Ömrün Kârı: Salih Amel - Selim GÜNEŞ
“İnsanların
en hayırlısı, ömrü uzun, ameli de güzel olan kimsedir. İnsanların en şerlisi de
ömrü uzun, ameli kötü olan kimsedir.” (Hadis-i şerif; Tirmizî, Ahmed b. Hanbel)
Eskiler, ömrü sermayeye benzetmişler. Dolayısıyla ömrü
heba etmeyi, boşa harcamayı, eldeki sermayeyi savurup saçmakla bir saymışlar.
Yazımızın başına aldığımız hadis-i şerifte de Allah Rasulü
s.a.v., uzun ömür üzerinden kişinin sermayesini ifade buyuruyor.
Ömür elde bir sermaye. Bu sermayeyi kıymetlendirecek
kâra geçirecek şey ise salih amel.
“Amel,” iş demek; yani çalışmak... Nasıl ki dünyalık kâr
çalışmakla elde edilir, aynı şekilde ahiret için de çalışmak, sermayeyi boşa
harcamamak gerekiyor.
Eski zamanların Acem düşünürlerinden biri olan Büzürcimihr
dünya hayatı için şunları söylemiş:
“Dünya değişen ve yok olan bir yer. Dünyadakiler ise
telef olmaya mahkûm. Dünya malı az ve fani.
Bir an düşünelim: Dünya bütün nimetleriyle, bütün
imkanlarıyla bir kişiye kapılarını açsa, onun bütün dileklerini yerine getirse,
o kişiyi afetlerden, musibetlerden, hilelerden, şerlerden, eziyetlerden
korusa... Sonra o kişi ailesinde saadete erse, yüksek rütbelere erişse,
rakiplerine düşmanlarına galip gelse, herkes ona gıpta ile baksa... Herkesin
gözünde şerefli, değerli olsa, bu durum o kişiyi mutlu kılsa... Ve yüz yıl
böyle yaşayıp gitse...
Sonra bedeni yıpransa, güzelliği kaybolsa, değeri
azalsa, saltanatı yok olup gitse... Üç yüz yıl sonra bütün topladığı mal
dağılmış, yükselttiği duvarlar yıkılmış, ismi unutulmuş, adı sanı batmış,
vebalden başka bir şey elde etmemiş, zahmetten başka bir şey kazanmamıştır.
Ardından saltanatını başkaları miras edinir.
Rızık daima böyledir. Öncekinden sonrakine geçer gider,
baki kalmaz. Takva dışında toplanan her şey dağılır. Ancak hayırlı iş yapan
yıpranmaz, helak olmaz.
İşte bütün bunları görüp yolumu, fikrimi, işimi hayırlı
amellere çevirmeye karar verdim. Bu şekilde doğru kazancı, doğru inancı
edinirim dedim. Artık hayırlı işleri seviyorum. Gücümün yettiği kadar şerlerden
sakınıyor, aynı zamanda Allah’a, öldükten sonra dirilmeye, kıyamete, sevap ve
azaplara inanıyorum.”
Bu sözler ruhunda daima edediyet isteği barındıran insan
için dünyayı, dünyanın vaat ettiklerini ve akıbetini anlatmaya yeterlidir.
En büyük ibret ölümdür. Ölüm insana kendi akıbetini,
hayatının faniliğini hatırlatır durur. Kişinin her gün görüp konuştuğu, sevdiği
bir kişi birden ölüverir. Sonra insanı bir ürperti kaplar. Ölüm bütün
hakikatiyle sarıverir ruhu. Hele de bir ömür birlikte olduğunuz anneniz,
babanız, kardeşiniz veya eşiniz vefat etmişse... Ya da -Allah hepsine uzun
hayırlı ömür versin- daha körpecik bir fidan olan çocuğunuz ahiret yurduna
gitmişse nasıl sarsılırız, dünya gözümüzde birden nasıl değersizleşiverir.
İnsanın bu sarsılma halini daimî bir şekle dönüştürmesi,
yine bir başka hadis-i şerifte buyrulan “Ölmeden önce ölünüz” hakikatini idrak
etmektir.
Son dönem büyük alimlerimizden Merhum Ömer Nasuhi Bilmen
yazımızın başına aldığımız hadis-i şerifi açıklarken şöyle demiştir:
“Hayat aslında ilahî bir hediyedir. İnsan bu sayede
birçok nimete kavuşabilmektedir. Çok uzun yaşayıp da hayatının günlerini
ibadetlere ve hasenatlara sarf etmiş kimseler tebrik edilmeye layıktır. Bunun
aksine hareket eden kimseler de bedbaht kimseler sayılmaya layıktır.
Malumdur ki biz ne kadar yaşarsak yaşayalım elbette ölüm
gelecek, başka bir aleme gideceğiz ve orada dünyadaki amellerimizin mükafat ve
cezalarını göreceğiz.
İnsan dünyada hayatını boş yere veya çirkin amellerle
zayi etmemelidir. Bu hususta Allah Tealâ çok fazla kerimdir, cömerttir.
Kulların kötü bir ameline bir misli ceza vereceği halde, bir güzel amel
karşılığında on misli sevap verecektir.
“Kim bir iyilik yaparsa, ona on katı vardır. Kim de bir
kötülük yaparsa, o da sadece o kötülüğün misliyle cezalandırılır ve onlara
zulmedilmez.” (En’âm, 160) ayet-i kerimesi bunu müjdelemektedir.”
Sonuç olarak, hepimiz bu dünyada bir imtihan içindeyiz.
Sorumluluk çağına girdiğimiz andan itibaren ömür sermayesini harcamaya
başlıyoruz. Son nefesimize kadar da bu durum devam edecek. Yapmamız gereken
Allah’ın emir ve yasaklarına uyup, sermayeyi boşa harcamamak, salih ameller
işlemek. Çünkü ömür ancak salih amel işlemekle kâra geçer.