Yaşlısını Unutan Toplum - Taha YILDIZ
Yaşlı,
himayeye muhtaç hale gelmiş insanlar etrafımızda ne kadar da çoğaldı değil mi?
Soğuk kış aylarında apartman girişlerinde, bankamatik gişelerinde, izbe yerlerde
bir çaputa sarılıp kıvrılmış halde hayata tutunmaya çalışanlar ise işin en
vahim boyutu. Bu insanların büyük çoğunluğunun bir ailesinin, onu taşınmaz bir
yük gibi görerek başlarından atan çoluk çocuğunun olduğu da bir gerçek.
Batı kültürünün etkisiyle bireyselleşmeye doğru hızla
kaymaya başladık. Bizleri birbirimize bağlayan ve toplum yapan değerlerin önce
örselendiğini, sonra aşındığını, en sonunda da kaybolduğunu görüyoruz. Çözülme
o kadar hızlı ki, fazla değil sadece beş yıl öncesine göre kaybettiğimiz pek
çok şeyi tek tek sayabiliriz.
Kendi kendinize bir sorun, beş yıl önceki toplumla şu
anki toplum aynı mı diye. Ne kadar değişmiş değil mi? Peki yüz yıl öncesiyle şu
anki toplum arasındaki ortak değerler ne kadardır acaba? Böyle devam ettiği
takdirde, eğer sürpriz bir dönüş olmazsa nereye gittiğimizi tahmin etmek hiç de
zor değil.
Gençlerle yaşlılar arasında
zayıflayan bağ
Bahsettiğimiz çözülmeyi en açık şekilde görebileceğimiz
yerlerden birisi de, gençlerle yaşlılar arasında iyice zayıflamış olan sevgi ve
saygı bağıdır. Artık gençlerimizin yaşlılara hürmet ettiğini ve iman
köklerimizden gelen bu değeri muhafaza ettiğini söylememiz neredeyse
imkansızdır.
Toplu taşıma araçlarında elinde bastonuyla ayakta zorla
durmaya çalışan, diğer tarafta hiçbir şey yokmuş gibi arkadaşlarıyla kahkaha
atmaya devam ederek dikilmekte olan yaşlı insanı görmezlikten gelen veya
kaçamak bakışlarla dışarıyı seyreden gençler… Yaşlılıklarında bir başlarına
evlerine terk edilen ve üst başlarına bakamayıp temel ihtiyaçlarını karşılayamadıklarından
sefil duruma düşenler… Vefat ettikleri, günler sonra dışarı vuran kokuyla
anlaşılanlar... Bakımevlerine bırakılarak yakınlarınca halleri hatırları
sorulmayanlar, ihmal edilenler, moral verilmeyenler… Bir yere
yerleştirilemediklerinden, mecburen bakıldıklarından dolayı horlananlar,
hakarete uğrayanlar… Hayata bağlanmalarını sağlayan gönül çeşmelerine sevgi
adına bir şey akıtılmayanlar…
Yaşlı, himayeye muhtaç hale gelmiş böyle insanlar
etrafımızda ne kadar da çoğalmıştır değil mi? Soğuk kış aylarında apartman
girişlerinde, bankamatik gişelerinde, izbe yerlerde bir çaputa sarılıp
kıvrılmış halde hayata tutunmaya çalışanlar ise işin en vahim boyutudur. Ve bu
insanların büyük çoğunluğunun bir ailesinin, onu taşınmaz bir yük gibi görerek başlarından
atan çoluk çocuğunun olduğu da bir gerçek.
Sorumluluk omuzlarımızda
Böyle bir görüntünün ortaya çıkmasında, toplum olarak
başta eğitim sistemi ve basın olmak üzere her müessese ve ferdin sorumluluğu
elbette vardır. Ancak ebeveynler olarak bizlere büyük bir mesuliyet
düşmektedir. Büyüklere karşı küçüklerin nasıl davranması gerektiğinin
öğrenileceği en iyi yer aile ortamıdır. Anne baba bunu hem anlatarak, hem de
göstererek çocuklarına örnek olmalıdırlar.
Ebeveynin gerek kendileriyle birlikte kalan, gerekse
zaman zaman bir araya geldikleri anne babalarına gösterecekleri saygı, sevgi ve
hizmet etme çabası çocukların büyüklere karşı bakışını şekillendirecek,
yaşlandıklarında anne babalarına nasıl davranmaları gerektiğini öğretecektir.
Belki de bu yolla, yukarıda bahsettiğimiz olumsuz tablolar azalacaktır.
Anne babasının büyüklere saygı göstermediğini gören,
bunun dinî bir görev olduğunu öğrenmeyen, ahiret düşüncesi olmayan, tamamen
bana ne’ci olarak yetişen bir çocuk, yaşlandıklarında anne babasına veya bir
başka yaşlıya nasıl saygı göstersin ki?
İnsan kendi geleceğini
kendisi hazırlar
Büyüklerimize saygı gösterip dışlamamak, hizmetlerini
görmek esasında bir vefa borcudur. Anne babamızın bizleri yetiştirmek için
bebeklikten itibaren göstermiş oldukları çabayı, hastalandığımızda bizimle
birlikte acı çekmelerini, büyütmek, yetiştirmek için ellerinden gelen çabayı
sarf etmelerini, sırf bizleri mutlu etmek için yaşamalarını göz önüne
getirdiğimizde, yaşlandıklarında aynı ilgi ve şefkati fazlasıyla hak
ettiklerini söyleyebiliriz.
