Bin bir Damla - Yusuf YAVUZ
Mushafların Çoğaltılması
Hazret-i Ebu Bekir r.a. döneminde Kur’an-ı Kerim
sayfaları tek mushaf halinde toplanmış, bu mushaf halifelik süresince Hz. Ebu
Bekir’in ve ondan sonra Hz. Ömer r.a.’ın yanında korunmuş, onun vefatından
sonra da onun kızı ve Peygamber Aleyhisselam’ın eşi Hz. Hafsa’nın yanında
koruma altına alınmıştı. Ayrıca sahabenin bazı ileri gelenleri de kendileri
için birer Kur’an-ı Kerim yazıp yanlarında bulundurmuşlar, yüzlerce Kur’an
hafızı (kurra) ise halka Kur’an öğretmeyi sürdürmüştür.
Hulefa-yı Râşidin’in üçüncüsü olan Hz. Osman r.a.’ın
halife seçilmesinden bir yıl kadar sonra, hicretin 25. senesinde Kûfeli
askerler Ermenistan ve Azerbaycan’a kadar gitmişlerdi. Meşhur sahabi Huzeyfe İbnü’l
Yeman hazretleri de onlarla beraberdi. Onlara yardım için Şam’dan o tarafa bir
askeri birlik de gönderilmiş, bu muharebede Kûfeli askerlerle birlikte
savaşmışlardı. Kur’an-ı Kerim’de bazı kelimeler, manası değişmeden Arapça’da
farklı lafız ve okuyuşlara da elverişli olduğundan, iki ordu mensupları
arasında birbirinden farklı kıraatler görülmüş, iki taraf kendi kıraatlerinin
doğru, öbür tarafın hatalı olduğunu iddia etmeye başlamıştı.
Aynı anlamdaki telaffuz farklarından doğan bu kıraat
ihtilafının bir fitneye dönüşmesinden endişe eden Huzeyfe hazretleri, Kûfe’ye
döndükten sonra Medine’ye giderek, farkına vardığı tehlikeli durumu Hz. Osman
r.a.’a arz etti. Halife hazretleri de başta Hz. Ali r.a. olmak üzere Ashab-ı Kiram’la
istişare ettikten sonra, herkesi müşterek bir kıraat üzerinde toplamak için, Kur’an-ı
Kerim’in yeni tertiple mushaflarda yazılmasına karar verdi. Hz. Hafsa’nın
yanındaki ilk Mushaf-ı Şerifi getirterek, Kureyş’in okuyuşuna göre yeni mushaf
çalışmaları için Zeyd ibn Sabit başkanlığında seçkin bir heyeti görevlendirdi.
Beş yıl sonunda çalışmalarını tamamlayan heyet, 6-7 mushaf
nüshası hazırladı. Ayetlerin yeri hiç değişmeden, surelerin sıralanışı ilkinden
biraz farklı olarak bugünkü şekilde düzenlendi. İlk Mushaf-ı Şerif de Hz. Hafsa’ya
iade edildi. Çoğaltılan mushaflardan birer tane Mekke, Kûfe, Basra, Şam, Yemen
ve Bahreyn’e gönderildi; birisi Medine’de bırakıldı. (Buna “İmam Mushaf”
denilmiştir.) Karışıklık olmaması için, öteki özel mushaflar ve sayfalar toplanarak
imha edildi. Hz. Osman mushaflarının tıpkı yazmaları zamanla çoğaltılarak her
tarafa yayıldı ve hiç değişmeden zamanımıza kadar geldi.
el-İtkan fî Ulûmi’l-Kur’an, 1/188-189; Menâhilül-İrfân,
1/210-215
Ebû Zer Hazretleri’nin Hâli
Sahabenin zahit alimlerinden Ebu Zer el-Gıfarî r.a., Hz.
Osman r.a.’ın halifeliği döneminde Şam’da bulunuyordu. Aldığı maaşın günlük
nafakasından fazlasını muhtaçlara dağıtır, yanında hiç altın para bırakmazdı.
Bundan dolayı halk arasında pek muhterem ve mübarek bir zat olarak tanınırdı.
Fakat zühd ve takva yönünden halkın kaldıramayacağı bir hayat tarzını kendisi
gibi herkesten bekler, eldeki malların bekletilmeden mutlaka Allah yolunda
harcanmasını isterdi. İyi niyetine diyecek yoktu, ama herkesin hali ona
uymuyordu. Şam valisi Hz. Muaviye, onun ağır tekliflerinden rahatsızlık
duyuyordu. Ondaki samimiyeti sınamak için, bir gece adamlarından biriyle
anlaşarak kendisine hibe şeklinde bin altın gönderdi. Aynı şahıs ertesi gün Ebu
Zer hazretlerine gelerek: “Aman beni Muaviye’nin hışmından kurtar. O beni
başkasına gönderdiği halde, ben yanlışlıkla altınları sana getirip vermişim!”
dedi. Ebu Zer hazretleri ise: “Evladım, o altınlar bu gece fakirlere dağıtıldı,
bir tane bile kalmadı. Muaviye bana üç gün mühlet versin de, o kadar altını
tekrar bulup ödemeye çalışayım.” dedi.
