Tasavvuf Klasikleri - Sülemî’nin Risaleleri - Ali KAYA
İhlâs
İhlâstan yoksun olan işlere riya karışır, şeytan o
işlere dahil olmaya bir yol bulur.
Ihlâs, insanın yapıp ettiklerini gerek kendisinin gerek
başkalarının görmesi arzusundan uzak olarak yapması, işlerine karşılık
beklememesidir. Bu işleri yapmaya ehil kılınmasına sevincinden ve bunların
şükrünü yerine getirmekle meşgul bulunduğundan dolayı yaptığı ibadetleri ve iyi
işleri göstermek, onlara karşılık beklemek gibi şeyleri düşünmeye fırsat
bulamamasıdır.
İşleri (manevi karşılık bakımından boşa çıkma gibi)
tehlikelerden koruyan ihlâstır. İhlâs sahibini takvaya götürür, kaçamak yollar
aramaktan uzaklaştırır.
Vefa
Üzerine aldığı emanetin hükmünü gerek dışta (zâhirde),
gerek içte (bâtında) yerine getirmektir.
Vefa, istikamete aykırı hiçbir yöne sapmadan doğru yolda
yürümektir.
Vefa, inancı düzeltmek, dinin emir ve yasaklarına uyarak
hareket etmek, Hakk’a mahsus yerlerde Hak ile beraber olmaktır.
Vefa bollukta ve darlıkla Hakk’a içtenlikle uymaktır.
Vefa sevgiyi korumak, ahdi gözetmektir.
Vefa, cefa getirecek şeylerden sakınmaktır.
Vefa, gazabı rıza ile karşılamak, başkalarının kusurunu
görmezlikten gelmek, dostların kusurlarına bakmamak, hatalarını bağışlamaktır.
Vefa, sırrı, dostlara karşı kötü zan beslemekten
korumaktır.
Nasihatler
Rivayete göre bir adam Hz. Peygamber s.a.v.’e demiş ki:
– Bana nasihat et.
Hz. Peygamber s.a.v.:
– Kızma, demiş. Adam:
– Başka da söyle, demiş. Efendimiz buyurmuş:
– Komşuların içinde itibarlı ve iyi kişilerden utandığın
gibi Allah’tan da hayâ et. (Buharî, Edeb, 76; Ahmed, el-Müsned, 2/362; Taberanî,
el-Kebîr, nr. 7897)
Anlatılır ki: Cüneyd-i Bağdadî k.s. arkadaşlarından
birine nasihat ederek demiş ki:
– İlme sarıl, üzerine bir hal gelse de ilimden ayrılma,
arkadaşın yalnız ilim olsun. Çünkü Cenab-ı Allah; “İlimde râsih (derinleşmiş)
olanlar O’na inandık derler. (Âl-i İmran, 7) buyurmuştur.
Hatem-i Asam k.s.’a: “Bana nasihat et.” denilmiş. O da
şöyle demiş:
– Ruhunu kendi yanında emanet, kendi varlığını rehin
say, ölümün de mutlaka geleceğini düşün.
Kâsım ibn Osman el-Hîrî k.s.’nin etrafındakilerden
birine şöyle dediği anlatılır:
– Size beş şey tavsiye ederim: Zulme uğrarsanız
zulmetmeyin. Övülürseniz sevinmeyin. Yerilirseniz sızlanmayın. Yalanlanırsanız
kızmayın. Size hıyanet yapılırsa siz hıyanet yapmayın!
Bir adam İbrahim ibn Edhem k.s.’a geldi, “bana vasiyet
et” dedi. O da şöyle dedi:
– Sana beş şey vasiyet edeyim: İnsanlar dünya ile meşgul
olurlarken sen ahiretle meşgul ol. İnsanlar dışını süslemekle meşgul olurlarken
sen içini süslemekle meşgul ol. İnsanlar saraylar imar etmekle meşgul
olurlarken, sen kabirleri imar (kabirde yararlı olacak işler) ile meşgul ol.
İnsanlar halkın kusurlarıyla meşgul olurlarken sen nefsinin kusurlarıyla meşgul
ol. İnsanlar yaratıklara hizmetle meşgul olurlarken sen Yaratıcı’ya hizmetle
meşgul ol.
Yunus ibn Abdullah rh.a. demiş ki:
– Üç adamdan üç söz işittim, artık Kur’an hariç, başka
bir söz işitmesem gam yemem.
Murik el-İclî’nin şöyle dediğini işittim: “Memnunken
pişman olacağım bir şeyi kızdığım zaman söylemedim.
Muhammed ibn Sirin’den şunu işittim: “Hiç kimseyi hiçbir
şeyden dolayı kıskanmadım. Zira kıskanma ya din veya dünya için olur. Eğer
Allah bir adama hayır vermişse neden onu kıskanayım. Dünyaya gelince, dünya da
zaten kıskanmaya değmez.”
Hassan ibn Ebu Seyhan’dan da şunu işittim: “Takvadan
kolay bir şey yoktur.” “Nasıl olur?” dendi. “Hangi şey sana şüpheli gelirse onu
bırak, (işte takva budur).” dedi.
Sufilerin Adabı
Sufilerin uyguladığı edeplerden biri de rıfkı (yardımı)
Allah’tan almak ve Allah için terk edilecek şeyi terk etmektir.
Ahmed ibn Hadraveyh k.s. şöyle dedi:
“Kim Allah’tan alırsa üstünlük ile alır, kim Allah için
terk ederse üstünlük ile terk eder. Kim Allah’tan başkasından alırsa düşüklük
ile alır; kim Allah’tan başkası için terk ederse düşüklük ile terk eder.”
Onların adabından biri de halvette (tenhada,
yalnızlıkta) Allah ile edebi muhafaza etmektir.
Bayezid-i Bistamî k.s. şöyle demiş: “Bir gece kalktım,
namaz kılıyordum. Yoruldum, oturdum ve ayağımı uzattım. Birden gaipten bir ses
duydum, diyordu ki: Padişahlarla oturan kimse terbiyeli bir biçimde
oturmalıdır!”
Muhammed el-Cerirî k.s. de şöyle demiş: “Bir gece
tenhada oturdum, ayağımı uzattım, uyku bastırdı. Birinin bana: ‘Kullar,
efendileriyle böyle mi oturur?’ dediğini işittim.”
Serî es-Sekatî k.s. de şöyle demiş: “Gazalarımdan
birinden dönüyordum. Bir duvarın dibine gittim, sırt üstü yattım, ayağımı da
duvarın üstüne uzattım ki dinleneyim. Birden bir ses duydum: Ey Serî, kullar
Mevlâ’nın huzurunda böyle mi oturur?”
Onların adabından biri de, sünnetleri ve farzları ihmale
sevk eder korkusuyla kendilerini az olsun çok olsun, edebin bütün şartlarına
uydurmaktır.
Abdullah ibn Mübarek k.s. şöyle dedi: “Edebi küçümseyen,
sünnetlerden mahrum kalmakla cezalandırılır. Sünnetleri küçümseyen tevhidden
mahrum kalmakla cezalandırılır.”