Ne Mutlu O Kimseye - Selim GÜNEŞ
“Ne mutlu
o kimseye ki ilmi ile amel etmiş, malının fazlasını hayra sarfetmiş, sözünün
fazlasını tutup boş yere söylememiştir.” (Hadis-i Şerif; Suyûtî, Aclûnî)
Efendimiz s.a.v. mübarek sözleriyle bizlere yol
gösterirken çeşitli üsluplara başvurmuştur. Bunlar arasında müjdeleme yahut
korkutma hadisleri önemli yer tutar.
Yukarıdaki hadis-i şerifte de Allah Rasulü s.a.v. üç
güzel hasleti barındıran mümini müjdelemiştir. Bu üç güzellik:
• İlimle amel etmek,
• Allah’ın verdiği mülkün fazlasını hayra sarf etmek,
• Boş yere konuşmayıp sözü israf etmemek, mâlâyani
konuşmamaktır.
Allah Rasulü s.a.v., daha önce ‘Hasedin Böylesi’
yazımızda açıkladığımız şu hadis-i şerifte de ilk iki meziyete farklı bir ifade
ile dikkatimizi çekmiştir:
“İki kişiye haset etmek caizdir: Birincisi, Allah’ın Kur’an’ı
nasip ettiği ve gece gündüz onunla meşgul olan, diğeri de Allah’ın kendisine
mal verdiği ve gece gündüz o malı Allah yolunda infak eden kişi.”
Yine Fahr-i Kâinat Efendimiz s.a.v. şöyle buyurmuştur:
“Dünya ahiretin tarlasıdır.” (Aclûnî, Münâvî) O halde bu tarlayı
doğru ekip biçmek ve kârlı hasadı elde etmek gerekir. Bu da Allah’ın emir ve
yasaklarına riayet etmekle gerçekleşir. İslâm bu emir ve yasakların bütünüdür.
Bu bütüne teslim olan, yolun gereklerini yerine getiren kişinin bahtı açık,
yüzü aydınlıktır.
Dünyada insana çeşit çeşit nimetler verilmiştir ve hayat
boyunca muhatap olduğu her nimetin hesabını verecektir. İşte, Allah Rasulü
s.a.v. yukarıdaki hadis-i şerifte bu nimetlerin hakkını veren mümini
müjdelemiştir.
Allah Tealâ insanı akıl, hafıza ve zekâ gibi
özelliklerle donatmış ve bunları görme, duyma, tatma, dokunma ve koklama gibi
duyularla desteklemiştir. Aynı zamanda hayal etme ve düşünme de kişinin söz
konusu kabiliyetlerine dahildir. Bütün bunlar kişinin şuur, fikir ve ilim
sahibi olmasını sağlayan özelliklerdir.
Kişi öncelikle faydalı ve gerekli bilgilerle donanmalı,
cehaletten kurtulmalıdır. İlim mümin için bir hedeftir, ayırt edici bir
özelliktir. Cenab-ı Mevlâ Kur’an-ı Kerim’de buyurmuştur:
“Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” (Zümer, 9)
Fakat bilgi, hayırlı amellere, güzel ahlâka
yakınlaştırıcı olmalıdır. Amelsiz ilim, sahibine fayda vermez hatta
sorumluluğunu artırır.
Ömer Nasuhi Bilmen rh.a. gerçek alimi şöyle tarif
etmiştir:
“Gerçek bir alim, kalbini marifetullah ile aydınlatır,
ruhunu sahih bir itikad ile yükseltir, Yaratıcımızın varlığına delalet eden şu
yaratılmışlara daima tefekkür nazarı ile bakar ve üzerine düşen kulluk
vazifelerini güzelce yapar.”
Nitekim şu ayet-i kerimede de bu alimlerden
bahsedilmektedir:
“Kulları içinde ancak alimler, Allah’tan (gereğince)
korkar.” (Fâtır, 28)
İnsana verilen bir diğer nimet de dünya malıdır. İnsan
sahip olduğu servetin ve nimetin değerini bilmeli, kendine ve evlad u iyaline sarfettikten
sonra fazlasını da Hak yolunda dağıtıp fakir ve zayıfların imdadına koşmalıdır.
Bilindiği gibi bizim Allah Tealâ’ya karşı vazifelerimizin özü, ilâhi emre
hürmet etmek ve Cenab-ı Hakk’ın yarattıklarına karşı şefkat göstermekten
ibarettir.
Allah’ın emrine hürmet eden kişi, emir ve yasaklara
itaat eder. Namaz, oruç, zekât ve hac gibi görevlerini yerine getirir;
yasaklanmış olan şeylerden de uzak durur. Kul haklarına dikkat eder, herkese
karşı hayırlı olmaya çalışır. Özellikle de din kardeşlerinin menfaatine
çalışır. Bunları yapan bir kimse de kulluğun şanına yakışır bir hayata sahip
olur.
Olgun, karakter sahibi insan diline de sahip olmalıdır.
Kişi bir nice meziyete, salih amele sahip olsa da diline sahip çıkmadıkça
selamete eremez. Çünkü insan bir ömür çalışır çabalar fakat bir sözle bütün
kazancını kaybedebilir. Bunun için halk arasında, gevezelik yüzünden başa gelen
kötü hâle ‘dil belası’ deyimi kullanılır.
Sonuç olarak, ilim öğrenen ve bu ilmin gereğini yerine
getiren, Allah Tealâ’nın yarattıklarına karşı şefkat ve merhamet gösteren,
yardımda bulunan ve hepsine ilaveten diline hakim olup başkalarının kalbini boş
yere kırmaktan kaçınanlar ahiret saadetine erecek kimselerdir.
İşte Fahr-i Kâinat Efendimiz s.a.v. de,
yürüyeceğimiz yolu gösterirken bu müjdeyi vermektedir:
“Ne mutlu o kimseye...”