Ehl-i Sünnet’in Büyük Alimi Ömer Nasuhi Bilmen (ra) - Ali UYSAL
Son
yüzyılın büyük İslâm alimlerinden Merhum Ömer Nasuhi Bilmen, hadis, kelam,
tefsir, edebiyat özellikle de fıkıh sahasında önemli bir yere sahiptir.
Eserleriyle, hizmetleriyle insanımız üzerindeki tesiri hâlâ devam etmektedir.
Eserleri birer başvuru kaynağıdır. Fikirde ve harekette, ilim aşığı tavrında,
ilmiyle amel eden kimliğinde daima hayranlık uyandıran bir sır saklıdır.
Ömer Nasuhi Bilmen rh.a.1883 yılında Erzurum’un Salasar
köyünde dünyaya teşrif etti. Küçük yaşta babasını kaybedip yetim kalınca
Erzurum Ahmediye Medresesi müderrisi ve nâkibu’l eşraf kaymakamı olan amcası Abdürrezzak
İlmî Efendi’nin himayesi altına girdi. Amcasının yanı sıra dönemin meşhur
alimlerinden Erzurum müftüsü Narmanlı Hüseyin Efendi’den ilim tahsil etti.
Hocaları vefat edince öğrenme sevdası onu ilim merkezi
İstanbul’a götürdü. Fatih dersiâmlarından Tokatlı Şakir Efendi’nin derslerine
devam edip icazetnâmesini aldı. İki sene sonra Ders Vekaleti’nce açılan
imtihanı da kazanarak dersiâmlık (halka açık ders verme) diplomasını aldı.
Henüz yirmi dokuz yaşında idi.
Aynı yıllar içinde hukuk tahsiline de başlayan Ömer Nasuhi
Bilmen, bu tahsilini de birincilikle tamamladı.
‘Şeker Muallim’
Eylül 1912’de Beyazıt dersiâmı olarak göreve başlayan
Hoca Efendi, sırasıyla Fetvâhâne-i Âli müsevvid mülazımlığı, Heyet-i Telifiyye
üyeliği, Dârü’l-Hilâfe Medresesi Kısm-ı Âli fıkıh müderrisliği, Sahn Medresesi
kelâm müderrisliği, İstanbul Müftülüğü müsevvitliği, İstanbul Müftülüğü ve son
olarak da Diyanet İşleri Başkanlığı yaptı.
Hoca Efendi uzun memuriyet hayatı boyunca öğretmenlik
hizmetinde de bulundu. Dârüşşafaka Lisesi’nde uzun süre ahlâk ve yurttaşlık
dersleri okuttu. İstanbul İmam-Hatip Okulu’nda ve Yüksek İslâm Enstitüsü’nde
usul-i fıkıh ve kelâm dersleri verdi. Tahsil hayatına başladığı günden
İstanbul’da vefat edeceği zamana kadar okuma, öğrenme ve öğretme aşkı hiç
eksilmedi, daima artarak devam etti. İlminin, kaleminin zekâtını hep verdi.
Kur’an-ı Kerim’i dört yaşında okumaya başlayan ve
hayatının son gününe kadar bir gün bile okumayı aksatmayan Hoca Efendi, kendi
ifadesiyle Kur’an’a aşıktı. İlmî çalışmalarına başlamadan bir cüz okur, sonra
okumaya veya yazmaya başlardı. Kur’an-ı Kerim’i ağlayarak okur, çoğu zaman da
vücudu büyük bir ürpertiyle titrerdi.
İlim öğrenme ve öğretme arzusuyla daima okudu, yazdı ve
talebe yetiştirdi. Altmış senelik öğretmenliği süresince öğrencilerini sınıfta
bırakmadığı gibi zayıf not da vermezdi. Öğrenciler dersini büyük bir coşkuyla
takip ederdi. Öğrencilerin “Şeker Muallim” diye lakaplandırdığı Hoca Efendi,
öğretmenin başarılı olma ölçüsünü de şöyle belirtmiştir:
“Bir öğretmen talebesini öz evladı gibi sevecek,
öğretilecek hususları da kısa ve öz olarak talebenin idrakine uygun şekilde
talebeye verecek.”
Öğrenme ve öğretme aşkı
Ömer Nasuhi Bilmen Hocaefendi’nin ilim aşkı öyle büyüktü
ki beğendiği eserleri emanet alır, bir gecede yazar, küçük yaşta öğrendiği
ciltçilik sayesinde onları ciltleyip kütüphanesine koyardı. Kütüphanesinde bu
yolla elde ettiği birçok kitabı vardı. O zamanda basma eserlerin azlığı ve
edinmenin zorluğu dikkate alınırsa yapılan işin önemi daha iyi anlaşılır.
