Ayrılığın Resmi - Hüseyin KAYA
Baştanbaşa
koca bir ayrılıktır dünya. Yalnızca biz değiliz aslında ayrılıklarla sınanan.
Ayrılıklar üzerine kurulu bir dünyadır üzerinde yaşadığımız. Baktığımız her
yerde bir ayrılık masalı yaşanır yenibaştan ve aralıksız.
Adına hayat dediğimiz şey, iki ayrılık arasına
sıkıştırılmış bir dünyada, misafir olduğunu unutmadan, unutamadan dolaşmaktır.
Ayrılıkla başladığımız hayata ayrılıklarla veda ederiz. Bu yüzden ayrılığa yakılmış
her türkü, ayrılık hüznüyle söylenmiş her şarkı ve yazılmış her şiir, kaç
yaşımızda ve nerde dinlersek dinleyelim, titretir ruhumuzu.
Uzun bir ayrılıktır insan, kalbi kendi yalnızlığına
gömülü.
. . .
Beşiğin ardı gurbet
Kalbine tutunarak yaşayan herkes için, beşiğin ardıyla
başlar gurbet ve ayrılık. Bu ilk ayrılıktan sonra gelen her yeni ayrılık
yalnızca ilkinin acısının yani insanlığımızın, sürgünlüğümüzün tekrar
yaşanmasıdır ve her ayrılığa tahammül gücü veren bir de umut vardır, kalbin
kenarına sessizce çekilmiş.
Kısa olsun uzun olsun, tüm ayrılıklar bir hasretin
önsözüdür ve bekleyişlere atılan ilk adımdır çoğu zaman. Akrep ve yelkovan
insanın derisinin içinde kıymık gibi dönse de, hayat, içinde yüzenlere sabrı ve
beklemeyi öğreten bir ırmak gibidir.
Ayrılıkları öğrene ezberleye geçer çocukluğumuz,
gençliğimiz. Öğrenemediğimiz ayrılıklardan ikmale kalır yeniden imtihan
ediliriz vakti geldiğinde.
. . .
İlk sevgiye benzeyen ilk acı ilk ayrılık (Faruk Nafiz)
İlk küçük ayrılığı muhtemelen ilklerin mekânı ilkokulda
yaşamışsınızdır. Anneden, babadan, evden, kardeşlerden ve oyuncaklardan ayrı
kalmanın hüznü çoğu zaman gözyaşına döner, dökülür bir sınıfın arka sıralarına.
Ya da herkesin sizi uyuyor sandığı bir gece vakti, üzeri işlemeli küçük yastığınızın
üzerine.
Yıllar sonra anlarsınız o gün o gece yalnız sizin değil,
anne babanızın da gözlerinin çiçeklendiğini.
Rengi, adı değişse de ayrılığın, genzinizde bıraktığı
ince sızı değişmez. Ablanız evlenir, kardeşiniz yatılı okul kazanır, siz şehir dışına
gidersiniz üniversite okumak için. Biri biter diğeri başlar ayrılığın, zira
ortası yoktur, gitmek de ayrılıktır, gidilen yerden dönmek de.
Ayrılıklar böyle böyle büyür kendiliğinden ve çiçeklenir
her baharda yol kenarlarına dikilmiş akasyalar gibi.
Birden farkına varırsınız çocukluğunuzun sessiz beyaz
bir kelebek gibi uçup gittiğini kalbiniz üzerinden. Su yerine gözyaşı serpseniz
de ardından, ayrılmıştır; dönmez çocukluğunuz, gençliğiniz geriye.
Bir yaranın açılır üzeri ve hasret serin bir rüzgâr gibi
değer geçer her şeye.
. . .
Ayrılık sen ki / aşkın ve sanatın / durmadan doğumlar
getiren anası (Cahit Zarifoğlu)
Yalnızlığa ve özlemeye açılan bir kapıdır önünde
durduğunuz her ayrılık. Ayrıldığınız her yerde bir parçanız kalır, ayrıldığınız
her kişiyle gider bir tarafınız.
Dünlerde, önceki günlerde dolaşırsınız kim bilir kaç
vakit. Eksik yanlarınızı daha çok hisseder, dünyaya geldiğiniz ilk günkü
yalnızlığa bürünürsünüz.
