Başyazı - Hangi İlim? - Mübarek EROL
Fahr-i
Kainat Efendimiz s.a.v. şöyle buyurmuştur:
“İlim öğrenmek kadın erkek her müslümana farzdır.” (İbn Mâce,
Suyûtî)
Acaba öğrenilmesi farz ve gerekli olan ilim, yani bilgi
hangisidir?
İslâm alimleri, her müslümanın her şeyden önce gerekli
akait bilgisini, yani iman esaslarını öğrenmesi gerektiğini söylemişlerdir.
Bunlar kısaca şöyledir:
Allah Tealâ mukaddes zatı ile vardır. Diğer her şey ise
O’nun var etmesi ile vardır. Allah Tealâ zâtında, sıfatlarında ve işlerinde
tektir. Hiçbir şeyin ne var olmakta ne de başka bir hususta aslen O’nunla
hiçbir surette ortaklığı yoktur. Allah Tealâ’nın sıfatları ve fiilleri, zâtı
gibi benzerlikten ve kavranmaktan uzak olup, yaradılmış varlıkların sıfat ve
fiilleri ile arasında bir benzerlik kesinlikle söz konusu değildir.
Bir müminin ilk bilmesi ve inanması gereken husus
Rabbiyle ilgili bu hakikatlerdir. Bununla birlikte Hz. Muhammed Mustafa
s.a.v.’in O’nun kulu ve elçisi olduğunu, O’nun Allah Tealâ’dan getirdiklerinde
ve ahiret alemine ait kendi diliyle ifade ettiği hususlarda doğru sözlü
olduğunu bilip inanmaktır.
“Kelime-i Şehadet” dediğimiz iman cümlesinin bu açlımını
böylece bilmek, anlamak ve ikrar etmek gerekir.
İman esasları, geleneğimizde “Âmentü” olarak öğretilen
altı husustan ibarettir ve nelere ne şekilde inandığımızı belirler. O halde
bunları öğrenmek, anlamak ilk vazifelerimiz arasında yer
alır.
Akaid ilminin delilleri doğrudan Kur’an-ı Kerim’de ve
Sünnet-i Seniyye’de bulunur. Alimlerimiz bunları kitaplarda gerek özet olarak
gerekse bütün ayrıntılarıyla anlatmıştır. Biz bu hususlarda iki büyük akaid
imamı olan İmam Maturidî rh.a. veya İmam Eş’arî rh.a’e bağlı bulunuyoruz. Bu
bağlılık bizi zamana ve kişiye göre değişen anlatımlarla savrulmaktan muhafaza
ediyor. Bu bakımdan itkadî mezhebe bağlılık son derece önemlidir.
Öğrenilmesi farz olan bilgiler hususunda, iman
esaslarından sonra uygulamaya yönelik temel bilgiler gelir. Buna kısaca ilm-i
hal (halin, durumun bilgisi) diyoruz. Kısaca ilmihal bilgisi, kişinin dinî
vazife ve sorumluluklarını bilmekten ibarettir. Yani farzlar, vacipler ile
haram, mekruh ve mübah şeylerin neler olduğu...
Şöyle bir örnek verebiliriz: Yeni müslüman olmuş bir
kişi ilk namaz vakti girdiğinde taharet ve namazla ilgili şartları ve rükûnları
bilmekle sorumludur. Sonra, yemek yiyeceği zaman neleri yemenin haram ve helal
olduğunu, çarşıya çıkacağı zaman alışverişte helal haram ölçülerini bilmelidir.
Aynı şekilde ticaretle uğraşmayan birine bu konuyla ilgili hükümleri, bekâr
birine evlilikte helal ve haramları bilmek zorunlu değildir.
Akaid ve ilmihalden sonra üçüncü husus, kişinin iç
dünyasıyla alakalı bazı hususlardır. Bunlar arasında gizli şirk, ihlâs, riya,
sabır, tevekkül, şükür gibi konular yer alır. Bu hususlar tasavvufun konuları
arasında yer alır ve alimlerimiz tarafından “batınî fıkıh” diye
adlandırılır.Takdir edilir ki hakiki manada kulluk için sadece görünür ameller
yetmez, iç dünyamızın, nefsimizin de buna eşlik etmesi gerekir. Esasen görünür
kulluğu güzel ve devamlı kılan, tezkiye ve terbiye olmuş bir iç dünyadır. O
halde lazım olan batınî fıkıh mevzularının bilinmesi de zorunludur.