Muaviye r.a. gördü ki, onun sözü ve işi birbirine
uyuyor. Şam’da onu idare etmek de zor. Çaresiz onun halini Hz. Osman’a
bildirdi. Halife de onu Medine’ye çağırınca oraya gitti. Fakat Medine eskisi
gibi değildi, zenginleşerek gelişmiş ve değişmişti. Hz. Osman r.a. ona: “ Ey Ebu
Zer, halkı zorla zühd ve takvaya sevketmek mümkün değil. Bana gereken onlar
arasında Allah’ın emriyle hükmetmek ve adaleti sağlamaya çalışmaktır.” dedi. O
ise: “Zenginler -zekâttan başka- sadakalarını da vermezlerse biz onlardan razı
olmayız.” dedi. Orada bulunanlardan Kâ’bü’l-Ahbâr: “Farzı yerine getiren
borcunu ödemiş olur.” deyiverince, Ebu Zer: “Sen kim oluyorsun ki burada lafa
karışıyorsun?” diyerek, kafasına şiddetli bir sopa indiriverdi!..
Ebu Zer r.a. Medine’deki hayattan sıkılmaya başlamıştı. Hz.
Osman’a dedi ki: “Rasulullah Aleyhisselam bana: ‘Şehrin binaları Sel dağına
ulaşınca Medine’den çık git.’ demişti. İzin verirsen buradan çıkıp gideyim.” O
da izin verince, beş-altı kilometre ötede Mekke yolu üzerindeki yerleşime
elverişli Rebeze köyüne gitti. Kendisine halife tarafından birkaç deve ile iki
hizmetçi verilerek yeterince para ve erzak tayini yapıldı. Ailesi de Şam’dan
onun yanına getirildi. Orada bir mescid inşa ederek gelip geçenlere hadis ve
fıkıh dersleri vermeye çalıştı. Ara sıra Medine’ye de gidip gelen Ebu Zer Gıfarî
hazretleri, iki yıl sonra Rebeze’de vefat etti. Allah ondan razı olsun.
el-Kâmil fi’t-Tarîh, 3/113-116; Kısas-ı Enbiya,
2/302-309
Hz. Osman r.a.’ın Şehâdeti
Hülefa-yı Raşidîn’in üçüncüsü olan Hz. Osman r.a.’ın son
yıllarında sosyal hayatın değişmesi ve bazı kışkırtıcıların da tahrikiyle,
çeşitli bölgelerde valilerden hoşnutsuzluk ve şikayetler baş göstermişti. Hicaz’da
ortaya çıkan yahudi dönmesi Abdullah b. Sebe ise Kûfe, Basra ve Mısır’daki
muhaliflere tahrik edici mektuplar göndererek halkı valilere ve halifeye karşı
ayaklanmaya çağırıyordu. Muhaliflerin şikayet konularının büyük çoğunluğu,
temelsiz ve haksız iddialardı. Yapılan teftiş ve araştırmalar da bunu
gösteriyordu. Fakat yükselen fitne dumanı doğru görüşü de perdeliyordu. Bazı
karışık olaylardan sonra hicretin 35. yılı baharında Kûfe, Basra ve Mısır
bölgelerinden toplam birkaç bin kişilik isyancı gruplar, Medine civarına gelip
konaklamışlardı. Maksatları halifeyi yerinden almaktı. Bu sırada Mısırlılar
askerî birliği de bulunan Hz. Ali’ye halifelik teklif etmişler, fakat kesin bir
dille reddedilmişlerdi. Henüz aradıklarını bulamayan isyancı gruplar, başka bir
planla Medine’den uzaklaşıp gitmişlerdi.
Fakat isyancıların ayrılıp gittiğini gören Medine
askerleri dağılınca, asiler tekrar toplanarak Medine’ye tekbirlerle baskın
yaptılar ve Hz. Osman’ın evini kuşatmaya aldılar. Kendilerine neden geri
döndükleri sorulunca da, Mısır valisine gönderilmekte olan ve kendilerinin
cezalandırılmasını isteyen bir mektubu ele geçirdiklerini söylediler. Hz.
Osman’ın ise bu mektupla hiçbir ilgisi yoktu. Bunun kendileri tarafından
tezgahlanmış bir komplo olma ihtimali vardı. Halifenin katibi Mervan ise -sahabi
değildir- dengesiz sözleri ve işleriyle Hz. Osman’ı zor durumda bırakıyordu. Bu
mektubu da, onun halifeden habersiz yazıp mühürlediği söylenir.
İsyancılar halifenin vazifesinden istifasını istiyor, Hz.
Osman ise kesinlikle bunu kabul etmiyordu. Çünkü zamanında Rasul-i Ekrem s.a.v.
onun ileride karşılaşacağı durumu bildirmiş ve ölesiye vazifesinde kalmasını
istemişti. Halife kuşatma altında iken de mescide çıkıp herkese imamlık yapmaya
devam ediyordu. Kırk gün kadar sürdüğü bilinen bu muhasaranın bir ayı böyle
geçmişti. Son on gününde ise evinden çıkmasına imkan vermediler ve evine su
ulaştırmayı da engellediler. Kendisini savunmak isteyen yüzlerce taraftarının
Medine’de savaşmasına izin vermedi. Kuşatmanın son (cuma) gününde Mısırlı
birkaç katil/eşkıya evin arka duvarından girerek, seksen iki yaşındaki halifeyi
Kur’an okurken hanımı Naile’nin gözü önünde vurup şehit ettiler. Halifeliği oniki
yıl sürmüştü. Allah ondan razı olsun.
el-Kâmil, 3/154-180; el-Bidâye ve’n-Nihâye, 7/182-212