Kibir Esaretinde Kalanlar - Mehmet ILDIRAR
Alemlere
rahmet olarak gönderilen Hz. Peygamber s.a.v. Efendimizin Asr-ı Saadet’i,
hiçbir peygamberin zamanında görülmemiş bir kemalat, işitilmemiş bir nuraniyet
ve ulaşılması mümkün olmayan bir asalete bürünmüştü.
Hz. Peygamber s.a.v. Efendimiz, İslâmiyet’i getirdiği
zamanda çok büyük zorluklar ve sıkıntılar içerisinde kalmıştır. İnsanların
İslâm’ı anlamaktaki zorlukları nefsin inatçılığından kaynaklanmıştır. Bu asırda
dahi, Kur’an elimizdeyken, binlerce hadis-i şerif bize ulaşmışken,
peygamberlerin güzel halleri ve Asr-ı Saadet hayatı bir ibret olarak ortada
iken, insanların acıklı halleri yine nefslerinin terbiye olmamışlığından
kaynaklanıyor.
Kendimizi bilmek Rabbimizi bilmeye vesile olduğundan nefslerimizi
terbiye ederek olgunlaşmamız gerekir.
Her bir peygamberin firavunu olduğu gibi Hz. Peygamber
s.a.v. asrının firavunu da Ebu Cehil olmuştur. “Ebul Hakem” ismiyle anıldığı
halde nefsine uyup, vazgeçmediği inkâr ve inadı yüzünden Ebu Cehil olarak
anılıp, helak olup gitmiştir.
Peygamber s.a.v.’in risaleti zamanında kibir
sahiplerinin ne gibi haller içinde kaldıklarını, kiminin inat ve anlayışsızlık
yüzünden, kiminin çirkin ahlâka meyletmesiyle inkârda kalıp helak olduklarını
biliyoruz. Diğer taraftan sahabilerin ise Rasulullah s.a.v.’in getirmiş olduğu nuraniyeti
ve mucizeleri görmek suretiyle iman ve İslâm’la müşerref olarak iki cihan
saadetini elde ettiklerini de biliyoruz.
İnsan ibretle düşünürse, bir asırda yaşanan çirkinlikler
diğer asırlarda da görülmüş, insanlar ya hayırdan ya şerden yana olmuşlardır.
Bu bakımdan insanlık her asırda ikiye ayrılmıştır.
1. Hidayette olanlar. 2. Dalâlette kalıp, inkârda inat
edip nefsinin çirkinliğine saplananlar.
Kureyşli müşriklerin İslâmiyete ve Rasulullah s.a.v. Efendimiz’e
itiraz etmelerinin sebepleri şunlardır:
Yüzyıllarca putperest olarak yaşadılar. Birdenbire
hidayeti anlamakta zorlandılar.
Kâbe’nin bulunması sebebiyle Mekke kutsal bir şehirdi. Kureyşin
ileri gelenlerinin Mekke’ye gelen hacılara karşı vazifeleri vardı. Efendimiz’in
getirdiği İslâm ile onların vazifeleri ve dolayısıyla üstünlükleri ortadan
kalkınca Efendimiz’e itiraz ettiler.
Efendimiz s.a.v.’in peygamber olmasına, diğer toplulukların
ileri gelenleri, peygamber kendi içlerinden çıkmadı diye itiraz ettiler.
Yahudilerin dalâlette kalmalarının bir sebebi de “Peygamber Arap’tan çıkmaz, İsrailoğulları’ndan
çıkması gerekir..” diyerek kıskançlık göstermelidir.
Peyamberin Haşimoğullarından çıkmasıyla, Haşimoğullarının
diğer ailelere karşı bir üstünlük sağlayacağını zanneden Kureyş’in ileri
gelenleri telaşlanmışlar, kendi aşiret ve sülalelerine olan bağlılıkları
cahilce inat etmelerine sebep olmuştur.
İşte Ebu Cehil de bu durumdan etkilenip, çirkin
gururuyla hareket ederek şöyle kıyas yapmıştır: “Biz Abdimenafoğulları onlarla
şan şeref hususunda yarıştık. Biz de halka yemek yedirdik, kabileleri
barıştırdık, bağışlar yaptık. Gökten vahiy gelen bir peygamberin kendi
içlerinde olduğunu söyleyene kadar, iki atın bir arabada yan yana gitmesi gibi
aynıydık onlarla. Ne yapalım da bize de bir peygamber gelsin, aramızda denkliği
sağlayalım?”
İşte nefslerinin bu kendini beğenmişliği ile gerçeğe
karşı bile bile direndiler. Böylece ebedi hayatı tehlikeye atıp kendilerine
zulmettiler. Kimse onlara zulmetmedi, bu tamamen onların kendi suçları oldu.