Tencere - Serhat ALBAMYA
Kayda Değer Diyaloglar
Amerika’da çalışan bir arkadaş bir isteği olup
olmadığını öğrenmek için Çorum’daki dedesini arıyor:
– Dede, Amerika’dan ne istersin, sana ne getireyim?
– Oğlum, burada satılan tırnak çakıları tırnağımı tam
almıyor. Varsa ordan büyük bir tırnak çakısı getir...
...
Dergiden bir arkadaşımız telefonda karşı tarafın daha
iyi anlaması için vereceği adresi kodlayarak söylüyor:
– Apartman ismi “Gül.” Bak kodluyorum: Gebze’nin “G”si,
Üsküdar’ın “Ü”sü, Lüleburgaz’ın “L”si... Daire numarası, Kırklareli’nin 40’ı...
...
İnegöl’de mobilya işi ile uğraşırken bir yatak odası
takımına ayna kestirmem gerekti. Camcıya varır varmaz dalgınlıkla dükkandan
çıkıp aynanın ölçülerini almadığım aklıma geldi. Camcı ustaya ölçüleri
unuttuğumu söyleyince haliyle:
– O zaman dükkanı telefonla ara da sor, diye cevapladı.
Ben:
– Abi yeni taşındık numara değişti, yeni numara da
aklımda değil, dediğimde bu sefer:
– E, o zaman varsa komşu dükkanın numarasını ara da sor,
dedi.
– Abi bende komşunun numarası da yok, deyince:
– Oğlum sende de hiç bi’ numara yokmuş! İnsan hiç
değilse bi’ döner tekme atar, yine bi’ numara yapar, deyiverdi.
Ben bu beklenmedik cümleyi yaklaşık on dakika sonra anlayınca:
“Demek ki şaka geliyorum demez, kimden nerden çıkacağı da belli olmaz..” diye
avunarak dükkanın yolunu tuttum.
Kör Olası Çöpçüleeer!
Bir arkadaş anlatıyor:
Bir tatil beldesinde arkadaşlarla dolanıyorduk, birden
birkaç sokak öteden “kör olası çööpçüleeer” diye bi ses gelmeye başladı. Erkin
Koray’ın meşhur parçasının sadece bu kısmı ard arda çalınca şaşırdık. Herhalde
CD takıldı, aynı yeri tekrar tekrar çalıyor diye düşündük.
Biz biraz daha ilerleyince ses de yakınlaşmaya başladı.
Fakat müziği çalan kişi her kim ise ne şarkıyı durduruyor ne de ileri alıyordu.
Şarkının sadece “kör olası çööpçüleeerr” kısmı sokaklarda yankılanıyordu.
Biz de “Nasıl olsa boş boş dolanıyoruz, bari şu sesin
kaynağını bulalım!” diyerek merakımızı gidermek için sesin geldiği yöne doğru
hızlı adımlarla yürümeye başladık. Sese yaklaştığımız vakit ses birden kesildi
ve köşeyi döndüğümüzde çöp kamyonuyla karşılaştık. Başlangıçta tam emin
olamasak da durumu kamyonun şöförüne sorunca her şey aydınlandı:
– Yeğenim, çöp arabasının geldiğinden milletin haberi
olsun diye bu şarkıyı kullanıyoruz.
İyi, güzel! Kullanın da, hangi insan kendine beddua ede ede
geldiğini haber eder ki?
Bu Dükkanda Yok Yok!
Geçtiğimiz günlerde, bir arkadaşımla karşı taraftaki
işlerimizi halletmiş, Nişantaşı’ndan Beşiktaş’a yürüyerek iniyorduk. Akşam
vakti olduğundan ikimizin de karnı acıkmıştı. Bir yandan da arkadaşımın baş
ağrısı nüksedince yürümek iyice zorlaşmıştı.
Yemeğe gitmeden önce bir iş başvurusu için fotoğraf
çektirmemiz gerekiyordu, önce bu işi halletmeliydik.
Bir yandan ne yiyeceğimizi konuşurken bir yandan da
sağda solda fotoğrafçı var mı diye yol kenarında dizilmiş dükkanlara
bakınıyorduk.
Hem açlıktan hem de yorgunluktan öyle bir hale gelmişiz
ki, tam da aradığımız dükkanın önünden geçtiğimizin son anda farkına vardık.
Dükkanın camekanında “beş dakikada vesikalık”, “sıcak çorba bulunur” ve
“eczane” yazılarını görünce ikimiz de sorgusuz sualsiz içeri daldık.
Görünüşe göre burası tam da aradığımız yerdi. Önce
fotoğrafımızı çektirecek, onların çıkmasını beklerken çorbalarımızı içecek ve
sonra da tok karınla bir güzel ağrı kesicimizi içecektik. Tam kafamızda bu
planları kurarken dükkan sahibinin acı sözleriyle kendimize geldik:
– Abi burası tabelacı, vitrindekiler de bizim yaptığımız
örnek tabelalar!..
İnsan bazen hakikaten çok dalgın olabiliyormuş, çok
görmemek lazım.