Tencere - Serhat ALBAMYA
Kayda Değer Diyaloglar
İşe yeni giren bir arkadaş, müdürünün yanında Mısır’dan
gelen tüccarlara katalogdaki malları tanıtacak, fakat aklına bir türlü “en
iyisi bu” demek gelmiyor.
Heyecandan bildiği İngilizceyi unutan arkadaşımız
tüccarlara ürünü göstererek şöyle diyor:
– This product is... eee... This product is Maşallah!..
Arkadaş durumu böyle toparlıyor. Neyse ki Mısırlı
tüccarlar ürünü satın alıyor ve arkadaşımız da İngilizce ile olan imtihanını bu
şekilde vermiş oluyor.
...
Birkaç arkadaşım lokantada pidelerini yiyip hesabı
ödemek üzere kasaya gidince, müessesenin garip çırağı yanlarına gelip kendince
hesabı çıkarıyor:
– Tamam abi, 3 lira, 6 lira, 7 daha ... 3 buçuuk...
Neyse ki usta duruma bir şamarla müdahale ediyor ve
toplandıkça azalan fiyat normale dönüyor.
Nedir Benim Bu Yaşlı
Teyzelerle İmtihanım!
Geçenlerde evden çıkmış, markete doğru yürüyordum.
Sokağı döner dönmez onu gördüm. O, bizim muhitte pek fazla bulunan, gideceği
yeri unutan, fakat ille de oraya gitmek isteyen yaşlı teyze!
Daha önce de başıma gelen “yaşlı teyzeleri evlerine geri
götürme” tecrübelerimden dolayı daha ilk bakışta kaybolduğunu, bir yeri ya da
birilerini aradığını anladım.
Ben ona doğru yürürken sessiz sessiz bekliyor, bir
yandan da soluklanıyordu. Tam yanına yaklaşmışken maceramızı başlatan soruyu
sordu:
– Evladım Esin hanım nerede oturuyor?
Daha önce de gideceği yeri unutan teyzeler görmüştüm ama
bana bu kadar küçük bir ipucu vererek adres bulmamı isteyen bu teyze
bambaşkaydı.
Söylediğine göre Esin hanımlar bu muhitin en eski
sakinleriydi ve her eski mahalleli gibi, bütün buralar eskiden onlarındı. Zaten
civarda pek kimseyi tanımayan ben, böyle çaresiz bir şekilde, ağır ağır
ilerlemeye çalışan yaşlı teyzenin halini görünce dayanamayıp yardım etmeye
karar verdim.
Tam yanına geçip apartman apartman zillerdeki isimlere
bakacaktım ki epey ileride iki kadının bana el kol işareti yaptığını fark
ettim. Ses etmeden beni çağırıyorlardı. Teyzeyi oraya yöneltip kadınlarla
konuşunca durum aydınlandı.
Kadınlardan biri yaşlı teyzenin bakıcısıydı ve
öğrendiğime göre teyzemiz çok huysuzdu. Benden ona gidip doktor olduğumu,
derhal onu evine bırakmam gerektiğini söylememi istedi.
Tekrar yaşlı teyzenin yanına varınca olay iyice
zorlaşmaya başladı. Maksat yardım ya, dedim ki:
– Teyzeciğim, ben doktorum, gelin sizi evinize
götüreyim.
Teyze bastonunu havaya kaldırarak:
– Hadi ordan, hiç doktor tipi yok sende, diyerek
azarlayıverdi.
Ben de durumu toparlamak için:
– Madem evinize gitmeyeceksiniz, gelin Esin hanımı
beraber bulalım, deyiverdim. Bana biraz kızsa da yardım teklifimi geri
çevirmedi.
– Gir koluma, dümdüz sokağın sonuna doğru gideceğiz,
diye talimat verdiğinde bastonun korkusuyla çaresiz koluna uzandım fakat bu
sefer de:
– Hiç mi bayan kolu tutmadın! Kol öyle mi tutulur, diye
söylenmeye başladı.
Zor bir sınavın tam ortasındaydım, bir yandan Esin
hanımın nerede oturduğunu, bir yandan da kafaya bastonu yemeden nasıl
kurtulacağımı düşünüyordum. Derken aramızdaki buzları eriten sorusu geldi:
– Okuyo musun sen?
Sesi hâlâ beni sorgular gibiydi. Doktor olduğum yalanını
hemen anladığından başka yanlış bilgi vermemeye karar vermiştim.
– Evet, İngilizce öğretmenliği son sınıf.
– Ooow! Really? (Ooo, gerçekten mi?)
Teyze beni şaşırtmaya devam ediyordu. Kusursuz aksanıyla
ingilizce sohbete girişince dayanamadım, sohbeti sürdürdüm:
– Yes, I hope i’ll finish the school this year. (Evet,
ümit ediyorum bu sene okulu bitireceğim.)
– Well. I’m a teacher since 1985. (İyi. Ben 1985’ten
beri öğretmenim.)
Baktım ki bu sohbet Cambridge Üniversitesi kano
yarışlarına kadar uzayacak, yavaştan teyzeyi bırakıp, bi’ koşu zillere bakmaya
karar verdim. Fakat teyzemin buna müsadesi yoktu. Gideceksek beraber
gidecektik! İçimden “Eveet! Serhat aldın başına macerayı” diye düşünüp etrafıma
bakarken, birden arkamızda onu gördüm.
Hani beklediğiniz otobüs siz durağa varır varmaz yanaşır
ya, onu görünce öyle mesut oldum. Gelen yaşlı teyzenin bakıcısıydı. Bana yavaş yavaş
uzaklaşmamı işaret etti. Ben ona bakarken teyze beni fark etmiş olacak ki:
– Kime bakıyorsun sen? Bellii, sen gideceksin! Git o
zaman, diyerek beni azat etti.
Kendisine güzel dileklerimi iletip uzaklaştım.