Güzel Ahlâk - Selim GÜNEŞ
“Müminlerin
en faziletlisi, ahlâken en güzel olanıdır.” (Hadis-i Şerif; İbn Mâce, Münâvî,
Hakim)
Yukarıdaki hadis-i şerifte, Allah Rasulü s.a.v. müminin
faziletini ahlâklı olma şartına bağlıyor. Yine O’nun “İnsan ahlâkını tamamlamak
için gönderildim” sözü bu durumu teyid ediyor.
İrade sahibi tek varlık olan insana emanet edilmiş olan
dünya hayatı, bir sistemin varlığını mutlak şekilde gerekli kılıyor. Bütün
kainatı yoktan var eden ve insanı yer yüzünde halife olarak tayin eden Allah Tealâ,
insanlık için en uygun sistemi peygamberler aracılığıyla insanlığa
ulaştırmıştır. İslâm dini Allah’ın gönderdiği en son yol, en mükemmel
sistemdir.
Allah’ın emir ve yasaklarını insanlara ulaştıran
peygamberler, tevhit mücadelesi kadar ahlâk mücadelesi de vermişlerdir. İlk
insan ve ilk peygamber Hz. Adem a.s. oğulları Habil ile Kabil arasında zulme
başvuranı reddedip haklı olanı tercih etmiştir. Hz. Nuh ve Lut a.s. ahlâken
yoldan sapmış kavimlerini uzun yıllar boyunca doğru yola
çağırmışlardır. Musa a.s., Firavun’un zulmünü reddetmiş; İbrahim a.s. ise purperestlik
ile zulmü birleştirmiş olan Nemrud’a karşı tek başına hak yolu savunmuştur.
Aynı şekilde diğer bütün peygamberler saf, temiz imana çağırdıkları kadar
adalet ve doğruluk için mücadele vermişler, hayatlarıyla bu ilkeleri
örneklemişlerdir.
Temel bir yaklaşım olarak Allah’a inanmak, O’nun koymuş
olduğu sınırlara da uymayı gerektirir. Dolayısıyla iman ile ahlâk arasında
doğrudan ayrılmaz bir bağ vardır.
Cenab-ı Mevlâ, gönderdiği son peygamber hakkında şöyle
buyurmuştur:
“Ve sen elbette yüce bir ahlâk üzeresin.” (Kalem, 4)
Allah Rasulü, getirdiği dini inkâr edenler tarafından
dahi üstün ahlâklı, dürüst, güvenilir biri olarak bilinmiştir. Müşrikler bile
O’na güvendiklerini söylemekten kendilerini alamamışlardır. O, İslâm’a davet
ettiği insanlara daha ilk andan itibaren doğruyu söylemeyi, ahlâklı olmayı
tavsiye etmiş, kendi nefsine haksızlık yapanları, başkalarının haklarını
yiyenleri, eşine, çocuğuna merhamet etmeyenleri, ticarette dürüst
davranmayanları, hayvanlara eziyet edenleri uyarmıştır.
Dinimizin hükümleri içinde, doğrudan günlük hayatımızı
tanzim eden, haram ve helallerle belirlenmiş sınırlar bir yana, ibadetler de
doğrudan ahlâkî faziletlerle donanmıştır. Mesela İslâm’ın beş şartından ilki
olan kelime-i şehadet, Allah’ın varlığını ve O’nun gönderdiği ilâhî sistemi
kabul etmeye dayanır. Bu kabul bütün yönleriyle Allah’ın hakkını ve Allah’ın
kullarının haklarının her türlüsünü içine almaktadır.
‘Dinin direği’ olarak isimlendirilmiş namaz da bireysel
bir ibadet olmanın yanında cemaatle yapılan bir ibadettir. Namaza hazırlıktaki
temizlikten, namaz kılınan yerin ve elbiselerin temizliğine, birlikte namaz
kılma adabına kadar birçok mevzu ahlâkî yönleriyle öne çıkar.
Oruç ise sadece bedenimizi, nefsimizi kontrol altına
alma boyutuyla öne çıkmaz. Oruçlu kişi, yiyip içmemek kadar türlü ahlâkî
yanlışları yapmamakla da mükelleftir. Aksi takdirde “aç kalmaktan başka bir
kârı” olmayacaktır.
Bir diğer şart olan zekat ise doğrudan diğergâm olmayı,
paylaşmayı; hırstan, cimrilikten kurtulmayı hedefleyen bir ibadettir. Hac ise
insanlarla yapılan ve ihram günlerinde bir müminle tartışmaktan, bir hayvanı
incitmekten, bir bitkiyi koparmaktan bile sakınmakla emrolunduğumuz, nezih,
hassasiyetlerle bezeli bir hayata hazırlık mesabesinde bir ibadettir.
Hadis kitaplarında Allah Rasulü s.a.v’in ashaba
öğrettiği ahlâkî değerler uzunca nakledilmiştir. Mesela anne babaya hürmet
gösterilmesini, hatta bu hürmetin nafile namazdan bile öncelikli olduğunu
hadislerden öğreniyoruz. Hadis-i şerifler sıla-yı rahim, komşular, arkadaşlar
konusunda nasihatlerle doludur. Gıybetten sakınmak, dedikodu yapmamak, haset
etmemek, suizanda bulunmamak, tecesssüsten sakınmak, zulmetmemek, zulme engel
olmak ve daha nice ahlâkî erdemi yine doğrudan, açık ve net ilahî emirler
olarak görüyoruz.
Bütün bunlar gösteriyor ki, Allah Tealâ güzel ahlâkı
sever. Güzel huylarla vasıflanmış mümin kullarından razı olur. O’nun rızasına
kavuşmak ise bir en büyük saadettir. Bu saadete kavuşan insan da müminlerin en
faziletlisidir.
Allah Rasulü s.a.v.’in meşhur bir hadis-i
şerifiyle bitirelim:
“Müslüman, elinden ve dilinden müslümanların güvende
olduğu kişidir.” (Buharî, Müslim)