Lambalar söner, güneş tutulur, ay buluta, ayrılıklar
sıraya girer. Anne babanın, eşin, çocukların, memleketin hatta bazen vatanın
dahi uzağına savrulduğunuzda, küçücük vuslat anlarının, ümitlerin ışığıyla
kocaman bir bahçe yeşertirsiniz içinizde. Zahirde aynı gibi görünse de kimsenin
ayrılığı kimseninkine benzemez. Onlarca köşesi kıyısı, onlarca yüzü vardır
ayrılığın da. Leyla’nın ayrılığı başkadır, Mecnun ayrılığı başka… Yusuf’un
zindanı başkadır, Züleyha’nınki başka.
. . .
Ayrılık ölümün diğer ismidir (Cahit Sıtkı)
Sebebi ne olursa olsun, ayrılıkların sonucu hep aynı
dağın eteğine bırakır bizi.
Ayrılığın vakti geldiğinde her şey birbirinin yerini
alır. Çünkü her şeye uzaklığınız aynıdır. Bu yüzden her ayrılık, her hicret
yeni bir başlangıçtır.
Belki de vedadan ziyade, terk etmek zorunda kaldığımız
alışkanlıklarımızdır her ayrılıkta yüreğimizi burkan.
Çocuklar kadar hisli, ömrünün kalan günlerini sayan
yaşlılar kadar kırılganızdır böyle demlerde. Yollar, ufuklar hele de karlı
dağlar, yalnız ayrılık icat olsun diye var edilmiş gibidir.
Titreyen kalbimiz, dolan gözlerimiz ve nerede duracağını
şaşıran ellerimiz ne de çabuk kapılır ayrılık rüzgârına. Her vedada biraz da
çaresizlik gizlidir ve en çok bu yüzdendir ölümden acı gelmesi ayrılıkların.
Vedadır ayrılığın duası.
Elimizi uzatırız boşluğa, elimiz kanar.
. . .
Ölüm ile ayrılığı tartmışlar / elli dirhem fazla gelmiş
ayrılık
Türkülerde ölüm ile ayrılığın kıyaslanması boşuna
değildir elbet. Ayrılık her şeyi bırakıp gittiğimiz, her şeyin uzağına
düştüğümüz küçük bir ölümdür. Ölümün tadını dünyadayken hissetmektir biraz da.
Bir çukura düşeriz ve kalakalırız öylece. Savrulduğumuz bahçeye yeniden kök
salar, hayata tutunmaya çalışırız. Bağlandığımız, kök saldığımız kadar öderiz
bedelini ayrılıkların. Kaybetmeyi, değer vermeyi, özlemeyi, tahammülü hatta
vuslat sevincini ayrılıklardan öğreniriz.
Birbirine bakan aynalar gibi sayısız görüntüsü vardır
ayrılığın. Oysa ayrılık bir tanedir, ayrıldığımız mekânlar, insanlar başka başka
olsa da.
Ayrıla ayrıla parçalara bölünür, yalnız kalırız dünyanın
kıyısında. Tıpkı dünyaya ilk geldiğimiz gibi. Takvimler eskise, yıllar geride
kalsa da yaşımız, ayrıldıklarımız, ayrılabildiklerimiz kadardır ancak.
Her ayrılık kumdan kalelerimizi bir kez daha yıkar, bir
kez daha boşluğu işaret eder dünya yorgunu gözlerimize. İçimizdeki sessizliği
hiçbir oyun susturamaz. Yürüdükçe uzayan bir yol, söylendikçe ağrısı artan bir
şarkıdır yalnızlık. Bir rüyayı yarım bırakır, diğerine dalarız, bir kapıdan
savrulur, diğerinin eşiğine düşeriz.
Ayrılık belki de terminallerin, istasyonların kıyısında
açmış dört mevsim solmayan hüzün renginde bir çiçeğin adıdır.
. . .
Dinle neyden kim hikâyet etmede
Ayrılıklardan şikâyet etmede (Hz. Mevlâna)
Baştanbaşa koca bir ayrılıktır dünya. Yalnızca biz
değiliz aslında ayrılıklarla sınanan. Ayrılıklar üzerine kurulu bir dünyadır
üzerinde yaşadığımız. Baktığımız her yerde bir ayrılık masalı yaşanır
yenibaştan ve aralıksız. Her şey az gider uz gider. Ağaçlar yapraklarından
ayrılır, yağmur bulutundan. Tohumlar bitkilerinin gövdesinden uzaklara savrulur
hep. Bahardan, yazdan ayrılır dünya, geceden gündüzden… Tren istasyondan, vapur
limandan ayrılır ve kuşlar yuvalarından, balıklar ırmaklarından…
Ayrılık, aynı hikâyeyi yaşadığımız bir neyden kalbimize
üflenen hüzündür ve tamamı aynı redifle, yazılmış bir şiir gibi okutur kendini
ömrümüzün her deminde.