler ise buna itiraz eder ve komutanlara dua ordularının önemini
anlatırlardı. İmam Rabbanî k.s hazretleri de, devrinin hükümdarına bu hususu
belirten şöyle nasihatte bulunmuştur:
“Dua ordusu savaşan ordunun ruhu gibidir. Savaşan ordu
da onun bedeni yerindedir. Savaşan ordunun arkasında mutlaka bir dua ordusunun
bulunması gerekir. Nitekim ruhsuz bir beden güçlenemez ve zafere ulaşamaz. Bu
yüzden Rasulullah s.a.v. yanında bir ordu bulunduğu ve düşmanın etrafı
kuşatıldığı halde, muhacirlerin fakirleri hürmetine fetih talep etmiştir.”
Yine Malazgirt zaferi kumandanı Sultan Alparslan, savaş
için özellikle cuma namazı vaktini seçmiş ve bütün müminlerin onlar için dua
ettiği bir vakitte, devrin süper gücü olan Bizans ordusunu yenmişti.
Ne istediğinin farkında
olmak
Dua ederken dikkat edilecek hususlar vardır. Bunlardan
biri dilin duada, kalbin başka yerde olmamasına dikkat etmektir. Yani gaflete
düşmemektir. Peygamber Efendimiz s.a.v. şöyle buyurmuştur:
“Hiç şüphesiz Allah Tealâ, ne istediğinden habersiz bir
şekilde dua eden kulun duasını kabul etmez.” (Tirmizî)
İmam Kuşeyrî k.s. Risâle adlı eserinde aktarıyor:
“Hz. Musa a.s. Allah Tealâ’ya dua edip yakaran bir adama
uğradı. Onu böyle yalvarırken görünce:
– Allahım, şayet şu kulun dileğini vermek benim elimde
olsaydı hemen verirdim, dedi.
O zaman Allah Tealâ kendisine şöyle vahyetti:
– Ben ona karşı senden çok daha merhametliyim. O bana
dua ediyor, fakat kalbi bende değil koyunlarında. Ben, benden bir şey isterken
kalbi benden başkasında olan kulumun duasını kabul etmem.
Hz. Musa a.s. bu durumu o adama bildirdi. Adam bütün
kalbiyle Allah Tealâ’ya yöneldi, dua etti, dileği verildi.”
Makbul dualar
Duamızın kabul edilmesi için dikkat etmemiz gereken
şartlar vardır. Bunlardan biri helal yemektir. Efendimiz s.a.v, Sa’d ibn Ebi Vakkas
r.a.’a şu tavsiyede bulunmuştur:
“Yiyeceğini helal ye ki, duan kabul edilsin.” (Taberânî)
Bazı şeyler de duamızın faziletini artırır. Mevlâna
hazretleri Mesnevi’de şu hikâyeyi anlatmıştır:
“Allah Tealâ, Hz. Musa a.s.’dan günahsız bir ağızla dua
etmesini istedi. Hz. Musa ise günahsız bir ağzının olmadığını söyledi. Bunun
üzerine Allah Tealâ buyurdu ki:
– Başkasının ağzıyla dua et. Çünkü sen başkasının
ağzıyla günah işlemezsin. Öyle güzel davran ki insanlar senin için gece gündüz
yalvarsınlar. Ya da kendi ağzını temizle, zikret. Çünkü zikir temizdir, o geldi
mi günahlar çekip gider.”
Dua ederken Allah’ın sevgili kullarını vesile kılmak da
faydalıdır. Nitekim Hz. Ömer r.a, hayattayken cennetle müjdelenmiş bir sahabi
olduğu halde yağmur yağması için dua ederken Peygamberimiz s.a.v.’in amcası Hz.
Abbas r.a.’ı vesile kılmıştır. (Buhârî)
Bazı vakitler duaların faziletini artırır ve kabul
edilmesini sağlar. Hadis-i şeriflerde recep ayının ilk gecesinde, berat
kandilinde, cuma gününün belli bir vaktinde, bayram gecelerinde, seher
vaktinde, ezan ile kamet arasında, farz namazlardan sonra yapılan duaların
kabul edileceği belirtilmiştir. Farz namazlardan sonra yapılan dualarla ilgili Tabiîn’in
meşhurlarından Avn b. Abdullah rh.a. şöyle demiştir:
“Sizin için çok önemli olan şeyleri farz namazlardan
sonra isteyin. Farz namazların ardından yapılan duaların diğer dualara
üstünlüğü, farzların nafilelere üstünlüğü gibidir.”
Duanın karşılığı
Her duanın bir karşılığı vardır. İnsan, duam kabul
edilmedi diye üzülmemelidir. Nitekim Peygamber Efendimiz s.a.v. şu müjdeyi
vermiştir:
“Allah Tealâ, yeryüzünde dua eden hiçbir müslümanın
isteğini geri çevirmez. Mutlaka bir karşılık verir. Ya dileğini kabul eder ya
onun yerine kendisinden bir kötülüğü kaldırır ya da duasının mükâfatını ahirete
bırakır.” (Tirmizî)
Başka hadis-i şerif de şu şekildedir:
“Allah’ın sevdiği bir kul dua eder. Allah, Cebrail’e
‘Kulumun isteğini yerine getirmeyi geciktir. Ben bu kulumun sesini dinlemeyi
seviyorum,’ buyurur. Allah’ın sevmediği başka bir kul dua eder. Hak Tealâ
Cebrail’e ‘Şu kulumun istediğini hemen ver, ben onun sesini duymayı sevmiyorum’
der.” (Taberânî)
Tabiîn’in büyüklerinden Ebu Hâzim A’rec rh.a. demiştir
ki: “Dua etmekten mahrum kalmak benim için duamın kabul edilmemesinden daha
ağır bir durumdur.” Çünkü dua bizim için kulluğun ifadesidir. Her ne şart
altında olursa olsun onu nimet bilmeli ve dilimizden düşürmemeliyiz.