Bin bir Damla - Yusuf YAVUZ
Dinden Dönmeler
Rasulullah Aleyhisselâm’ın vefatı (H. 11. yıl - Rebîulevvel
/ M. 632 - Haziran) üzerine, Medine-i Münevvere’de Hz. Ebu Bekir r.a. halife
seçilmişti. Fakat o günlerden itibaren Mekke, Medine ve Taif dışında bütün
Arabistan’da irtidat (dinden dönüş) hareketleri ve isyanlar ortaya çıkmıştı. Bu
üç şehir dışındaki Arap Kabileleri kimi tamamen kimi kısmen dinden çıkmışlar,
dehşetli bir irtica (gericilik) hadisesi baş göstermişti.
İsyancıların bazıları “Namaz kılarız ama zekât vermeyiz”
diyorlardı. Bu suretle zekât vermek istemeyenler hakkında ne gibi muamele
yapılacağı, Ashap arasında tereddüde yol açtı. Hatta Hz. Ömer: “Lâ ilâhe
illallah Muhammedün rasûlullah, diyenlerin üzerine nasıl kılıç çekeriz?”
diyordu. Halife Hz. Ebu Bekir r.a. bu meseleyi kesin olarak halletti ve dedi
ki: “Vallahi Rasulullah’a verdikleri bir oğlağı zekât olarak vermekten
çekinirlerse, elim kılıç tuttukça onlarla savaşırım!” Hz. Ömer ve diğer Ashab-ı
Kiram da halifenin bu fikrinin doğruluğuna kanaat getirdiler ve mürtedlerle
muharebede ittifak ettiler. İrtidat birdenbire pek büyüdü ve her tarafı dehşet
bürüdü. İsyan bulutları ufukları kapladı, diğer yerlerde bulunan memurlar
dönmeye, uzak ve yakın yerlerden hep kara haberler gelmeye başladı. Ehl-i İslâm
bu karanlık gidişten korku ve dehşet içinde kaldı.
Rasullullah’ın son günlerinde “Esved-i Ansî” denilen
birisi peygamberlik davasına kalkışarak Yemen’i karıştırmış, sonunda öldürülüp
asayiş ve huzur sağlanmıştı. Peygamber Aleyhisselâm’ın vefat haberi üzerine
bütün Yemen, Kinde, Hadramut memleketlerinde ahalinin çoğu dinden çıkarak büyük
ihtilaller patlak verdi.
O esnada Benî Esed Kabilesi başkanı Tuleyhâ: “Bana Zünnûn
adında bir melek vahiy getiriyor!” diyerek peygamberlik taslamaya başlamış,
bazı kabileleri kendine bağlamıştı. Yemâme’de (Necid bölgesi) Müseylimetü’l-Kezzâb
ise Benî Hanife kabilesini peygamberlik davasıyla elde etmiş ve günden güne
güçlenmeye başlamıştı. Yine Benî Temîm kabilesinden Secâh isimli bir kadın,
peygamberlik iddiasıyla etrafı yağmalıyordu. Bu suretle her tarafta baş
gösteren düşmanların sayısına göre müslümanlar çok az ise de, Halife Hz. Ebu
Bekir, Peygamber Aleyhisselâm zamanındaki ahvali hiç değiştirmemek ve onun
yoluna tamamen bağlı kalmak kaydıyla bütün mürtedlerle muharebe etmeye karar
verip gereğini yapmış, İslâm ümmetini büyük bir irtica tehlikesinden
kurtarmıştır.
Ahmet Cevdet Paşa, Kısas-ı Enbiyâ, 2/82-87; Zekai Konrapa
Peygamberimiz, s. 445-448; İbnü’l Esîr, el-Kâmil fi’t-tarih, 2/342-348.
Yalancı Müseylime
Peygamber Aleyhisselâm’ın vefatıyla (11/632) Hz. Ebu
Bekir r.a.’ın halife olduğu sene, Arabistan’ın birçok bölgesinde kitleler
halinde irtidat (dinden dönüş) hareketleri ortaya çıkmıştı. Bunlardan en büyük
topluluğun başında ise, Necid bölgesinde yalancı peygamber Müseylimetü’l-Kezzâb
bulunuyordu. Müslümanların dinden dönenlerle mücadelesi bir yıl sürmüştü.
Halife Hz. Ebu Bekir r.a., hilafetinin ilk senesi H. 11.
yılın son aylarında, Halid İbn Velîd r.a. komutasında bir askerî birliği Müseylime
üzerine göndermişti. Hz. Hâlid’in ordusu Müseylime ordusuyla Yemâme’de H. 12.
yıl Rebîulevvel ayında karşılaştı. Buradaki düşman ordusunun kırk bin civarında
olduğu belirtilmektedir. Müslümanlar ise dört bin kişi kadardı. Yapılan çetin
muhabere sonunda Müseylime, taraftarlarıyla “Hadîkatü’l-mevt / ölüm bahçesi”
denilen, surlarla çevrili bir bahçeye sığınmak zorunda kalmış, müslümanlar
duvarları aşarak burada Müseylime’nin adamlarından en az yedi bin kişiyi
öldürmüşlerdir. Müseylime ise, Uhud Savaşı’nda Hz. Hamza’yı şehit eden Vahşî b.
