Başyazı - Örnek Neslin İzinde - Mübarek EROL
Ashab-ı
Kiram, müberra dinimiz İslâm’ı yaşamada ve anlamada sonraki çağlara örneklik
eden kutlu nesildir. Onlar, Allah Rasulü s.a.v. risaletle vazifelendirilip
tebliğe başladığında nice fedakârlıklarla O’nu desteklediler, korudular,
gözettiler. Kendi akrabaları, kabilesi, hemşehrileri O’na düşman kesilmişken
canlarını siper ettiler.
Onlar Allah Rasulü s.a.v.’in sözünü,
tebliğini, mesajını düşürmediler, yolunu şaşırmadılar. “Anam babam feda sana ey
Allah Rasulü” adanmışlığını şiar edindiler.Gözlerini kırpmadan candan, maldan,
yardan geçtiler. Günlerdir açken bir lokmayı kardeşleriyle paylaştılar. İslâm
onlarla yayıldı, güçlendi.
Onların mübarek hayatlarını anlatmak, anlamaya çalışmak
önemlidir, gereklidir. Onların hayatının her bir kesitinde Allah Rasulü
s.a.v.’e muhabbetin resimlerini görürüz; ihlâsın, samimiyetin enginliğini
buluruz. Sözün doğrusunu, niyetin sağlamını onlardan öğreniriz.
Hz. Ebu Bekir r.a.’ın kızı Esma r.anha anlatıyor:
“Babam Ebu Bekir, Allah Rasulü s.a.v. ile hicret ederken
beş bin veya altı bin gümüş paradan ibaret olan nakdî varlığının tamamını yolda
lazım olur diye yanında götürdü. Onlar gittikten sonra (henüz İslâm’a girmemiş
olan) dedem Ebu Kuhafe bize geldi. Gözleri görmüyordu. Bize:
– Sanırım Ebu Bekir malını da yanında götürerek sizi yüz
üstü bıraktı, dedi. Ben:
– Hayır dede! Bize çok para bıraktı, dedim. Sonra bir
sürü çakıl toplayıp onları, babamın her zaman paralarını koyduğu, duvardaki
küçük dolaba koydum, üzerini örtü ile örttüm ve:
– Dede, bak paralar burada, istersen elinle yokla,
dedim.
O da elini örtünün üzerine koydu ve:
– Zararı yok. Size bunları bırakmış, iyi etmiş. Bunlar
size yeter, dedi.
Halbuki babam bize hiçbir şey bırakmamıştı, ihtiyarı
teskin için öyle davranmıştım. (İbn İshak)
Hz. Ebu Bekir kızı Esma r.a. ilk müslümanlardandır ve on
sekizinci sırada müslüman olmuştur. Kendisinden nakledilen bu olayda, kalbinde
bir nebze darlık hissetmeden babasının samimiyetine, infakına, sıddıklığına
katıldığını ve henüz müslüman olmamış dedesinin sorgulamasını çocuksu bir
manevrayla nasıl geçiştirdiğini görürüz.
Süheyb-i Rûmî r.a., Bizanslı bir sahabiydi. İlerlemiş
yaşında İslâm ile şereflendi. Samimiyeti, sıdkı ve Allah Rasulü’ne muhabbeti
ile dikkat çekiyordu. Hz. Ömer r.a. tarafından kendi yerine imam olarak
bırakılacak kadar sahabenin önde gelenlerindendi. Hz. Ömer r.a. onun için şöyle
demiştir: “Süheyb Allah’tan korkmasaydı, yine de Allah’a isyan etmezdi.”
İşte bahsettiğimiz bu sahabi, Süheyb-i Rûmî r.a.
anlatıyor:
“Bir gün Allah Rasulü s.a.v. için bir yemek hazırlayıp
kendisini davet etmeye gittim. Allah Rasulü s.a.v. (sekiz-dokuz kişilik) bir
grupla oturuyordu. Karşısında durup gelmesi için işaret ettim.
– Bunlar da gelsinler mi, diye o da bana işaret etti.
