Toprak Olur Gibi - Elvida ÜNLÜ
Yola
gireceğim diyorsun. Yolda olmak nedir biliyor musun?
Yolda olmak nedir, O’ndan öğren. En güzel yoldaştan
öğren. En güzel yoldaki.
Bir yolda olmak sonuna kadar yoldan sapmamak demek.
Yol nereye çıkarsa; uçuruma varsa düşünmeden atlamak,
denize varsa düşünmeden dalmak demek.
Isınsa sıcağında kavrulmak, soğusa yolla birlikte üşümek
demek. İncelse yol kadar incelmek. Büyüse yol kadar büyümek kocaman olmak
demek. Yolda olmak demek, yolda ölmek demek.
...
Güneş yalnız ışıtır, ısıtır. Asla üşütmez. Ay yalnızca
geceleri görünür bize.
Çiçekler mevsimleri geldiğinde açar, başka bir mevsimde
açmazlar. Yolunda giderler bir ömür emrolundukları üzere.
Sadece insana verilmiş yoldan sapma iradesi.
Hatta yolu kapama ya da yolu bozma iradesi.
Allah Rasulü s.a.v. yol açtı bizlere, insanlığa. Ufuk
oldu ve o yolda oldu bir ömür, bin ömür. Günlük hayatında, ibadetlerinde,
ahlâkında, alışkanlıklarında… Bir yolu oldu O’nun. Bir sünneti oldu.
Her adımında, her anında
Ahlâkından sorsalar O’nu tanıyan herkes, onu
yalanlayanlar bile diyecektir ki O doğrudur, O emindir. Güvenmediği insanlara,
şerlerinden emin olmadığı insanlara bile emniyet verdi. Sözünde durmayan
insanlara verdiği sözlerde durdu. Tek yüzü oldu O’nun. Herkese, iki ya da pek
çok yüzü olan insanlara bile hep o yüzünü gösterdi
Ve bu ahlâk ölçülerinden zerre taviz vermedi. Girdiği
yoldan bir adımcık sapmadı.
Doğruysa -ki doğruydu- hep doğru; her şart ve zeminde,
herkese karşı. Eminse -ki emindi- hep emin; her şart ve zeminde, herkese karşı.
. . .
Arkadaşı Ebu Bekir r.a. ile Medine’ye hicret edecekleri
gece Mekke, Peygamber s.a.v.’i öldürmeye azmetmişti.
Kapısına kadar gelmişlerdi Peygamber s.a.v.’in. O
haberdardı gelenlerden. Gelenlerin niyetlerinden.
Gelenler, öldürmeye azmedenler, en kıymetli eşyalarını
öldürmeye geldikleri Allah Rasulü s.a.v.’e emanet etmişlerdi.
Efendimiz s.a.v. o emanetleri Hz. Ali r.a.’a vererek
sabah olunca sahiplerine teslim etmesini söyledi. Ve yürüdü Medine’ye.
Arkasında bırakarak şehrini, kendini öldürmeye azmedenleri, yürüdü. Kendine
emanet edilenleri sahiplerine bırakarak yürüdü. Medine’ye hayatın kalbine,
dünyanın vicdanına yürüdü.
. . .
Bir gün Saib isimli bir tüccarı Allah Rasulü s.a.v.’a
takdim ettiler. Saib’in çok doğru, dürüst bir adam olduğunu söylediler.
Peygamberimiz s.a.v. da “Ben onu sizden daha iyi tanırım.” dedi.
Saib de şöyle dedi:
“Evet. Ticarette arkadaşlık etmiştik. Bütün hesapların
gayet mükemmeldi.”
. . .
Ne zorludur Bedir günü.
Bir avuç müslüman koruyacak şimdi İslâm’ı.
Kim kalır o bir avuç müslüman yok olursa?
