Unutulmaya Yüz Tutmuş Bir Büyük Sünnet: İtikâf - Mustafa IRMAK
İtikâf,
peygamberimizin hiç ihmal etmediği güçlü bir sünnet olarak, ramazanın son on
gününü, fıkıh ve ilmihal kitaplarında detayları anlatılan bazı şartlar
çerçevesinde camide geçirmektir. Müminlerin anneleri başta olmak üzere sahabe,
bu ibadete devam etmeye özel ihtimam göstermişlerdir.
Günümüzde itikâfın, az sayıda örneklerine rastlanmakla
beraber ne yazık ki unutulmaya yüz tuttuğu ve üst düzey, takva sahibi insanlara
has lüks bir ibadet olarak telakki edildiği görülmektedir.
İtikâfın halk tarafından gereği gibi bilinmediği
rahatlıkla gözlemlenebilir. Dolayısıyla bu ilgisizliğin en önemli sebebinin
bilgisizlik olduğunu söylemek mümkündür. İyice anlatılır ve somut örneklerle
desteklenirse, ümmetin ihyasında ciddi roller oynayabilme potansiyeline
fazlasıyla sahiptir. Zira başlı başına bir ibadet olmasının yanı sıra itikâf,
bir tespihin imamesi hükmünde olup birbirinden değerli ve önemli pek çok
ibadeti bünyesinde barındırır. Her şeyden önce unutulan bir sünneti ihya etmek
söz konusudur ki buna nail olan bir müminin Rabbi katında edineceği değeri
anlatmaya çalışmak, en hafif ifadesiyle söz kalabalığı olur. Yine Allah’ın,
diğer ibadetlerin aksine, kendine ait kıldığı ve buna bağlı olarak özel bir
mükâfat hazırladığı oruç, itikâfın en temel destekçisidir. Üç ayların girişiyle
beraber bütün bir yılın getirdiği dünyevî kirlerden arınmaya başlayan insan
ruhu, Ramazanla beraber bu temizlenme yolculuğuna son hızıyla devam eder. Son
on günde yapılacak bir itikâf, bu süreci güzel bir sonla bitirip tastamam
temizlenmiş bir gönülle bayrama ermeye güzel bir vesile olacaktır. Özlemle
beklenen, vakti kesinkes belli olmamasına rağmen Ramazanın son on gününde
aranmasına yönelik nebevî bir müjde bulunan Kadir gecesini yakalama ihtimalini
oldukça kuvvetlendirmesi, itikâfın değerini ve önemini kat be kat
artırmaktadır. İbadetlerin en faziletlilerinden Kur’an tilaveti, doğal olarak,
itikâfa girenin en önemli amaçlarındandır.
İhmal ettiğimiz ibadetler
için itikâf
İçinde yaşadığımız bilgi ve teknoloji çağının, hayata
oldukça hareket kattığı ve bireyi tabir caizse makineleştirdiği bir hengâmede,
insanın iç dünyasına kulak veremediği, dini aradan çıkarılması gereken şeklî
bir yapıya dönüştürdüğü malumdur. Dinimizin temel direği ve Peygamberimizin
gözünün nuru namaz, bu şeklîliğin başını çekmektedir.
İşte itikâf ibadeti, hem ümmetin son yüzyıllarda ihmal
ettiği en önemli ibadetlerden olan tefekküre özel bir yer vermek suretiyle ruh
dünyamızdaki feveranları dinleme imkanı sunmakta, hem de geçiştiriverdiğimiz
namazın cemaatle eda edilmesine vesile olarak, daha layıkıyla kılınmasını
sağlamaktadır.
Namazı bekleyen kişi namaz kılan hükmündedir. Böyle
olunca mutekif (itikâfa giren kişi), bütün bir gününü namaz kılmış gibi
geçirmektedir. Arşın gölgesinden başka gölgenin bulunmadığı günde, bu gölgeden
yararlanabilecek yedi sınıftan ikisini, gönlü mescitlere bağlı gençlerle
tenhada gözyaşı dökenlerin oluşturduğu düşünülünce, buna zemin hazırlayan
itikâfın değeri rahatlıkla anlaşılabilir.
Tefekkür için itikâf
İtikâf, zahiren bedeni caminin sınırları içerisine
mahkûm ediyor görünse de, esasında ruhu ilahi sırların sonsuzluğunda özgürce ve
özgüven içerisinde uçuracak bir özelliğe sahiptir. Kendisini ziyarete gelen
yakınlarının verdiği selamı alabilmesine rağmen sesini duyuramayan, dışarı
çıkamayan kabir ehlinin halini anımsatan itikâf, ölmeden önce ölümü yaşatmak
suretiyle, hayatımızın geriye kalan kısmına ahiret merkezli bir yön verebilme
imkanı sağlayacaktır.
Müslüman toplumlarda bireyler, bir ibadeti kendisi eda
edemediğinde bile o ibadeti eda eden mümin kardeşine samimi bazı katkılarda
bulunarak onun feyzinden nasiplenebilmeyi umacak bir karaktere sahiptir. Hal
böyle olunca, dünya telaşının dışında bir itikâflı olan Hz. Meryem’in, her
seferinde yanında bolca rızık bulunuşuna hayret eden ve bunlara nasıl sahip
olduğunu soran Hz. Zekeriya’ya cevaben “Allah katından” deyişinin sırrı, bu
ibadet vesilesiyle daha iyi anlaşılacaktır. Buna bağlı olarak Allah’ın,
kullarına, özellikle Hz. Meryem gibi itikâflı kullarına, ummadığı yerden nasıl rızık
gönderdiği hususu, bu süreçte tüyleri diken diken edici bir çıplaklıkla
gözlenip tecrübe edilecektir.
Ramazanın son on gününü evinin belki birkaç yüz metre
yakınında bir camide geçirmiş olmasına rağmen, ailesine geri dönüşünde, hacdan,
umreden döner gibi sevgiyle karşılaşan itikâflı, Allah’a kul olmanın verdiği
sonsuz mutluluğu yüreğinde en derin şekilde hissedecektir. Bu mutluluk, onun
kendisini sahip olduğu iman nimetinin şükrünü hiçbir şekilde eda edemeyecek
olmanın acizliği içerisinde bulmasına sebep olacaktır.
İtikâf üzerine kitaplara
ihtiyacımız var
Bireysel dinî tecrübelerin yanı sıra, birkaç gününü
Allah’ın evine adayabilecek dostların refakatinde, Ramazanın ve dolayısıyla
senenin en bereketli dilimi olan bu zaman aralığını, on günlük sıkıştırılmış
bir programla, bir maneviyat okuluna dönüştürmek de mümkündür. Bu vesileyle dostluklar,
kardeşlikler bozulmamak üzere pekiştirilir, bir sevgi çekirdeği oluşur.
İtikâf konusunda çok fazla ilmî malzemeye rastlanamaması
üzüntü vericidir. Bu konuda, meselenin toplum gündemine girmesini sağlayacak
şekilde kitaplar/kitapçıklar kaleme alınmalı, psikolojik ve sosyolojik etkileri
araştırma konusu edilmelidir. Cılız birkaç örneği ancak görülebilen ve
unutulmaya yüz tutmuş bulunan bu önemli sünnet ihya edilerek gelenek haline
getirilmelidir.