Bunların dışındaki ilimler farz-ı kifayedir. Yani herkes
bu ilimleri öğrenmekle doğrudan mükellef değildir. Dolayısıyla mesela akaid
ilminin ayrıntılarını, inceliklerini ve tüm meselelerini öğrenmek herkes için
mecburî değildir. Fakat imanla ilgili hususlarda kişilerde bir şüphe var ve
kişi bunun itikadını etkileyeceğinden korkuyorsa, o şüpheyi bertaraf edecek biligiyi
öğrenmesi gerekir. Bunun dışında din husussunda tartışma ve münakaşalardan uzak
durmak lazımdır. Tartışmalarla çözüme ulaşılmaz, tam tersi bu bir hastalıktır.
Günümüzde insanların çeşitli propagandalarla aklını
karıştıran birçok mevzu, eski alimlerimiz tarafından çözülme kavuşturulmuş
hususlardır. İmam Gazalî rh.a.’in belirttiği gibi, şüpheleri gideren, ehl-i bid’ata
reddiyeler ortaya koyan, bu ilimlerle meşgul olan ve ehl-i hakkın kalplerini bid’atlardan
temizleyen alimler vardır ve bunlar İslâm ümmeti için bir rahmettir.
Bid’at söylem ve uygulamaların yaygınlaştığı günümüzde,
aynı gayretle çalışacak, şüpheleri giderecek alimlere, böyle alimleri
yetiştirecek müesseselere ihtiyaç artmıştır.
Kişinin hangi ilmi öğreneceğini bilmesi kadar, kimden öğreneceğini
bilmesi de önemlidir. İslâm alimleri ilmin mutlaka bir alimden, hocadan
öğrenilmesini tavsiye etmişleridir. Böyle bir usul öğrenmeyi kolaylaştırdığı
gibi akla takılan soruların cevaplanması, bilgiyle birlikte İslâm ahlâkının ve
edebinin aktarılması bakımından en uygun yoldur.
Dini ehil bir hoca yerine doğrudan kitaplardan
öğrenilmeye çalışılması, birçok mevzunun kişinin bilgi ve anlayış seviyesine
göre yanlış anlaşılma riskini beraberinde getirir. Kitaplar, dinin temel
hususlarında belli bir bilgi ve kavrayış altyapısı olduğunda faydalıdır. Diğer
taraftan dinin hükümlerinde pek çok husus uygulamaya dairdir ve bu
uygulamaların bir hoca tarafından açıklanması, anlatılması, gerektiğinde
uygulayarak gösterilmesi gerekir. Dolayısıyla ehil hocadan öğrenilen dini
ilimler, hata riskini ortadan kaldırmış olur.
Dinî hususlara dair bilgi kişinin yolunu aydınlatır. Bu
ilimler sayesinde insan kalbi mutmain bir şekilde ibadetlerini yerine getirir
ve şüphelere yenik düşmez.
Müslümanların düsturu -asırlar boyu- ilim öğrenmek ve
öğretmek olmuştur. Alimlere ve ilim öğrenenlere toplumda büyük hürmet
gösterilmiştir.
Fahr-i Kainât Efendimiz s.a.v. tarafından ‘ilmin kapısı’
olarak anılan Hz. Ali r.a., ilim öğrenmenin hazzını şu sözlerle anlatmıştır:
“Büyüyüp Rabbimi tanımadan, küçük yaşta ölüp cennete
girmek beni sevindirmezdi. Allah Tealâ’yı en iyi tanıyan kimse, haşyeti en
fazla, ibadeti en çok ve Allah için nasihati en güzel yapandır.”
Fahr-i Kainât Efendimiz s.a.v. de ilmi asıl amacının
dışında öğrenenler için şu uyarıda bulunmuştur:
“Her kim ilmi, alimlere karşı böbürlenmek, düşük
kişilerle münakaşa etmek veya insanların teveccühünü kazanmak için öğrenirse,
Allah Tealâ onu ateşe sokar.” (İbn Mâce, Suyûtî)
Sonuçta hepimizin şu şuurda olması gerekiyor: Öğrenmeyen
kimse ne ibadetlerin hükümlerini bilebilir ne de bu ibadetleri hakkıyla yerine
getirebilir. Özellikle günümüzde sağlam bilgiye sahip olmayan kimse çeşitli
yayın organları üzerinden yapılan yanlış dinî telkinlerden etkilenir. Sağlam
temeli olmayan bilgileri de iyice karışır. Bu hususa azami dikkat göstermek
gerekiyor. Çünkü ilim amel etmek içindir. Amel ise ahiretimizi imar etmek için
gereklidir.
Rabbimizin tevfik ve inayetiyle...