Dünya Hali - Sadık ŞANLI
İstikrarın Önündeki Engel
Geçtiğimiz ay medyaya yansıyan bir haber oldukça dikkat
çekiciydi. Habere göre, Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, 27 Nisan 2007
tarihinde Genelkurmay Başkanlığı’nın internet sitesinde yayımlanan ve siyasi
literatüre “27 Nisan e-muhtırası” olarak geçen basın açıklamasından sonra
gerçekleşen bir anısını anlatıyordu. Babacan’ın anlattığına göre, Avrupalı
büyük bir şirket, Avrupa Birliği’ne “Türkiye’de askerin yeni bir muhtıra
verdiği haberi doğru mu?” diye sormuş, haberin doğru olduğunu öğrendikten sonra
ise Türkiye’ye yapmayı düşündüğü 5 milyar dolarlık yatırımdan vazgeçtiğini ve
“10-15 sene Türkiye’ye dönüp bakmam!” şeklinde bir ifadeye de Babacan’a gönderdiği
bir e-mailde yer verdiğini ifade ediyordu.
Benzer bir habere de, geçtiğimiz ay yapılan
referandumdan sonra rastladık. Türkiye’nin önde gelen holdinglerinden birinin
yönetim kurulu başkanı, referandumdan “evet” çıkınca, uzun süredir
erteledikleri 3,5 milyar dolarlık yatırım için düğmeye bastıklarını ifade
ediyordu. Aynı yönetici neden referandumdan çıkacak “evet”i beklediklerini ise
şu sözlerle özetliyordu: “Türkiye bugün yeni bir atılımın eşiğinde. Bu
referandum, bu gelişmeye muhteşem bir ivme verdi. Türkiye, Jumbo Jet’e
benziyor. Yakında kalkacağız…”
İki benzer olayda da görüleceği üzere, yatırım, istikrar
ortamı arıyor. Türkiye uzun süredir yerli ve yabancı yatırımcıların gözdesi
olan bir ülke. Bunun en büyük nedeni de Türkiye’nin dinamik bir genç nüfustan
kaynaklanan işgücüne, hammadde imkanlarına ve büyük bir pazara sahip olmakla
birlikte, jeopolitik konumu nedeniyle yabancı hammadde kaynakları ve dünya
pazarına yakınlığı nedeniyle ilgi çekmesi. Yerli ve yabancı yatırımcılar
elbette böyle bir potansiyeli değerlendirmek isteyeceklerdir. Fakat Türkiye
uzun yıllardır süregelen askerî darbeler, muhtıralar ve koalisyon hükümetleri
nedeniyle istikrarı bir türkü yakalayamıyor, yatırımcılar da istikrarın olduğu
ülkelere yöneliyordu. Bundan da Türkiye zarar görüyordu.
Referandum sonrası ise Türkiye’nin önünü tıkayan en
büyük engel olan 82 anayasasında büyük gedikler açılması nedeniyle, ülkenin de
önünün açıldığını söylemek mümkün. Diğer bir gerçek ise kısa vadede olumlu
karşılık bulacak bu değişimin, bireysel ve toplumsal ihtiyaçlara uygun, yeni,
daha sivil ve özgürlükçü bir anayasa yapılarak kalıcı hale getirilmesi.
80 Darbecilerine İlk
Soruşturma
Son birkaç aydır ülke gündemini hayli meşgul eden ve
ülkede siyasi gerilimi tırmandıran “anayasa değişikliği paketi”, geçtiğimiz ay
12 Eylül’de halkoyuna sunularak yüzde 58 gibi bir oranla kabul edildi. Paketin
kabulü, bireysel haklar ve özgürlükleri daha da genişletmesi ve ülkenin daha
sivil, özgürlükçü bir anayasaya kavuşmasının önündeki engelleri kaldırması
açısından oldukça önemliydi. Uzun vadede Türkiye’ye birçok getirisi olacak
paket, kısa vadede de olumlu etkiler gösterdi.
Paketin kabulünden henüz bir gün sonra borsa, ardı
ardına rekor kırarken, 13 Eylül sabahından itibaren 80 darbecilerinin
yargılanması için çeşitli illerdeki adliyelerde suç duyurusu kuyrukları oluştu.
Darbecilerin yargılanması için ilk soruşturmayı ise Ankara Özel Yetkili
Cumhuriyet Başsavcıvekilliği başlattı. Başta dönemin Genelkurmay Başkanı Kenan
Evren olmak üzere 12 Eylül darbesini yapan kuvvet komutanları ve bürokratları
hakkında yapılan suç duyurusu, 2010/605 hazırlık numarasıyla soruşturmaya konu
olarak, darbecilerin yargılanmasının önü de açılmış oldu.
