Hâl Dili - Abdullah S. DEMİRTAŞ
Üç Tip Arkadaş
Halife Me’mun şöyle demiştir:
“Arkadaş üç çeşittir:
Birincisi gıda gibidir. Zaruridir, ona her zaman ihtiyaç
duyulur.
Diğeri ilaç gibidir. Gerektiği vakit ihtiyaç duyulur.
Üçüncüsü ise hastalık gibidir. Kendisine asla ihtiyaç
duyulmaz.
Bu üçüncü tip kişilerle kul imtihan halindedir. O öyle
biridir ki ne ünsiyet kurulur ne de ondan faydalanılır. Birincisi ise Allah Tealâ
tarafından kuluna ihsan edilen bir nimettir.”
Ebû Tâlib Mekkî, Kûtu’l-Kulûb
Sudaki Köpek
Vaktiyle adamın biri Ebu Bekir Şiblî k.s.’a:
– Bu yolda ilk önce kim sana kılavuz oldu, diye sordu. Şiblî
şu cevabı verdi:
– Bir gün su kıyısında bir köpek gördüm. Öyle susuzdu ki
bir zerrecik takati kalmamıştı. Suda gördüğü kendi aksini başka bir köpek
sandığından korkuyor, su içemiyor, su kıyısından kaçıyordu. Nihayet susuzluktan
perişan bir hale geldi. Dayanamadı, birdenbire kendini suya attı. Böylece korktuğu
diğerköpek kayboldu, gözünün önünden gitti. Yani düşmanı yine kendisiydi, o an
ortadan kalkıverdi. Bu hakikat bana böyle apaçık görününce iyice anladım ki
nefsim bana perde. Bunun üzerine kendimde fani oldum, nefsin arzularını terk
ettim ve işim yoluna girdi. İşte bu yolda bana ilk önce bir köpek böyle
kılavuzluk etti.”
Ey oğul! Sen de kendi gözünün önünden kalk! Sana perde
olan sensin. Sende bir kıl kadar varlık kalsa ayağına ağır bir zincir vurmuş
demektir.
Ferîdüddin Attâr, İlâhinâme
Hz. Ali ile Karınca
Hz. Ali r.a. bir gün yolda aceleyle giderken bir
karıncayı incitti. Karınca elini ayağını oynatarak çırpınmaktaydı. Hz. Ali
karıncanın aczini görünce üzüldü. O bir arslandı ama bir karıncanın halinden
perişan hale düştü. Karıncanın toparlanıp yürümesi için bir hayli ağladı,
birçok çareye başvurdu. Fakat nafile...
O gece rüyasında Hz. Muhammed Mustafa s.a.v.’i gördü. Hz.
peygamber ona dedi ki:
– Ey Ali! Yolda acele etme! İki gündür bir karınca
yüzünden gökler yasa boğuldu. Buna da sen sebep oldun. Yoldaki karıncayı
incittin. Öyle bir karıncayı incittin ki hakikatten haberdardı. İşi gücü
Allah’ı zikretmekti.
Hz. Ali titremeye başladı. Allah’ın aslanı, bir karınca
yüzünden tuzağa düşmüştü. Sonunda Hz. Peygamber s.a.v. dedi ki:
– Merak etme! Allah indinde şefaatçin yine o karınca
olacaktır. ‘Yâ Rabbi! O bu işi kasten yapmadı.’ diyecektir.
. . .
Ey yiğit kişi! Bil ki böyle bir aslanın bir karıncaya
karşı bu hale düşmesi dinî hassasiyetten kaynaklanıyor. Görüldüğü üzere Hz Ali
gibi aslan kuvvetine sahip bir yiğit bile, bir karınca yüzünden nasıl dertlere
düştü.
Hak’tan haberdar olan, Allah’ın emrine uyan kişiye ne
mutlu!