Arapça ve Farsça’yı Türkçe kadar iyi bilen Hoca Efendi, Fransızcayı
da tercüme yapacak kadar öğrenmişti. “Okyanus bilgin” (mütebahhir) vasfına
hakkıyla layıktır ve hadis, kelâm, tefsir, edebiyat, özellikle de fıkıh
sahasında önemli bir yere sahiptir.
Hoca Efendi’nin eserleriyle, hizmetleriyle insanımız
üzerindeki tesiri hâlâ devam etmektedir. Kitapları bugün de birer başvuru
kaynağıdır. Fikirde ve harekette, ilim aşığı tavrında, ilmiyle amel eden
kimliğinde daima hayranlık uyandıran bir sır saklıdır. Ergun Göze’nin
ifadesiyle: “Mazisi ile ilgisi kopartılmış nesillere mazisinin irfan ve kültür
hazinelerini usanmaz bir karınca sabır ve himmetiyle taşımayı ibadetine
serlevha yapmış bir insandır.” Yine Ergün Göze’nin kaleminden Hoca Efendi’yi
tanımaya çalışalım:
“Millet Hoca Efendi’yi en değerli evlatlarından
bilmekteydi. Fıkıh ve her dalıyla İslâmiyet bir deryadır. Bu deryada fener
yakabilmek için insanın fikir teknesinin çok sağlam, idrak yelkenin çok geniş
ve gönül rüzgârının çok devamlı olması gereklidir. Hoca, ilerlemiş yaşında bu
vasıfları aynen muhafaza etmiş ve mürekkebi şehitlerin mübarek kanından daha da
tekrim edilmiş (saygıya layık kılınmış) bahtiyarlardandı.”
Cenazesinde gözyaşları içinde on binin üzerindeki insan
seli bu bahtiyarlığın şahitleriydi. Bu şahitlerden birisi olan İstanbul Vaizi Abdurrahman
Şeref Güzelyazıcı cemaate: “Muhterem hocamızın vefatıyla bir ilim güneşi daha
battı. Hoca Efendi’yi sevmeyenler sevmesini bilmeyenlerdir!” diye seslenir ve
dayanamayıp cemaatin gözyaşlarına katılır, konuşmasını tamamlayamaz. Nitekim bu
sevgi milletin gönlünden hiç çıkmamıştır. Onun eserleri yıllardır inanların
kütüphanesinde baş ucu kaynağıdır. İlim, fazilet, irfan ve erdem gibi
keyfiyetleri bünyesinde hakkıyla taşıdığı için de müslümanlar onu daima
sevmiştir. Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat anlayışını çok kuvvetli bir bilgi ve idrak
ile yaşayıp eserleştirdiği için eserleri daima kıymet görecektir.
Erzurum ağzıyla konuşan, tatlı bir konuşma üslubuna
sahip Hoca Efendi yazarken edebi bir dil kullanır. Hatta eserlerinde çoğu zaman
dili ağırlaşır. Konuştuğu terminelojiden de kaynaklanan ağır üslubuna aşinalık
kazananlar bu üsluptan zevk alır. Bu dil mükemmelliği onun edebî yönünü de
ortaya koyar. Kendi tabiriyle ‘yazmayı denediği’ romanında bu yönünü daha iyi
görmekteyiz. Hoca Efendi’nin kalem kuvvetine Sırât-ı Müstakîm, Sebîlü’r-Reşâd
ve özellikle Şeyhü’l-İslam Mustafa Sabri, Ermenekli Saffet Hoca gibi tesirli
kalemlerin de yazdığı Beyânü’l-Hak gibi dönemin ilmî, edebî, fikrî dergilerinde
yazdığı makalelerinde ve Türkçe, Farsça şiirlerinde de şahit oluyoruz.
‘Bozulmayan dinde reform
olmaz’
Hoca Efendi, vazife aşığı bir insan olarak hac farizası
için aldığı izin dışında görevini ömrü boyunca hiç aksatmamıştır. Siyasete asla
yönelmemiş, daima siyasetten uzak kalmış, evlatlarına da siyasetten uzak kalmayı
vasiyet etmiştir.
