Tasavvuf Klasikleri - Sülemî’nin Risaleleri - Ali KAYA
Mutasavvıfların Halleri
Allah seni hayırlara muvaffak eylesin; bil ki tasavvuf,
Allah’ın Rasulü s.a.v.’in hükmünce hareket eden Ehl-i Suffa’dan alınmıştır.
Bunlar müslümanların misafirleri idiler. Peygamber s.a.v. kendileriyle beraber
otururdu ve onlarla arkadaşlık ederdi. Ehl-i Suffe mutasavvıfların önderleridirler.
Bunlar Mekke’den göç etmiş olanların fakirleri idiler. Rasulullah s.a.v.
kendilerine muhacirlerin yoksulları adını vermişti. Yoksullukları, Allah’ın
kitabında nitelediği biçimde idi: “Yurtlarından ve mallarından çıkarılan,
Allah’ın keremini ve rızasını arzulayan…” (Haşr, 8).
Yüce Allah, onların ne aileye, ne mala, ne de bilinen
herhangi bir şeye iltifat etmediklerini, kimseden bir şey istemeden, kimseye
yüzsuyu dökmeden kendilerine verilenle yetinip oturduklarını; dünyalarında
Allah’ın keremini, ahiretlerinde O’nun rızasını umduklarını haber vermiştir.
Yine onları Kitabında şöyle nitelemiştir:
“Kendilerini Allah yoluna adayan fakirler...” (Bakara,
273)
Bu ayetle haber vermektedir ki onlar nefslerini
Rablerine yaklaştıracak ilahî emirleri yapmaya kendilerini vakfetmişlerdir.
Yeryüzünde dolaşmaya güç yetiremezler, yani oyun ve eğlence ile gezmezler.
Bilmeyen kişi gafletinden ve onlar da yoksulluklarını çok sevip
sakladıklarından ötürü onları zengin sanır. Onları ve onların yollarını ancak
onların derecelerinde ve onların yollarında olanlardan başkası bilmez. Onlar
ibadet işaretleriyle tanınırlar. Yamalı hırka ve renkli elbise giymezler,
halktan ısrar ile bir şey istemezlerdi. Çünkü mülkün sahibinden istemeye dahi
dilleri varmazdı. Başlarına gelen hale razı olurlardı. O’ndan istemedikten
sonra kuldan istemeye nasıl dilleri varırdı? O kadar ki Arap ileri gelenleri
“Şu köle ve fakirleri başından sav ki gelip senin yanında oturalım” dediler.
Peygamber s.a.v. de bu ileri gelen kişilere tebliğ yapabilmek için bunu yapmaya
eğilim duymuştu ki Yüce Allah şu ayetleri indirdi:
“Sabah akşam Rablerinin rızasını isteyerek O’na
yalvaranları kovma.” (En’am, 52)
“Dünya hayatının süsünü isteyerek gözlerini onlardan
çevirme.” (Kehf, 28)
Peygamber s.a.v. onlarla oturdu ve dedi ki; “Ümmetimden
bir toplulukla oturmam için beni ikaz eden Allah’a hamdolsun. Hayatım da,
ölümüm de sizinle beraberdir.” İşte tasavvuf yolu budur. Çünkü onlar
kendilerine fukara unvanını vermişlerdi. Mutasavvıfların önderleri bulunan Ashab-ı
Suffa işte böyle idi.
Güzel Ahlâk
Yüce Allah: “Muhakkak ki sen büyük bir ahlâk üzeresin!”
(Kalem, 4) diyerek Peygamberini güzel ahlâkından ötürü övmüştür.
Mutasavvıflardan birine bu ayetten bahisle “Büyük ahlâk nedir?” diye soruldu,
şöyle dedi: “Dış yaratılışı halk ile, sırrı Yaratıcı ile beraber olmaktır.”
Yüce Allah buyurdu: “Affı al, iyiliği emret, cahillerden
yüz çevir.” (A’raf 199). Bu ayet indiği zaman Cebrail a.s.: “Ya Muhammed, sana
üstün ahlâkı getirdim” dedi. Hz. Peygamber s.a.v.: “Üstün ahlâk nedir ey
Cebrail” diye sordu. Cebrail a.s. dedi ki:
– Sana zulmedeni affetmen, sana vermeyene vermen, sana
gelmeyene gitmen, bilmeden sana kusur edene aldırış etmemen, sana kötülük edene
iyilik etmendir.” (Bkz.Taberî, Câmiu’l-Beyân, c. 9, s. 105)
Allah, Rasulü s.a.v.’e bunları söyledi ki ondan sonra
ümmeti bunlara uysun. Muhammed ibn Harb şöyle dedi: “Allah bu ayette mürüvvetle
fütüvveti bir araya getirmiştir.”