Ne dersiniz, biz de darbecilerini yargıladıktan sonra
dünyadaki en iyi anayasalardan birini yapan ve istikrarlı bir yönetime kavuşan
İspanya gibi bir ülke olacak mıyız?
Büyük Değişim Kapıda
Binlerce yıldır tarım ekonomisine dayalı üretim yapan
insanlık, 18. yüzyıla girildiğinde yeni bir döneme adım atmıştı. Bu dönemde
Avrupa’da gerçekleşen çeşitli buluşlar üretime yansımış, buhar gücüyle çalışan
ağır makineler icat edilerek sanayiye dayalı bir üretim ve kalkınma modelini
doğurmuştu. Sanayi (Endüstri) Devrimi olarak adlandırılan bu dönem, günümüze
kadar devam etti. Şimdilerde ise yaklaşık üç asırdır süregelen bu dönemin
miadını doldurduğu ve insanlığın artık yeni bir üretim ve kalkınma modeline geçileceği
konuşuluyor.
Yapılan yorumlar, 20. yüzyılın ikinci yarısından
itibaren yaşanan gelişmelerin, sanayiye dayalı üretimin yerini bilgiye dayalı
üretimi esas alan bir modele bıraktığı yönünde. Özellikle bilgisayarın icadıyla
başlayan teknoloji devrimi, gelişimini hız kesmeden sürdürüyor. Bu gelişimde
öne çıkan unsur ise, sanayiye dayalı modelin ihtiyaç duyduğu hammadde, işgücü
ve ağır makineler yerine, “bilgi”nin öne çıkması.
“Enformasyonalizm” olarak adlandırılan bu yeni dönemde
nitelikli bilgi birikimi, bilginin paylaşımı ve işlenmesi ve üretime
dönüştürülmesi en önemli kıstaslar. Bu mekanizmanın sorunsuz işleyebilmesi de,
dünyanın en ücra köşesindeki bir bilgi kırıntısının dahi bilinmesi ve sorunsuz
bir şekilde insanlığın ortak hafızasına aktarılmasını zorunlu kılıyor.
Bu da toplumların özgür bir ortamda yaşamasını, bilgi
edinmek, edinilen bu bilgiyi yorumlamak, yeniden üretmek ve paylaşmak
noktasında sıkıntılar yaşamamasını zorunlu kılıyor. Bunun olabilmesi de
toplumların dünyanın gidişatına uygun düzenlemelerle, olan biteni doğru okuyan
yöneticiler tarafından yönetilmesini zorunlu kılıyor. Kısacası, çarkın sorunsuz
işleyebilmesi için siyasi ve ekonomik istikrar kaçınılmaz hale geliyor.
Her dönemde olduğu gibi bu dönemde de olan biteni doğru
okuyabilen yöneticiler ve toplumlar gelişmeye devam ederken, bu döneme uyum
gösteremeyen toplumlar geri kalacak, içe kapanık olarak yaşamaya devam
edecekler. Bu sebeple bu değişimin toplum ve yöneticilerimiz tarafından doğru
okunması ve doğru stratejiler geliştirilmesi gerekiyor.
Ortadoğu’da Yeni Bir Savaş
mı?
Dünyanın en sorunlu bölgesi Ortadoğu’da gün geçmiyor ki
yeni bir gelişme yaşanmasın. Bir süredir Lübnan ile İsrail sınır bölgesinde
süren çeşitli çatışmalar, bir anda iki ülke arasında ve bölgede siyasi
tansiyonun yükselmesine sebep olmuş, bu durum Ortadoğu’da yeni bir savaş kapıda
mı, sorusunun sorulmasına yol açmıştı. Geçtiğimiz günlerde İsrail ile ABD
arasında imzalanan bir anlaşma ise bu soru işaretini daha büyüttü. Anlaşmaya
göre, İsrail ABD’den 2 milyar dolarlık askeri yakıt sipariş etmişti. 1.075
milyon litresini jet yakıtı, 227 milyon litresini benzin, 378 milyon litresini ise
mazotun oluşturduğu bu sipariş, bölgede yeni bir savaşın kapıda olduğu
yorumlarına neden oldu. Siparişe konu olan yakıtın meblağının büyük olması, bu
kuşkuları artıran en önemli gerekçe idi. Uluslararası ilişkiler uzmanları, bu
anlaşmadan yola çıkarak, bölgede yükselmekte olan tansiyonun bir savaşla son
bulacağı konusunda çeşitli yorumlarda bulunuyorlar. Burada öne çıkan soru ise,
olası bir ABD destekli İsrail operasyonunun hangi bölgeye yapılacağı. Bu
noktada öne çıkan en güçlü ihtimal, İsrail’in İran’a geniş çaplı bir hava
operasyonu yapacağı ve İran’ın başta nükleer tesisleri olmak üzere, tüm askeri
tesislerini vuracağı. Konu hakkında diğer iddialar ise İsrail’in Gazze Şeridi,
Lübnan ya da Suriye’ye bir kara ve hava harekâtı başlatacağı yönünde. Buradan
anlaşılıyor ki, suların bir türlü durulmadığı Ortadoğu’da bir süre daha ABD ve
İsrail terörü esmeye devam edecek.