Eğer tam bir cehaletle yolculuk edersen padişah bile
olsan yoksul sayılırsın. Önce yola bakmak, sonra yürümek gerek. Çünkü yolu
görmeden yolculuk olmaz. Yolu görmeden yola ayak basarsan sonunda baş aşağı
olursun.
İlâhinâme
Arslana Odun Taşıtan Velî
Ebu’l-Gays Yemanî k.s. bir gün odun toplamak için
eşeğiyle birlikte şehir dışına, sahraya çıktı. Bir vadide odun toplamakla
meşgulken eşeğini bir arslan kapıverdi. Bu durumu gören Ebu’l-Gays hazretleri arslanın
yanına giderek şöyle dedi:
– Merkebimi öldürmüşsün, şimdi odunları neyle
taşıyacağım? Allah’a yemin ederim, bu odunları senin sırtına yükleyeceğim.
Odunları yığıp bağladı ve arslanın sırtına yükledi. Arslan
şehrin yakınına gelene kadar odunları taşıdı. Ebu’l-Gays k.s. şehre yaklaşınca
odunları arslanın sırtından indirdi ve:
– Şimdi serbestsin, nereye istersen oraya git, dedi.
Abdurrahman Câmi, Nefâhâtü’l-Üns
Vahşi At Gibi
Sâdât-ı Kiramın büyüklerinden merhum Seyyid Muhammed Raşid
k.s. hazretleri şöyle der:
“Nefs aynen azgın ata benzer. Dizginleri zaptedilmeyince
sahibini yere çarpıp parçalar, belki kendisi de beraber parçalanır. Hem kendini
hem de sahibini felakete götürür. Ama atın dizginleri sağlam tutulur, ona hakim
olunursa at koşar, sahibine teslim olur. İşte nefs de böyledir. Ona hakim
olunursa insanı Allah’a götürür. Allah’a ancak nefse hakim olmakla ulaşılır.
Allah’a ulaşmak iki adımdır. Birinci adım nefsin üzerine konur, ikinci adımda
Allah’a ulaşılır.”
Seyda Hazretleri’nin Hayatı, Seytac Yay.
Hükümdar ve İhtiyar Adam
Adaleti ile cihana nam salan hükümdar Nûşirevan, atını
ok gibi sürdüğü bir gün, yolda yay gibi beli bükülmüş bir ihtiyar gördü.
İhtiyar, birkaç meyve fidanı dikiyordu.
Nûşirevan dedi ki:
– Ey ihtiyar! Saçın, sakalın süt gibi ağarmış. Şurada
birkaç günlük ömrün var. Neden ağaç dikiyorsun? Meyvesini göremeyeceksin ki!
İhtiyar adam Nuşirevan’a;
– Vaktiyle birileri bizim için fidan diktiler ki biz de
bugüne kadar meyve yedik. Aynı şekilde bizim de başkaları için fidan dikmemiz
lazım, dedi.
İhtiyarın sözü hükümdarın hoşuna gitti, ona bir avuç
altın verdi. Bunun üzerine ihtiyar;
– Saygıdeğer hükümdarım, ağacım daha şimdiden meyvesini
verdi. Yetmiş yıldan fazla ömrüm olsaydı bile bundan daha iyi bir mahsul elde
edemezdim. Oysa bugün ektiğim fidan meyvesini şimdiden verdi, dedi.
Hükümdar ihtiyarın sözünden daha çok memnun oldu.
Etraftaki araziyi ve suyu ona bağışladı.
. . .
Ey kardeş! Senin de bugün bir iş başarman gerek. Bir iş
başarmadıkça meyve elde etmene imkan yok. Din yolunda adım atman, bu yolda
sebat etmen, kibrini yerlere sermen gerek. Yiğit olan erlik meydanını sakalıyla
süpürür, gururlanmaz. Oysa ki sen kolunun gücüne bakmıyor, kocaman taşı
teraziye koymaktan utanmıyorsun.
İlâhinâme