Tevazu ve alçak gönüllülük Hoca Efendi’nin önemli
özelliklerindendi. İlim denizinde ulaşılmaz derinliklere kulaç atmasına, hukukî
dehasının derinliğine rağmen tevazu kanatlarını sonuna kadar açmıştı. Her
namazın ardından fetvalarında hata yapmamak için dua ederdi. Kendisine mektupla
gelen sorulara bile zaman ayırıp özenle cevap verirdi. Verdiği cevapları da
biriktirmiş ve hayatı boyunca saklamıştır. İnsanlara sıkıntı vermeyi sevmediği
için en yakınından bile bir bardak su istemezdi. İşlerini kimseyi zahmete
sokmadan kendisi yapmaya gayret ederdi.
Hoca Efendi, kendisine teklif edilen Diyanet İşleri
Bakanlığı görevini birçok kez reddetmişti. 1960 ihtilalinden sonraki teklifte
ise bu görevi kabul etmesi çok manidardır. Zira esen olumsuz rüzgârlar
karşısında zayıf mizaçlı, ehil olmayan tavizkâr karakterli bir kişi gelirse
Türkiye’de çok şey olumsuz manada değişebilirdi. Çünkü modernist, reformist
düşüncenin ürettiği Türkçe ezan, Kur’an-ı Kerim’in Türkçe okunması, camilerin
folklorik amaçlı yeniden düzenlenmesi gibi dinin özüne aykırı, Ehl-i Sünnet
çizgisini dışlayan birçok tahripkâr anlayış bu dönemde güçlü bir zemin
bulmuştu. Her haliyle halkın muhabbetini kazanmış, Ehl-i Sünnet anlayışını tam
bir liyakatle eserinde ve şahsında temsil etmiş bu güzel insanı da bu
meselelerde kullanmaya çalıştılar. “Bozulmayan dinde reform olmaz.” diyen Hoca
Efendi asla taviz vermedi. İslâm’ın hakikat binasından kimsenin bir tuğla bile
koparmasına görev yaptığı sürede fırsat vermedi. İman, ahlâk hukuk esaslarının
yıpratılamayacağını ve bu hakikatlerin evrenselliğini, orijinalliğini büyük bir
cesaretle savundu. Burada Hoca Efendi’nin hayatında en çok mutlu olduğu anı
nakledersek bu konudaki hassasiyet decesini de anlamış oluruz:
İstanbul müftüsü iken Fatih’te oturduğu evin kapısını
sabaha karşı bir polis memuru çalar ve kendisine resmi bir evrak verir. Evrakta
Ezan-ı Muhamedî’nin tekrar Arapça okunacağı kararı bildirilmektedir. Gözlerinde
sevinç damlaları, oğluyla Fatih Camii’ne gider. Yakın camilere, mescitlere
haber ulaştırır. Fatih Camii minarelerinden Ezan-ı Muhammedî kulakların hasret
kaldığı esas yankısıyla çınlamaktadır. Hoca Efendi gözleri yaşlı şükür
secdesindedir.
İlim öğrenmeye ve eser vermeye kendini adamış bu büyük
insan, ilmini insanlığa duyurmayı da büyük bir vazife kabul etmişti. Çok eser
vermesinin sebebi budur. Her eseri basıldığında çocuklar gibi sevinir, hediye
edeceği kitapların bile bedelini öderdi. Otuz civarında eser vermiştir.
12 Ekim 1971 günü seksen yedi yaşında İstanbul’da vefat
eden ve Edirnekapı Sakız Ağacı Şehitliğinde medfun olan Hoca Efendi’yi
seleflerinden büyük İslâm alimi Ebu Said Muhammed Hâdimî k.s. hazretlerinin
sözleriyle anıp, Fatihalarla uğurlayalım:
“Kâmil odur ki koya bir yerde bir eser
Eseri olmayanın yerinden yeller eser.”
Eserleri
Merhum Ömer Nasuhi Bilmen’in eserleri içinde idrak pencerelerimizi sonuna kadar
açıp dolaşmak hepimizin üzerine bir borçtur. Bu eserleri tanıyalım:
• Hukuk-ı İslâmiyye ve Istılâhât-ı Fıkhıyye Kamusu
Heyet-i Telifiyye üyeliği Hoca Efendi’ye büyük bir hukuk formasyonu
kazandırmıştı. Burada meydana getirdiği malzemeleri bu eserinde değerlendirdi.
Bu eseri mezhepler arası mukayeseli sistematik bir hukuk kitabıdır.
