Kuldan Allah’a Giden Yol - Mükerrem METE
‘Gönül
almaya vesile olacak bir hizmet, Allah yolunda zikirden, murakabeden önce
gelir. Bazıları nafile ibadetlerle uğraşmanın hizmetten üstün olduğunu
zannederler. Halbuki gönüle feyzi temin eden, Allah için başkalarına hizmet
etmektir.’
Hizmet, tasavvuf yolunun temel usullerinden ve aynı
zamanda hedeflerinden biridir. Sufiler, kişinin sadece kendi selametiyle
yetinmemesine, başkalarını da düşünmesine ve onlara yardım etmesine çok önem
vermişlerdir. Bu yardımın kapsamı çok geniştir. Birinin gönlünü almak, bir
işine yardım etmek, bir müşkülünü çözmek, bir şeyler öğretmek buna dahildir.
Allah ile sohbet edenler
Rasulullah s.a.v. şöyle buyuruyor:
“Allah Tealâ’nın yeryüzünde insanların ihtiyacını
gidermek için yarattığı kulları vardır. Allah Tealâ onlara cehennemde azap
etmeyeceğine dair kendi zatı üzerine yemin etmiştir. Kıyamet günü onlar için
nurdan minberler kurulur. İnsanlar hesap vermekle meşgul iken, onlar Cenab-ı
Hak ile söyleşirler.” (Taberânî)
Dünya ahiretin tarlasıdır. Burada ne ekersek orada onu
biçeriz. Ömrümüz boyunca insanların hizmetine koşmuş, onların sıkıntısını
gidermişsek, Allah da mahşer günü bizim sıkıntımızı giderir. Hüzünlü bir kalbi
serinletmişsek, Yüce Rabbimiz de o bütün kalplerin dehşetle titrediği gün bizim
kalbimizi ferahlatır.
Yardımın büyüğü küçüğü olmaz. En ufak bir iyiliğimizin
bile çok büyük mükafatı vardır. Gün gelir, dünya hayatında tattığımız
lezzetler, aldığımız zevkler sona erer. Bugün sıkıntı gibi görünen insanlar
için uğraşlarımız, o gün yanımızda azığımız olur.
Önemli olan niyet
Hizmette önemli olan niyettir. Alimler niyet için kalbin
kesin kararıdır, demişlerdir. Yani insanın bir işi tam anlamıyla hangi maksatla
yaptığını bilmesi ve ona göre yapmasıdır.
Bu hal bir düşünce ve karar aşamasından sonra meydana
gelir. Yardım maksadıyla yapılmayan şey, sonuçta insanlara fayda sağlasa da
hizmet kapsamına girmez. Çünkü o niyetle yapılmamıştır. Yardım etmek amacıyla
yapılan iş de istenen sonucu vermese bile hizmet sayılır. Nitekim hadis-i
şerifte şöyle buyrulmuştur:
“Bir kişi müslüman kardeşinin ihtiyacını gidermek için
gayret gösterirse, onun işini görsün veya görmesin, Allah Tealâ kendisinin
geçmiş ve gelecek günahlarını bağışlar. Kendisi için iki tane kurtuluş belgesi
(berat) yazar; birisi cehennemden kurtuluş beratı, diğeri ise münafıklıktan
kurtuluş beratıdır.”
Hizmet zor bir iştir. İnsan kendisini sıkıntıya sokmadan
kolay kolay başkasına yardım edemez. Sıkıntı da kalbi meşgul eder. İnsanın
aklına binbir türlü düşünce gelir. Niyet bir yönüyle böyle durumlara karşı
uyanık olmaktır. Kişi, hizmet boyunca niyetini koruyarak karşılaştığı
sorunlara, sıkıntılara karşı hazırlıklı olmalıdır.
