Veliler Allah’ı Hatırlatır - Mehmet ILDIRAR
Sâdât-ı
Kiram, velayet nuruyla insanlara hizmet eden Allah dostlarıdır. Velayet nuru
Allah’ın bir lütfudur. Kulun kalbinde Allah’ın lütfuyla bir genişlik meydana
gelir. Bu genişlik yakîn nurunun artmasına, imanın kemalâtına sebep olur.
Böylece o kul Allah Tealâ’ya ihlâs ve sadakatle ibadet etmeyi başarır.
“Allah kimin gönlünü İslâm’a açarsa, işte o kimse
Rabbinden bir nur üzere değil midir?” (Nisa, 3) buyuruluyor. Bu nurla velayet
nuru parlar, kalp genişler. Veli, kalp gözüyle mana alemine bakar. Onun
mesafesi yoktur, kalbin görmesi gözün görmesi gibi değildir.
Allah’a yakınlık muhabbet makamıdır. İnsanların Allah’a
kullukta en büyük üstünlük ve şerefi, Allah’ın azametini idrak edip O’nun
emirlerine samimiyetle teslim olmasıdır. Bu durum, ibadetleri bir adet ve
alışkanlık olmaktan kurtarıp lezzet haline getirir.
Muhabbet makamının en yüce ve kâmil insanları
peygamberlerdir. Onları Allah Tealâ seçer, kalplerini genişletir. Onlar için
Allah’a kulluğun hiçbir zorluğu yoktur ve Allah’ın bütün emirlerine mutlak
itaat ederler.
Peygamberlerin yüce makamlarına yakın ikinci makamda
velayet nuruyla kalpleri genişleyen veliler yer alır. Allah Rasulü s.a.v.
“Allah dostları, görüldüklerinde Allah’ı hatırlatırlar.” buyurmuştur. İmam
Rabbanî hazretlerinin şeyhi Bâkibillah hazretlerinin yaşadığı yerdeki hıristiyanlar
dahi onu her gördüklerinde Allah’ı hatırladıklarını şaşkınlıkla dile
getirmişlerdir.
Hakim Tirmizî hazretlerine göre, velinin kalbi Allah’ın
celâl sıfatlarının tecelli ettiği ilâhi nurların madenidir. Bu maden, yakınlık
makamının hem başı hem sonudur. Kul kalbinde bir canlılık duyuyorsa, Allah’ın
azametinin; ibadetine iştiyak duyuyorsa, bu kalbinde tecelli eden nurun
neticesidir. Onun için Hakim Tirmizî hazretleri “Nevadiru’l-Usûl” adlı
eserinde, yukarıda arz ettiğimiz hadis-i şerifin şerhinde, “Allah tarafından
sevilmiş olan bir veliye bakan herkes Allah’ı hatırlar.” buyurmuştur.
Şah-ı Nakşibend hazretleri bu yakınlığı şöyle ifade
etmiştir: “Kiminle oturduysam gönül huzuru bulamadım. Su ve balçığa yerleştim
ama zahmet ve arzulardan yakamı sıyıramadım. Sohbetinden istifade etmezseniz,
aziz olan velilerin ruhlarından istifade edin. Onlar sizi pak eder.” Onun için
büyükler buyurmuşlardır ki: “Bir kimse ile oturduğun zaman kalbinde bir
genişleme hasıl oluyorsa, o kimse Allah’a yakındır. Kalbinde bir sıkışma,
içinde bir kasvet hissediyorsan, o adam Allah’a yakın olmayan ya asi ya
günahkâr biridir.”
Şah-ı Nakşibend hazretleri veliliğin özelliklerine
işaret ederken de şöyle buyurmuştur: “İnsan velilerle oturup kalktığında,
dünyevî alakalara duyduğu muhabbeti onların meclislerinin bereketiyle
aştığından, ruh ve gönül penceresinde muhabbet etme makamına ulaşır. Eğer bir
kimse asi ve günahkârlarla oturursa, kalbinde muhakkak bir nifak, bir ayrılık
husule gelir. Ne zaman veli görürsen Allah’ı hatırlarsın ve kalbin o zatı
sever. Bir veli bir ortamda bulunup konuştuğu zaman, oradaki varlığı ile bütün
insanlar gölgede kalır. Onun nuraniyetinin esiri olmuş gibi etrafını sararlar.”
Bir kudsi hadiste şöyle buyuruluyor: “Kulumun kalbi
tamamen dünya kaygılarından arınmış olduğunda, onu kendi sevgimle dopdolu bir
hale getiririm. Kulumun kalbi benim muhabbetimle dopdolu olunca, onu kudret
elimde tutarım. Bu durumda ben artık onun kulağı, gözü, eli, ayağı olurum.
Böylece kulum benim için işitir, görür, benim için tutar, benim için yürür,
benim için konuşur, benim için düşünür.”
Demek ki veli kulla bizim farkımız, bizim kalbimizi
dünya sevgisinden arındıramamamız. Dolayısıyla Allah’a olan itaatimizde çok
noksanlık oluyor. Bu yüzden de dualarımız makbul olmuyor, ibadetlerimiz kemal
mertebeye ulaşmıyor.