Binbir Damla - Yusuf YAVUZ
Hz. Ali r.a.’ın Kıymeti
Ashab-ı Kiram’dan Malik b. Enes hazretleri anlatıyor:
Rasulullah Aleyhisselam’a kızartılmış bir kuş hediye
edildi. Yemek önüne konulunca şöyle dedi: “Allahım, yaratılmışlardan en
sevdiğin kimseyi bana gönder de benimle bu yemekten yesin.” Biri gelip kapıyı
çaldı. Kim olduğunu sorduğumda, “Ben Ali’yim” dedi. Ben de ona Rasulullah s.a.v’in
meşgul olduğunu söyledim. Kapıyı üç kez çaldıktan sonra, dördüncüsünde ayağıyla
vurup içeri girdi. Peygamber Aleyhisselam kendisine niçin geciktiğini sordu. Hz.
Ali r.a.: “Üç kez kapıyı çaldım, fakat Enes içeri girmemi engelledi.” dedi.
Peygamber Efendimiz bana sebebini sorunca dedim ki: “Bu yemeği akrabalarımdan
birinin seninle birlikte yemesini arzu etmiştim.”
Hz. Ali r.a. diyor ki: “Kuş yemeğinden sonra oradan
ayrıldığım sırada Enes bana ‘Ey Hasan’ın babası, bana mağfiret dile, sana karşı
suç işledim, ama sana da bir müjdem var’ dedikten sonra Rasulullah’tan duyduğu
müjdeyi anlattı. Ben de Allah’a hamdettim ve onun için bağışlanma diledim. Bana
verdiği müjde hatasını gidermiş oldu.”
Hz. Ali r.a. şunları söylemiştir: “Rasullullah s.a.v.
beni çağırdı ve şöyle dedi: ‘Sende Meryem oğlu İsa’nın durumuna benzer bir
durum var. Yahudiler ona kin beslediler, annesine de iftira ettiler.
Hıristiyanlar ise ona aşırı sevgi duydular ve onu olmayacak bir mertebeye
(ilâhlık mertebesine) yükselttiler.’ Dikkat edin! Benden dolayı iki zümre helak
olacaktır. Bu zümrelerden biri, bana sevgisinde aşırılığa gidip beni layık
olmadığım bir mertebeye yükseltmeye çalışır. Diğeri de bana öfke duyar, bu
yüzden bana iftira eder. Dikkat edin, ben peygamber değilim, bana vahiy gelmez.
Ancak ben Allah’ın kitabı ve Rasulullah’ın sünnetiyle elimden geldiği kadarıyla
amel ederim.”
Yine o diyor ki: “Rasullulah Aleyhisselam
rahatsızlığımda bana uğramıştı. Ben şöyle diyordum: ‘Allahım, eğer ecelim
gelmişse vefatımla beni rahatlat; ecelim gelmemişse şu hastalığı benden al.
Eğer bu bir musibetse bana sabır ver.’ Rasulullah Aleyhisselam ayağıyla bana
dokunarak: ‘Ne diyorsun?’ dedi. Ben de sözlerimi tekrarlayınca: ‘Allahım ona
şifa ve afiyet ver’ diye dua etti. Artık ondan sonra hiç hastalık görmedim.”
el-Bidaye ve’n-Nihaye, 7/374-380.
Hz. Ali r.a.’ın Son Günleri
Allah ondan razı olsun, Hz. Ali (ö. 40/661) müslümanların
dördüncü halifesiydi. Fazilet/üstünlükte de diğer üç halifeden sonra birinci
tabakadan sahabenin dördüncü sırasındaydı. Halifelik süresi dört yıl dokuz ay
sürmüştü. Sahabenin on birinci tabakasından olan Hz. Muaviye ile aralarında
yaşanan siyasi ihtilaftan sonra, Iraklıların insafsızca muhalefetiyle
karşılaşmış, ordusunun pek büyük kısmı çözülüp dağılmıştı. Şam’da taraftarları
ve fetihleri çoğalan Hz. Muaviye gücüne güç katarken, Kûfe’de Hz. Ali’nin
taraftarları gittikçe azalmış ve idarî otorite zayıflamaya başlamıştı. Çünkü
zaman değişmiş, toplumda inanç ve düşünceler farklılaşmış, mevcut insanların en
hayırlısı olan Hz. Ali’nin değerini takdir edemeyen Irak halkı, büyük ölçüde
onun etrafından çekilmişti. Artık halkın hayat tarzı ve toplumun değişen
yapısı, Hz. Muaviye’nin siyaset ve icraatına daha uygun düşüyordu. Zira
fitneler iyice çoğalmış, ortaya çıkan sıkıntılar şiddetlenmişti. Şu sözü sıkça
söylemeye başlamıştı: “Allah’a yemin ederim ki sakalımla başım kana bulanacak.
