Gaye Nefsi Islah Olmazsa - Mehmet ILDIRAR
Bir
insanda ilim varsa ve o ilim artıyorsa, ameli de artmalıdır. Öğrendikçe tatbik
lazım gelir. İmam Gazalî hazretleri “El-Munkız mine’d-Dalâl” isimli eserinde “Bildiğiniz
ile amel ederseniz Allah size bilmediğinizi bildirir.” buyuruyor. Tasavvufî
hayatın temel hükümlerindendir; kişi bildiğiyle amel ederse, Allah ona
bilmediği rahmet kapılarını açar, huzuruna üstadları gönderir, dolayısıyla
bilmediğini kalbine atar.
Ebu Bekir Şiblî hazretleri şöyle buyuruyor:
“Dört yüz kadar alime hizmet ettim. Dört bin hadis
ezberledim. Sonra yalnız bir tanesini seçip onunla amel ettim. Kurtuluşumun bu
hadise bağlı olduğunu anladım. O hadis-i şerif de şudur:
“Ey insan! Dünya için orada kalacağın kadar çalış. Ahiret
için de orada kalacağın kadar çalış. Allah için, O’na ihtiyacın kadar çalış.
Cehenneme dayanacağın kadar da günah işle.”
Allah’a ihtiyacımızın olmadığı bir şey var mı? Nefes
alıp verişimiz, gözlerimizin görmesi, kulağımızın duyması... Hep O’nun
sayesinde, O’nun irade ve kudretiyle.
İnsan niçin yaratıldığının sırrını bilmeli, vazifesini
idrak etmelidir. Ne kadar ilim okusa, alim olsa, yine de bütün mesele kendini
bilmektir. “Nefsini bilen Rabbni bilir.” bundan dolayı ferman edilmiştir.
Seyyid Hasan Şazelî k.s. hazretleri bir arkadaşı ile bir
mağaraya girdi. Gayeleri nefslerini ıslah etmekti. Ancak mağarada halvette
ibadetle meşgul iken birbirbirlerine şöyle diyorlardı:
“Muradımıza nasıl erer, nasıl keşif ve keramet sahibi
oluruz? Ulu makam ve mertebelere nasıl ulaşırız?”
Onlar böyle konuşurken mağaranın kapısında bir ihtiyar
peyda oldu. Selam verdi, aldılar. Ona kim olduğunu sordular. Şöyle cevap verdi:
– Ben Allah’ın kullarından biriyim, ismim Abdülmelik.
– Hayırdır, niye geldin?
– Size hayret ettim, ondan geldim.
– Bizim şaşılacak ne halimiz var? Mağaraya nefsimizi,
benliğimizi yok etmeye geldik.
– Hayır, siz mağaraya nefsinizi azdırmaya girdiniz. Ne
gün evliya oluruz, ne gün gökte uçar, denizde yürürüz... Bunları
konuşuyorsunuz. Mağarada olanın gayesi bu olmamalı. Ne zaman Allah’ın rızasını
buluruz, Allah düşmanı nefsimizi ne zaman ıslah ederiz, kötü ahlâktan nasıl
kurtulur, güzel ahlâkı nasıl kazanırız?.. Amacınız işte bu olmalı. Fakat sizin
gayeniz bunlar değil.
Bu sözler üzerine tevbe istiğfar ettiler. İşte, halis
niyet ile o zat, bir tasavvuf büyüğü olan Hasan Şazelî hazretleri oldu.
Kişi abid olsa, mağaraya girse, mağara nefsini yok
etmiyorsa, çirkin sıfatlardan kurtarmıyorsa ibadetinin faydası yoktur. Gayesine
ulaşamaz. Demek ki alim, ilmi arttıkça kendi varlığını yok edecek. Abid,
ibadeti çoğaldıkça hiçliğe, yokluğa; tevazu, vakar, merhamet ve doğruluğa
erecek. Kibri ve kendini beğenmeyi terk edecek.
Herkesin derecesine göre ilmi ve ibadeti vardır. Dolayısıyla
herkes kendini kontrol etmelidir.