Yaşlılarımıza gerekli hürmeti göstermediğimizde, aynı akibetin
bizleri beklediğini söylemek kehanet olmaz. Çünkü çocuklarımız yaşlıyı sevme ve
ona hürmet etme duygusunu tatmazlar da, bizlerin ebeveynimize olumsuz
davranışlarımızı, kötü konuşmalarımızı görürlerse, ileriki dönemde onlar da
bizlere aynı muameleyi yapacaklardır. Sokaklarda tek başına yaşayan,
bakımevlerine terk edilerek hali hatırı hiç sorulmayan, evlerinde aç susuz bir
halde bakımsız yaşayan yaşlı insanların önemli bir kısmının çektiği
sıkıntılarda böylesi bir arka planın olduğu inkâr edilemez.
Kur’an ne diyor?
Yaşlılarımıza gerekli ilgiyi göstermek bir kulluk
borcudur. Nitekim Allah Tealâ Kur’an-ı Kerim’de anne babanın razı edilmesi
üzerinde önemle durur. Yaşlısıyla genciyle barışık ve insanların birbirini
sevdiği bir toplum oluşması için, anne babaya hürmet gösterilmesini kendisine
kulluk edilmesiyle beraber zikreder ve şöyle buyurur:
“Allah’a kulluk edin ve ona hiçbir şeyi ortak koşmayın.
Anne babaya da iyilik edin.” (Nisa, 36)
Dikkat edilirse Allah Tealâ bu ayette kendisine ibadet
edilmesiyle anne babaya hizmet edilmesini, gönüllerinin hoş tutulmasını beraber
zikretmektedir. Bu, anne babaya hürmete Allah’ın ne kadar önem verdiğini
göstermektedir. Allah’a kullukla ebeveyne hizmet adeta eşit görülmektedir.
Başka bir ayette de aynı şeyi görmekteyiz. Yüce
Yaratıcımız bu ayette şöyle buyurmaktadır:
“Rabbin yalnız kendisine kulluk etmenizi, anne babanıza
da iyi davranmanızı kesin bir şekilde emretmektedir. Onlardan biri veya her
ikisi senin yanında yaşlanırsa, kendilerine ‘of’ bile deme; onları azarlama,
ikisine de güzel söz söyle. Onları kollayarak alçakgönüllülükle üzerlerine
kanat ger ve ‘Rabbim! Küçüklüğümde onlar beni nasıl yetiştirmişlerse, şimdi de
sen onlara (öyle) merhamet et’ diyerek dua et.” (İsra, 23-4)
Burada da anne babaya iyilikle muamele edilmesi Allah’a
kullukla beraber zikredilmektedir. Adeta Allah’a kulluk edildiği gibi ebeveyne
hizmet edilmesi, bunda kusur edilmemesi istenmektedir. Hatta ihtiyarlamaları
nedeniyle bir takım ihtiyaçlarını görememeleri, bazı şeylere tahammül
edememeleri, yaşları ilerledikçe daha kırıcı olmaları karşısında bile hizmette
kusur etmememizi istemekte, ‘of’ demeyi bile yasaklamaktadır.
Bu muhteşem ahlâk tavsiyesi hem yüce dinimizin
büyüklüğünü göstermekte, hem de başta aile olmak üzere toplum saadetinin
temellerinin nerede yattığını öğretmektedir.
Allah Rasulü’nün yüreği
Küçük yaşta önce babasını, sonra da annesini kaybeden Hz.
Peygamber s.a.v.’in kalbi hep mahzun olmuştur. Onlarsız bir hayat geçirmenin
burukluğunu her zaman hissetmiştir. Anne babasız geçen çocukluk dönemi bir
açıdan O’nun hüzün dönemidir.
Allah’ın Kutlu Elçisi, etrafındakilerden anne
babalarının kıymetlerini bilmelerini, onlara saygıda kusur etmemelerini
istemiştir. Bir hadislerinde “Büyüğümüze saygı göstermeyen, küçüğümüze şefkat
göstermeyen benim ümmetimden değildir.” buyurarak kuşaklar arası saygı ve
sevginin ne kadar önemli olduğuna dikkat çekmişlerdir.
Süt annesi Hz. Halime yanına geldiğinde yerinden
kalkarak hırkasını çıkarıp onun oturacağı yere sermiş ve böylece hürmet ve
saygının ne derece olması gerektiğini göstermiştir. Ayrıca her fırsatta onun
ihtiyaçlarını gidermeye çalışmış, kendisine ihtiyacını arz eden veya durumlarından
haberdar olduğu diğer yaşlı kimselerin de yardımına koşmuştur.
O yaşlı insanların sadece ihtiyaçlarını gidermekle
kalmamış onlara latifeler de yapmıştır. Böylece hem şakalaşmış hem de
gönüllerini almış olurdu.
Biraz duyarlılık
Müslüman, hayatının her safhasına güzellikler katan ve
dünyayı bezeyen insandır. O bunları yaparken hem Rabbin rızasını kazanmaya
çabalar hem de insan olmasının gereklerini yerine getirir. Bunları yaptığında
da yaşadığı ülkenin huzur ve sükuneti için bir katkı sağlama arzusundadır.
Çünkü o şunu iyi bilmektedir: Bugün iyilik olarak yaptığı her şey, yarın yine
iyilik olarak kendisini bulacaktır. Bu da vadeli olarak verilen bir borcun
zamanı gelince geri alınması gibidir.
Yaşlı insanların gençlerin kendilerine ilgi göstermesinden,
yardımcı olmalarından, huzurevlerinde ziyaret etmelerinden ne kadar memnun
olduklarını kelimelerle anlatmak mümkün değildir. Yaşlanacak kadar ömür
sürecekleri bekleyen bu sonu hayırlı ve mutlu bir şekilde geçirmek için
hazırlığını şimdiden yapmalı, ahiret sermayemize yaşlılara iyilik etme sevabını
da eklemeliyiz.
Unutmayalım ki, bu çocukları yetiştiren yine bizleriz.