Cumhuriyet’ten sonra kaleme alınmış İslâm hukuku sahasında ilk ve en geniş
içerikli eserdir. 6 cilt halinde birçok baskısı yapılmıştır. Bu eser İslâm
hukukuna yapılmış büyük bir hizmettir.
• Kur’an-ı Kerim’in Türkçe Meal-i Âlisi ve Tefsiri
Surelerin içeriği hakkında kısa bilgiler vererek meallerini yaptığı ve tefsire
de yer verdiği bir çalışmasıdır. Bu eseri emekli olduktan sonra 80 yaşını
aştığı bir sırada tam beş yıl gece gündüz çalışarak ortaya koymuştur. Kendi
ifadesiyle altı saatten fazla uyumadan bu eseri tamamlamıştır.
• Büyük İslâm İlmihali
Her müslümanın evinde bulunması gereken bu eser ibadetlere ait bütün hükümleri
içinde barındırmaktadır. Şimdiye kadar iki buçuk milyonun üstünde basılmıştır.
Müslümanların aynası bu eserde yeme, içme, giyim alışverişe dair hükümler de
ortaya konmuştur. Erbabına göre, elde böyle mükemmel bir ilmihal varken başka
ilmihal aramak ayıptır. Sadeleştirilerek Semerkand Yayınevi tarafından yeni bir
baskısı yapılmıştır.
• Fetih Suresi’nin Tefsiri
(Sure-i Feth’in Türkçe Tefsiri İ’tilâ-yı İslâm ile İstanbul Tarihçesi)
İlk tefsir çalışmasıdır. İstanbul’un fethi münasebeti ile hazırlamıştır. “İstanbulumuzun
500. Fetih yıl dönümünü tebrik ve Hak Tealâ hazretlerine teşekürlerimizi arz ve
takdim maksadı ile kaleme aldım.” diyen Hoca Efendi, eserin sonuna İslâm’ın
Yükselişi (i’tilası), Fatih ve İstanbul’un fethi ile bilgileri ihtiva eden
bölümü de eklemiştir. Bu eser Semerkand Yayınları tarafından üç farklı eser
olarak yayınlanmıştır.
• Büyük Tefsir Tarihi ve Tabakâtü’l-Müfessirîn
Tefsir usulü ve tefsir tarihine dair bilgileri barındıran bu eserde Hoca
Efendi, önce mümtaz tabaka dediği Ashab-ı Güzin’i sonra da vefat tarihlerine
göre on dört tabakaya ayırdığı müfessirler hakkında bilgi vermektedir. 663
tefsir kitabıyla bunların müelliflerini tanıttığı bir liste, devamında da Kur’an-ı
Kerim’le ilgili çeşitli ilimlere dair 489 kitabı kapsayan bir diğer liste yer
almaktadır. Büyük sabır ve çalışma gücünün meyvesi bir eserdir.
• Kur’an-ı Kerim’den Dersler ve Öğütler
Ramazan-ı şerifte Süleymaniye, Ayasofya ve Fatih Camilerinde verdiği otuz adet vaaz
ve nasihatin bir araya getirildiği bir eserdir.
• Ahlâk-ı İslâmiyye Dersleri
İslam ahlâkının esaslarını ortaya koyduğu bir çalışmasıdır.
• Hikmet Gonceleri
Efendimiz s.a.v.’in beş yüz mubarek sözünü şerh ederek istifade edecek
gönüllerde güller gibi açmasını murat ettiği edebî kıymeti de olan güzel bir
çalışmasıdır. Semerkand’ın yeniden bastığı eserlerdendir.
• Mülehhas İlm-i Tevhid, Akâid-i İslamiyye
Yüksek İslam Enstitüsü’nde okutulacak konuları içinde barındıran, İslâm
akaidinin haritasını ortaya koyan önemli bir eserdir. Bu eser de Semerkand
tarafından basılmıştır.
• Dinî ve Felsefî Ahlâk Lügatçesi
Edebiyatımızda ve konuşma dilimizde kullanılagelen yedi yüz yetmiş kelimeyi
açıklayan bir başvuru kaynağıdır.
• İslâmiyet’in Ulvî Mahiyeti
Müslümanların yüksek inançları hakkında araştırmalar yapan bir Amerikalı’nın
sorularına cevaplar veren bir çalışmadır.
Diğer bazı eserleri de şunlardır:
• Dinî Bilgiler
• İslam Hukukunda Manevi Zararların Tazmini
• Ashâb-ı Kirâm Hakkında Müslümanların Nezih İtikatları
• Nüzhetü’l-Ervâh