Peygamber s.a.v.’in azı dişi kırıldığı zaman şöyle
dediği anlatılır:
– “Allahım, kavmimi bağışla, çünkü onlar bilmiyorlar.”
Yine onun, Medine’ye girdiği zaman şöyle dediği
anlatılır:
– “Ey insanlar, çok selam verin, yemek yedirin, akrabayı
ziyaret edin, geceleyin insanlar uyurken namaz kılın, esenlikle cennete
girersiniz.” (Tirmizî, Kıyamet, 42; İbn Mâce, ikame, 174)
Ebu’d-Derdâ r.a., Peygamber s.a.v.’in şöyle dediğini
anlatmıştır: “Teraziye ilk konulacak şey, güzel ahlâktır.” (Münâvî, Feyzü’l-Kadîr,
3/88).
Enes ibn Malik r.a. şöyle dedi: Peygamber s.a.v.’e
soruldu:
– Hangi amel daha üstündür?
– Güzel ahlâk, dedi ve şöyle anlattı: “Adam geceleri
ibadet etmediği halde güzel ahlâkı yüzünden cennette en yüksek dereceye ulaşır.
Ve geceleri ibadet etliği halde kötü ahlâkı yüzünden cehennemde en aşağı
dereceye iner.”
Yine salât ve selam üzerine olsun Efendimiz buyurmuşlar
ki:
“Size benim en çok sevdiğim ve kıyamet gününde bana en
yakın olanınızı söyleyeyim mi?
– Evet ya Rasulallah, söyle, dediler. Buyurdu ki:
– Ahlâkça en güzel olanınızdır. Onlar insanlara sokulup
onlarla ülfet ederler.”
Hz. Ali r.a. şöyle demiş: “Güzel ahlâk sahibi
olarak çağırılanlardan olmak istersen yasaklardan kaçın.”
Güzel ahlâk, dünyada güzellik, ahirette olgunluktur.
Kötü ahlâk ise ameli bozar. Mutasavvıflardan birine güzel ahlâktan sorulmuş,
şöyle demiş: “Sevileni vermek, her hususta güler yüz göstermektir.”
Hâris el-Muhasibî k.s. de şöyle demiş: “Güzel ahlâk
eziyete katlanmak, az kızmak, güleç yüzlü, tatlı sözlü olmaktır.”
Bayezid-i Bistamî k.s. şöyle demiş: “Halkın Allah’a en
yakın olanı, O’nun yaratıklarına karşı geniş yürekli davranıp tevazu
gösterenlerdir.”
Ebu’l-Abbas ibn Atâ bir gün arkadaşlarına “İnsan ne ile
yükselir?” diye sormuş. Kimi:
– Başa kakmayı bırakmak ve nefsi feda etmekle, demiş.
Kimi:
– İyilik etmek, ölçülü davranmakla, demiş. İbn Atâ şöyle
demiş:
– Yükselen yalnız güzel ahlâk ile yükselmiştir.
Peygamber s.a.v.’den başka hiç kimse de güzel ahlâkta son noktaya (kemale)
ermemiştir.”
Şöyle denmiş: “Halkın Allah’a en yakın olanı, Hz.
Peygamber’in izinden gidenler, onun sözlerine uyanlardır.”
Şöyle de denmiş: “Arifin sermayesi yaratıklara sevgi
beslemektir. Peygamber s.a.v.’in söylediği gibi: “Ben farzları yapmakla emrolunduğum
gibi, insanlara karşı hoş davranmakla da emrolundum.”
Biri de şöyle demiş: “Mürüvvetin (adamlığın, insanlığın)
aslı, yaratıklara karşı geniş yürekli olmak, kötü huyluluğun aslı da dar
yürekli olmaktır. Yüce Allah buyurmuştur: “Allah kimin kalbini İslâm’a açarsa o
Rabbinden bir nur üzerinde bulunmaktadır.” (En’am, 125). Kim Rabbinden bir nur
üzerinde bulunursa kalbi geniş, ahlâkı güzel olur. Sonra buyurmuştur: “Allah’ı
anmamaktan dolayı kalbleri katılaşanlara yazık..” (Zümer, 22). Öylesinin kalbi
katıdır, dar yürekli olur o insan.
Kötü huyluluğun işareti, kötü ahlâkından ötürü
insanların hiçbir zahmetine katlanmamaktır. Sufilerden birine güzel ahlâktan
soruldu, şöyle dedi: “İnsanlara eziyetten el çekmek ve onların eziyetlerine
katlanmaktır.”