Artık dünyanın en bedbaht adamı katilim neyi beklemektedir?”
Bu sözlerin de sebebi vardı. Rasul-i Ekrem s.a.v.,
zamanında ona somuştu: “Öncekilerin en bedbahtı kimdir?” O demiş: “Salih
peygamberin devesini boğazlayandır.” “Ya sonrakilerin en bedbahtı?” “Allah ve Rasulü
daha iyi bilir.” “O seni alnından vurup öldürecek olan kimsedir.”
Hz Ali r.a. son günlerinde Kûfeliler hakkında şöyle
diyordu: “Allahım, bunlar Kur’an hükümlerini ümmete tatbik etmeme engel
oldular. Ben bunları usandırdım, bunlar da beni usandırdılar. Beni huy ve
karakterimin dışına sürüklediler. Allahım, sen beni bunlardan daha hayırlı
kimselerle karşılaştır, bunların başına da benden daha hayırsız birini getir!”
Bir gece rüyasında Rasul-i Ekrem s.a.v.’i görmüş ve: “Ya
Rasulallah, bu ümmetinden çektiğim nedir?” demiş, sonra da “Allahım, bunların
başına benden hayırsız bir kimseyi getir.” demişti. O sabah (17 Ramazan) camiye
girerken Haricî sapığı İbn Mülcem tarafından alnına kılıç vurularak ağır
yaralanmış, iki gün sonra da şehit olmuştur. Altmış üç yaşındaydı. Kûfe’de
gizli bir yere defnedilmiştir.
el-Bidaye ve’n-Nihaye, 7/346-354, 8/399-400; el-İstiâb,
3/217-221.
Hz. Ali r.a.’nın Vefat Haberi
Büyük muhaddis ve tarih alimi İbn Kesir (ö. 774/1373),
“el-Bidaye”de şöyle garip bir habere yer verir:
Hz. Muaviye r.a.’ın komutanlarından Şamlı birisi, bir
gece oğluna öfkelendi, onu evden kovdu. Evden çıkan oğlu nereye gideceğini
bilemediğinden kapının önünde oturdu. Orada uyuyakaldı. Uyandığı sırada
evlerinin kapısını yabancı ve siyah bir kedinin tırmaladığını gördü. Evdeki
(cin) kedinin biri kapıya gelince yabani kedi ondan kapıyı açmasını istedi.
İçerideki kapıyı açamayacağını söyleyince beriki şöyle seslendi: “Yazıklar
olsun sana! Bana yiyecek getir. Aç ve yorgunum. Şimdi Kûfe’den geliyorum. Orada
büyük bir hadise oldu. Ebu Talip oğlu Ali öldürüldü.”
“Vallahi evde ne varsa hepsinin üzerine sahiplerim
besmele çekip Allah’ın adını anmışlar (sana veremem). Sadece üzerinde et
pişirilen bir şiş var.” İçerideki kedi o şişi getirip kapıdaki kediye uzattı.
Yabani kedi de şişi yaladıktan sonra gitti. Bu manzarayı kapı önünde oturan
kişi görüyor ve kedilerin (insan gibi) konuşmalarını işitiyordu. Kalkıp kapıya
vurdu, babası gelip kapıyı açtı ve oğlu içeri girdi. Gördüğü şeyi hayretle
babasına anlattı. Babası ona sordu: “Oğlum sen rüya mı gördün, yoksa aklını mı
yitirdin?”
“Hayır vallahi! Durum aynen sana anlattığım gibidir.
Şimdi sen Muaviye’ye git de sana söylediklerimi ona anlat.”
Baba evden çıkıp Hz. Muaviye’nin konağına gitti.
Kendisine izin verildi ve içeri girdi. Durumu oğlunun anlattığı gibi Hz. Muaviye’ye
anlattı. Onlar da bunun tarihini belirleyip postanın gelmesini beklediler.
Günler geçip posta geldiği zaman, durumun anlatıldığı gibi meydana geldiğini
anladılar. Rivayete göre Hz. Muaviye, karısı Fahite ile bir gün uyumakta iken, Hz
Ali’nin ölüm haberi gelmişti. Yatağından kalkıp oturdu. “İnnâ lillâhi innâ ileyhi
râciûn” dedi. Sonra ağlamaya başladı. Karısı Fahite dedi ki: “Bak hele şuna!
Sen dün Hz. Ali ile kavga ediyordun, bugün ise onun ölümü için ağlıyorsun.”
“Yazıklar olsun sana! Ben onun hilmini, ilmini,
faziletini, ilk müslümanlardan oluşunu ve hayırlı birisi olduğunu biliyorum ve
insanların öyle birini kaybedişine ağlıyorum.”
el-Bidaye ve’n-Nihaye, 8/401-402.