İşte böyle tehlikelidir ahval müslümanlar için. Bu arada
ashaptan Huzeyfe bin Yeman ile Ebu Hasil (Allah her ikisinden de razı olsun)
Mekke’den Medine’ye gelirken müşrikler tarafından yakalandılar. Müşrikler
Peygamberimiz s.a.v.’in ordusuna katılmak için mi Medine’ye gittiklerini
sordular. Onlar da böyle bir niyetlerinin olmadığını, harbe iştirak
etmeyeceklerini söylediler. Böylece Medine’ye geldiler. Peygamber s.a.v.’e
olanları anlattılar ve savaşa katılmak istediklerini söylediler. Peygamberimiz
s.a.v., insanların en emini, arkadaşlarına şunları söyledi. Onlara ilke olsun
diye, bizlere ilke olsun diye:
“Biz verdiğimiz söze mutlaka riayet etmeliyiz. Allah’ın
yardımı bize yeter.”
Yüzü hep gülen bir peygamber
Allah Rasulü s.a.v. insanlarla münasebetlerde tutarlı
olmayı da örnekler. O’ndan bir gün iyi, bir gün kötü muamele görmek mümkün
değildir.
Müsamahalıdır. Yumuşak huyludur. Güler yüzlüdür. Kibar
tavırlıdır. Kırmaz asla. Öyle ki, ayağının altında kalsa dal kırılmaz.
Arkadaşları O’nun bu hallerindeki devamlılığı ikrar
ederler. Her zemin ve zamanda.
Bir yolculuğa çıkacağı zaman en son kızı Fatıma r.a. ile
vedalaşırdı. Seferden dönüşte de ilk gördüğü kişi kızı Fatıma r.a. olurdu.
Fatıma r.a.’yı ayağa kalkarak karşılar, en güzel yere
oturturdu.
Kızına gösterdiği bu özeni terk ettiğine rastlanmamıştı.
. . .
Yüzü hep gülen bir peygamberdir. Yüzü hep gülen bir
insandır. En umutsuz anlarda bile. Ümitsiz değildir. Hele arkadaşlarını
gördükçe…
Cerir bin Abdullah r.a. Hz Peygamber s.a.v.’in
arkadaşlarındandı. Rasulullah s.a.v. onu gördükçe tebessüm ederdi. Cerir r.a.
der ki: “Peygamberin bu adetini terk ettiğini hiç görmedim.”
. . .
Enes r.a. küçük yaşlarından başlayarak Efendimiz
s.a.v.’e hayatı süresince hizmette bulunmuş seçkin bir sahabidir. Der ki:
“Peygamber bir gün olsun bana, ‘bunu niçin böyle yaptın’
demedi.”
Tesbihin taneleri dağılmasın
Allah Rasulü s.a.v.’a soruldu:
– Allah katında amellerin en makbulü hangisidir?
Buyurdu ki:
– Allah’ın katında amellerin en makbulü, az da olsa
devamlı olanıdır.
Devama işaret etti. Çünkü devamlı ibadet devamlı irtibat
demekti. Devamlı rabıtasıydı yaratılanın yaratıcısıyla. Devamlı zikir haliydi.
Biz O’nu anardık, O bizi anardı. O’nun katında anılmaktı.
Bir gün Hz. Aişe r.a.’ya sordular:
– Peygamber bazı günlere, bazı zamanlara özel
hareketlerde bulunur muydu?
O şöyle dedi:
– Hayır, O’nun ameli yoğun bir bulut gibiydi. Nasıl
yoğun bir bulut nihayet buluncaya kadar devamlı yağarsa, Peygamberin amelleri
de aynı şekilde sonuna kadar devam ederdi.
. . .
Bir gün de Hz. Aişe r.a. Peygamberimiz s.a.v. için şöyle
dedi:
“Bir iş işledi mi onda sebat ederdi.”
Allah Rasulü s.a.v.’in geceleri namaz kılmak itiyadı
vardı. Bu adetini ömrü boyunca terk etmemiştir. Yine Hz. Aişe r.a.’dan alınan
bilgiye göre sağlığında bir değişiklik olursa gece namazını oturarak kılardı.
. . .
“İşte böyle. Yola girersin. Yolda olursun, olursun,
olursun... Düşe kalka da olsa, ağır aksak da olsa. Ve gün gelir kaybolur gider
yol olursun.” dedi.
Anlattı bir aralıkta, çünkü anlat demişti Peygamber
s.a.v.
Bugün burada duyduklarını burada olmayanlara,
olamayanlara anlat.
Belki o çok daha iyi anlar. Belki o yolun hakkını çok
daha iyi verir. Belki o yol olur, toprak olur gibi...