Hizmette ayrım yoktur
Hizmet ederken din, mezhep, ırk gibi farklılıklar
gözetilmez. Allah’ın dışında her varlık ihtiyaç sahibidir. Muhtaçlar ise
yardımı hak eder. Küfrün ve günahın cezasını Allah verecektir. Onun hesabını
sormak bize düşmez. Müslümanların iyilikseverlikte parmakla gösterilmesi
gerekir. Çünkü kimseyi ayırmadan bütün insanlığı hatta bütün varlığı kucaklamak
ancak Rahman ismini zikreden bizlere yakışır. Bir hadis-i şerifte şöyle buyrulmuştur:
“Bütün dinlerin mensuplarına iyilik yapın.” (İbn Ebu Şeybe)
Hizmet ettiğimiz insanın haliyle, durumuyla ilgilenmenin
bize pek çok yönden zararı dokunur. Bir işsize yardım ederken neden
çalışmadığını düşünmek, kıyafeti kirli birine yardım ederken neden
temizlenmediğini düşünmek yaptığımız iyiliğin faziletini alır, götürür.
Nafile ibadetten üstün
Hz. Enes r.a. anlatıyor:
“Rasulullah ile bir yolculuktaydık. Bazılarımız oruçlu,
bazılarımız da oruçsuzdu. Sıcağın şiddetli olduğu bir günde konaklamak için bir
yere indik. Bazılarımız eliyle güneşten korunmaya çalışıyordu. En fazla gölgeye
sahip olanlar, kendilerini gölgeleyecek elbiseleri olanlardı. Oruçlular
uyudular. Oruç tutmayanlarsa kalkıp çadırları kurdular ve hayvanları suladılar.
Bunu gören Rasulullah, ‘Bugün oruç tutmayanlar bütün sevabı alıp götürdüler’
buyurdu.” (Buharî)
Nakşibendî yolunun büyüklerinden Hâce Ubeydullah Ahrar
k.s. hazretleri de şöyle buyurmuştur:
“Hâcegân yolunda, içinde bulunulan vaktin icabı neyse
ona göre davranılır. Şahsî zikir ve murakabe, ancak müslümanlara hizmet edecek
bir durum olmadığı zaman yapılır. Gönül almaya vesile olacak bir hizmet, zikir
ve murakabeden önce gelir. Bazıları nafile ibadetlerle uğraşmanın hizmetten
üstün olduğunu zannederler. Halbuki gönül feyzini temin eden şey, Allah için
başkalarına hizmet etmektir.”
Allah’a bizim ibadetimiz lazım değildir. Ama ihtiyaç
ehli bizim yardımımıza muhtaçtır. Allah katında bu ihtiyacı gidermek nafile
ibadetten daha sevimlidir.
Hizmette
Yardımlaşmak
Yardımda da yardımlaşmak gerekir. Herkesin tek başına fakirlere yardım
etmesinden, bir yardım derneği kurulması daha iyidir. Böylece hem fakirler daha
iyi tespit edilir, hem yardımlar daha kolay toplanır ve daha hızlı ulaştırılır.
Bunun yanında, insanın zaten bir organizasyona yardım ediyorum düşüncesiyle
yanı başındaki fakirle ilgilenmemesi de son derece yanlıştır. Hizmeti dernek
faaliyetleriyle sınırlamak, bir süre sonra görenlerin, bunlar sadece kendi
kuruluşlarıyla ilgileniyor, asıl amaçları iyilik değil, örgütlenmek ve
güçlenmek istiyorlar demesine yol açar. Bir de yardımın en yakından
başlaması ilkesine ters düşer. Bu da toplumsal dayanışmaya zarar verir.
Hizmet ehli gönlüyle yaşar. Nerede bir düşkün görse kendi düşmüş gibi hisseder.
Kimsenin üzülmesine kalbi el vermez. Tek başına da olsa, topluca da olsa yardım
etmeden, iyilik yapmadan duramaz. Dernekte, mahallede, evde, işte ve her yerde
ufacık da olsa hizmet edecek yer arar.