Harb’in öldürücü mızrağıyla ve ardından Ebu Dücâne’nin kılıç darbesiyle yere
serilip öldürülmüştür. Yemâme Savaşı’nda Müseylimetü’l-Kezzâb ordusundan
ölenlerin sayısı kaynaklarda 20.000 kadar gösterilir. Müslüman şehitlerin ise
Sahabe ve Tâbiînden toplam 1000-1200 civarında olduğu belirtilir. Bu sayıyı
daha çok veya daha az gösteren kaynaklar da vardır. Bu şehitlerden 600-700
kadarı Ensar ve Muhacir olan sahabe topluluğuydu. Diğerleri de sahabeyle
görüşmüş olan Tâbiîn müslümanlardı. Bu savaşta Ashab-ı Kiram’dan birçok Kur’an
hafızı da şehid olmuştur.
Yemâme şehitlerinden Kur’an hafızı (kurrâ) sayısı
hakkında eserlerde farklı kayıtlar vardır. Bir kısmı bunların sayısını 700
olarak verir. Bazıları 70, bazıları da 500 kişi olarak gösterir. Yemâme’de
şehit olan 700 kadar sahabiden isimleriyle tarihî kayıtlara geçmiş olanlar 70
kişi kadardır. 70 hafız şehit ifadesi buradan geçmiş olabilir. Muhaddis,
müfessir ve tarih bilgini İbn Kesîr ise (ö.774/1373), Yemâme’de şehit düşen kurrâ-hafız
sahabilerin yaklaşık 500 kişi olduğunu belirtir. Bu sayı gerçeğe daha uygun
görünmektedir. Bu sarsıcı hadiseden sonra, o zaman dağınık sayfalar halinde
olan Kur’an-ı Kerim’in tek kitapta toplanmasına karar verilmiştir.
el-Kâmil, 2/360-366; Tefsîru’l-Kur’âni’l-Azîm,
1/25-26; Târîhu’t-Taberî, 3/296-97.
Kur’an’ın Derlenmesi
Hz. Ebu Bekir r.a.’ın hilafetinde, mürtedlerle şiddetli
bir savaşın yapıldığı Yemâme vak’asında (H. 12.sene), birçok kurrâ-hafız sahabinin
vefatı, bundan sonrası için de benzer kayıpların meydana gelme ihtimali, başta Hz.
Ömer r.a.’ı gelecek için haklı bir endişeye sevketmişti. Bundan sonra Kur’an
ayetlerinden bir kısmı zayi olabilirdi. Bu düşünceyle Hz. Ömer, Kur’an
sayfalarının tek bir kitapta toplanmasını halifeye teklif etti. Bu teklifin
kabulünde önce bir tereddüd gösteren Hz. Ebu Bekir, yapılan müzakere sonunda bu
teklifin yerinde olduğu kanaatine vardı. Bunun üzerine Kur’an’ı toplayıp
derleme işinin, vahiy kâtiplerinden ve güçlü hafızlardan olan Zeyd İbn Sabit
hazretlerine verilmesi kararlaştırıldı.
Bu önemli teklifle karşılaşan Hz. Zeyd, 22 yaşında pek
ağır bir yükün altına girdiğini fark ederek tereddütlü davranmışsa da,
halifenin ısrarı karşısında bu büyük vazifeyi üzerine aldı. Bundan sonra titiz
bir çalışmayla, yazılı Kur’an sayfalarını Ashab’dan toplayarak bir araya
getirmeye başladı. Ellerde mevcut sayfaların bir kitapta toplanması için
getirilen bütün yazılı metinlerin, Rasul-i Ekrem tarafından sahabeye okunup
ezberlenmiş Kur’an ayetleriyle aynen uyuşması gerekiyordu. Ayrıca bu metinlerin
Rasulullah Aleyhisselâm tarafından, vahiyle geldiği gibi yazdırılmış ayet
metinleri olduğuna iki şahit isteniyordu. Aslında Hz. Zeyd, Kur’an’ın tamamını
ezbere biliyordu. O sırada Kur’an hafızlarının sayısı da binleri buluyordu.
Derleme işinde ezber ve yazılar (hıfz ve kitâbet) iki şahit gibi
birleştiriliyor, ayrıca iki canlı şahit de isteniyordu ki, bu derleme çok
sağlam esaslara bağlansın diye.
İşte ilk Kur’an derlemesi böyle gerçekleşti. Bu
çalışmalar sırasında Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer, Osman, Ali ve bir kısım sahabe
(Allah onlardan razı olsun), Hz. Zeyd’in yardımcısı durumundaydı. Daha önce
ince taşlara, tahtalara, hurma dallarına, kürek kemiklerine, bezlere ve deri
parçalarına yazılmış olan, yüzlerce hatta binlerce sahabe tarafından
ezberlenmiş bulunan Kur’an metinleri, bu sefer Zeyd İbn Sabit’in usta
kalemiyle, kitap yaprakları yerine geçen ince deriler üzerinde, bütünüyle
yazıya çekildi.
Bu ilk derleme işi bir yılda tamamlanmış ve derlenmiş Kur’an
sayfalarına “Mushaf” adı verilmiştir. Hz. Osman zamanında mushaflar
çoğaltılarak yediye çıkarılmıştır.
Ebû Şâme: el-Mürşidül-vecîz (Ankara 1986), s.48-71;
es-Süyûtî: el-İtkân fî ulûmil-Kur’an (Dimaşk 1996), 1/181-189; ez-Zerkânî: Menâhilü’l-İrfân
(Beyrut 1995), 1/204-209.