Başyazı - Kurtuluş Çağrısı Tevbe - Mübarek EROL
Tevbe,
insanoğluna Cenab-ı Mevlâ’nın verdiği en büyük nimetlerden biridir. Çünkü insan
hata yapar, günah işler ama bir uyarı, yakınlarını alıp götüren ecel onu
sarsar, pişman olur. İşte bu pişmanlığı ebedi hayat için kıymetli yapan şey tevbedir.
Allah Tealâ da tevbe kapısını hep açık tutacağını bildirmiştir.
Meşhur alimlerimizden İmam Nevevî, Riyazü’s-Salihîn adlı
hadis derlemesinde tevbe için şunları söyler:
“Alimler ‘günahın her çeşidinden tevbe etmek gerekir’
demişlerdir. Eğer günah, kul ile Allah arasında olup kul haklarıyla ilgili
değilse, bu günahtan tevbenin üç şartı vardır:
Birincisi günahtan tamamen uzaklaşmak. İkincisi günahı
işlediğine pişmanlık duymak ve son olarak da bir daha dönmemeye kesin karar
vermektir. Bu üç şarttan biri bulunmazsa kişinin tevbesi sahih olmaz.Eğer günah
kul hakkı ile ilgili olursa, ilk üç şartla birlikte, hak sahibinden helallik
almak da gerekir. Eğer bu hak, mal ve benzeri bir şey ise sahibine geri verir.”
Müberra kitabımız Kur’an-ı Kerim’de tevbenin gerekliliği
ile ilgili birçok ayet vardır:
“Ey iman edenler! Hep birlikte Allah’a tevbe ediniz ki
kurtuluşa eresiniz.” (Nûr, 31)
“... Ancak tevbe ve iman edip iyi bir davranışta
bulunanlar başkadır. Allah onların kötülüklerini iyiliklere çevirir. Allah çok
bağışlayıcıdır, engin merhamet sahibidir.
Kim tevbe edip iyi bir davranış gösterirse, şüphesiz o tevbesi
kabul edilmiş olarak Allah’a döner.”
(Furkân, 70-71)
Tevbe ile ilgili pek çok hadis-i şerif de varit
olmuştur. Fahr-i Kainat Efendimiz s.a.v. şöyle buyurur: “Gündüz günah
işleyenler tevbe etsinler diye Cenab-ı Hak gece rahmet elini uzatır. Gece günah
işleyenler tevbe etsinler diye yine
Cenab-ı Hak gündüz rahmet elini uzatır. Bu durum, güneş
battığı yerden doğuncaya kadar devam eder.” (Müslim, Ahmed b. Hanbel)
Yine buyurmuştur ki:
“Eğer günah işleseniz ve günahlarınız göklere kadar
ulaşsa, sonra da tevbe etseniz Allah Tealâ sizin tevbenizi kabul eder.” (İbn Mâce)
Tevbe müminin günahlarından arınması, kalbinin
temizlenmesidir. Tevbe, yeniden yola koyulmak, esas hedefe yönelmektir.
Allah Rasulü s.a.v. buyurmuştur:
“Mümin bir günah işlediği zaman kalbinin üzerinde siyah
bir nokta oluşur. Eğer tevbe eder, günahı kalbinden çıkarır ve bağışlanma
dilerse, kalbi tekrar eski parlaklığına kavuşur. Eğer günah işlemeye devam
ederse kalp üzerindeki siyah noktalar da artar, nihayet kalbi tamamen kaplar.
Kalbin üzerini kaplayan bu pas ve kiri Cenab-ı Hak ayette şöyle ifade eder:
‘Hayır! Bilakis onların işlemekte oldukları kötülükler kalplerini
kirletmiştir.’ (Mutaffifîn, 14)”
Bir başka hadis-i şerifte de Allah Rasulü s.a.v.’in
şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: “Günahına pişman olan Allah’ın rahmetini,
kendini beğenen ise Allah’ın gazabını bekler. Ey Allah’ın kulları! İyi bilin
ki, herkes amelinin karşılığı görecek, iyi amelini dünyada görmeden dünyadan
ayrılmayacaktır. Ameller sonuçlarına göre değerlendirilir. Gece ve gündüz bir
binektir. Bu binekler üzerinde ahirete doğru güzel bir yolculuk yapın. Uzun
emelden sakının, yapmanız gerekenleri ertelemeyin, çünkü ölüm ansızın
geliverir. Allah Tealâ’nın suçun akabinde hemen ceza vermemesi sizi aldatmasın.