Kısa
Kısa
Sağlık Bakanlığı’nın 2007 yılında çeşitli pilot illerde uygulamaya koyduğu
“aile hekimliği projesi”, Ocak ayından itibaren tüm Türkiye’de uygulanmaya
başlanacak. Proje kapsamında “Aile Sağlık Merkezi”ne dönüştürülecek sağlık
ocaklarında, vatandaşlar istedikleri hekimi seçerek acil müdahale hizmetleri
başta olmak üzere ultrason, kan tahlili ve aşı gibi hizmetleri alabilecekler.
Ayrıca kronik hasta, gebe ve engelli vatandaşlar ile bebeklerin gününde kontrol
olmasının takibi yine seçtikleri hekimlerce yapılacak. Verilerin Sosyal
Sigortalar Kurumu ve hastanelerle paylaşılıp ortak takibinin yapılabileceği
sistem hakkında uzmanların yorumu ise, projenin sorunsuz uygulanması
başarılırsa, ülkemizin sağlık sistemine çağ atlatarak gelişmiş ülkeler düzeyine
çıkartacağı şeklinde.
***
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK)’nun geçtiğimiz ay yaptığı açıklamaya göre
Türkiye, yılın ikinci çeyreğinde 10,3 büyüme kaydedip, dünyada süren ekonomik
krize rağmen en hızlı büyüyen 3. ülke olurken, işsizlik oranının da geçen yılın
aynı dönemine oranla %4,6 gerileyerek % 10,5’e düştüğü açıklandı. TÜİK’in
verilerine göre ekonomik büyümenin temelinde sanayi, enerji, inşaat ve
ulaştırma sektörleri yer alıyor. Temennimiz o ki, bundan sonraki süreçte
hükümet ve özel sektör istihdamı artıracak ekonomi politikaları geliştirirler,
halen 1936 yılında yapılmış ve oldukça eskimiş Ticaret Kanununda gerekli
iyileştirmeler yapılır ve ülke ekonomisi dünyada da hak ettiği konuma yükselir.
***
Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi’nin, İsrail’in Mavi Marmara gemisine
yaptığı saldırıyı araştırmaya yönelik geçtiğimiz ay oluşturduğu komisyon ilk
açıklamasını yaptı. Komisyonun bilirkişi heyeti, İsrail’in, Filistin toprağına
deniz ablukası uygulamasının “yasadışı” olduğunu belirtirken, Mavi Marmara’ya
düzenlenen saldırının ise “orantısız” ve “kabul edilemez gaddarlık düzeyinde”
olduğunun altını çizdi. Komisyon ayrıca Türkiye’nin Mavi Marmara saldırısını
soruşturan komisyona ara raporunu verdiğini, İsrail’in ara raporunun da
beklendiğini açıkladı. Komisyonun nihaî çalışmaları ise bu raporların
incelenmesinden sonra oluşacak.
***
Geçtiğimiz ay biri gıda, diğeri de sağlık sektöründe olmak üzere iki skandal
gündemimize girdi. Söz konusu skandalların ilki, büyük bir fast-food şirketinin
yaklaşık 20 ton hamburger etinde ölümcül ‘salmonella’ ve ‘listeria’ virüsüne
rastlanması ve bu virüslü etlerin imha edilmeden ortadan kaybolmasıydı. Diğer
skandal ise, Konya’da bir hastanenin kırık kemiklerin tedavisinde kullanılmak
üzere satın aldığı ‘platin çubukların’ bir tornacıda yaptırıldığının ortaya
çıkmasıydı. Ülkemizin, kanser başta olmak üzere birçok hastalıkta en üst
sıralarda yer alması bu tür ihmal ve vurdumduymazlıklarla ilişkili olsa gerek.
Bunun önüne geçmek ise yasal mevzuatlardaki boşlukların ivedilikle
giderilmesinden ve halk sağlığını ilgilendiren her konuda iyi bir denetim
mekanizması kurulmasından geçiyor.