Ben:
– Hayır, dedim.
Efendimiz sustu. Ben olduğum yerde durdum. Tekrar bana
bakınca yine işaret ettim. Allah Rasulü s.a.v.:
– Bunlar da gelsinler mi, diye tekrar işaret etti.
Ben de yine “hayır” dedim. Üçüncü kez işaret ettiğimde
Allah Rasulü s.a.v. yine aynı şekilde işaret buyurunca:
– Peki, onlar da gelsinler, dedim.
Halbuki hazırladığım yemek az bir şeydi, yalnız Allah Rasulü
için yapmıştım. Allah Rasulü ve yanındakiler geldiler, yediler. Yemekten bir
miktar da arttı.”
Ashab-ı Kiram efendilerimiz (Allah hepsinden razı olsun)
kalben, bedenen İslâm’a bağlıydılar. Onların niyetlerinde, sözlerinde ve
işlerinde daima bu samimiyet ve ihlâs görülürdü. İhlâs olunca da her adımda
ilahî yardım ve destek...
Yine Hz. Aişe validemizin hizmetçisi Ümmü Dürre
anlatıyor:
“Bir gün Aişe r.anha’ya yüz bin gümüş para getirildi.
Paranın hepsini dağıttı. Kendisi oruçluydu. Ben:
– Dağıttığın o paradan bir gümüş ayırarak et aldırıp
onunla iftar edebilirdin, dedim.
– Daha önce hatırlatsaydın öyle yapardım, karşılığını
verdi.” (İbn Sa’d)
Ellerinde olanı kendi hallerini akıllarına bile
getirmeden paylaşmayı, dağıtmayı severlerdi. Çünkü Allah Rasulü s.a.v. daima
öyle yapmıştı. O’ndan öyle görmüşlerdi, O’nun bu yönde tavsiyelerini defalarca
duymuşlar ya da duyanlardan dinlemişlerdi. Verince büyük küçük, az çok demeden
verirlerdi.
Ellerinden çıkan kalplerinden de çıkıp giderdi. Ümmü Dürre
r.a., yüz bin dirhemi dağıtmış olan Hz. Aişe validemize, eğer o paranın hepsini
vermeseydi bir dirhemiyle, bir parça et alabileceğini söyleyince, “Daha önce
hatırlatsaydın öyle yapardım” deyivermişti ve çoktan o parayı unuttuğunu
göstermişti.
Sahabe’nin hayatının bizler için örnek teşkil ettiğini
ifade etmiştik. Tasavvuf yolunun büyükleri de bu örnekliğe büyük önem
vermişlerdir. Hayatımızı onları örnek edinerek yaşamak, hayatımızı daha şuurlu
devam ettirmemizi sağlayacaktır.
Ebu Kılâbe anlatıyor:
“Ebu Derda r.a. bir gün büyük bir günah işlemiş bir
adamın yanına uğradı. Oradakiler adama sövüp sayıyorlardı.
Ebu Derda r.a. bu gruba sordu:
– Bu adam bir kuyuya düşseydi kendisini çıkarmaya
çalışmaz mıydınız?
– Çalışırdık.
– Öyleyse kardeşinize sövmeyiniz de sizleri onun
durumuna düşmekten koruyan Allah’a hamd ediniz!
– Sen ona buğzetmiyor musun?
– Ben ona değil, onun yaptığı işe buğzediyorum. O işi
bıraktığında benim kardeşimdir.” (İbn Asâkir)
Ashab-ı Kiram’ın hayatından misaller, anlatmakla bitmez.
Bunları okumalı, dinlemeli ve anlatmalıyız. Böylece muhabbetimiz ziyadeleşecek,
mümin olmanın manasını daha derinden kavrama imkanı bulacağız.
Allah yolunda bulunmak, Allah Rasulü s.a.v.’in
Sünnet’ini yani yolunu takip etmekle mümkündür. O yolu da sahabenin hayatından
ve aktardıklarından görür, öğreniriz.
Rabbimizin tevfik ve inayetiyle...