Çünkü cehennem size ayakkabılarınızın bağından daha yakındır.”
Allah Rasulü s.a.v. bu sözleri söyledikten sonra şu
mealdeki ayeti okumuştur: “Kim zerre miktarı hayır yapmışsa karşılığını görür.
Kim de zerre miktarı şer işlemişse onu görür.” (Zilzâl, 7-8)
Hakiki bir tevbe bizleri arındırdığı kadar gönlümüzü de
rahatlatır. Çünkü insanı hiç günah işlememiş gibi eski haline döndürür. Fahr-i
Kainat Efendimiz s.a.v. böyle müjdelemiştir. Tevbe ümitli olmaktır, Allah’tan
ümidi kesmemektir. Yaşadığımız çağda toplumların, insanların bir çıkmaza girmiş
olmasının sebebi, iman ve tevbe kapısına başvurmamalarındandır. Tevbe eden kul,
hayatında yeni bir sayfa açar. Allah’a karşı görevlerini aksatmaz, kendine
Allah’ın emrettiği gibi bir davranır, çevresindekilerin hakkına hukukuna itina
gösterir.
Hadis-i şerifte “Pişmanlık tevbedir.” (İbn Mâce, Ahmed
b. Hanbel) buyurulmuştur.
Pişman olmak, farkında olmaktır. Bu farkındalık insanı
daha dikkatli davranmaya sevk eder. İnsan daima unutmayla, gafletle, nefsinin
ve şeytanın kandırmasıyla yüz yüzedir. Önemli olan murakabeyi bırakmamak, bir
hataya düştüğünde derhal tevbe etmektir. İnsan hiçbir zaman işlediği bir günah
dolayısıyla ümitsizliğe kapılmamalıdır. Nitekim hadis-i şerifte buyurulmuştur:
“Nefsimi kudret elinde tutana yemin ederim ki, eğer
sizler günah işlemeseniz ve bu sebeple de tevbe etmeseydiniz Allah Tealâ sizleri
yok eder ve sizin yerinize günah işleyen ve sonra tevbe ederek bağışlanma
dileyen, Allah Tealâ’nın da kendilerini bağışladığı bir topluluk getirirdi”
(Müslim, Tirmizî, Ahmed b. Hanbel)
Tevbe kulun Allah’a yönelmesi, yanlış olan yolundan
dönmesidir. Bu yüzden Allah Tealâ merhamet eder, kulu bağışlar. Tevbede niyetin
sağlamlığı önemlidir, günahın büyük veya küçük olmasına bakılmaz. Aşağıdaki
hadis-i şerif bunun en güzel örneğidir.
Ebu Said r.a. şöyle anlatıyor: “Rasulullah s.a.v.
buyurdular ki:
Sizden önce yaşayanlar arasında doksan dokuz kişiyi
öldüren bir adam vardı. Bir ara yeryüzünün en bilgin kişisini sordu. Kendisine
bir rahip söylendi. Ona kadar gidip, doksan dokuz kişi öldürdüğünü, kendisi
için bir tevbe imkanının olup olmadığını sordu. Rahip: ‘Hayır yoktur’, dedi.
Adam onu da öldürüp cinayetini yüze tamamladı. Sonra yeryüzünün en bilginini
sormaya devam etti. Kendisine alim bir kişi tarif edildi. Ona gelip, yüz kişi
öldürdüğünü, kendisi için bir tevbe imkanı olup olmadığını sordu. Alim: ‘Evet,
vardır. Seninle tevben arasına kim perde olabilir’, dedi. Ve ilave etti:
‘Ancak, falan memlekete gitmelisin. Zira orada Allah’a ibadet eden kimseler
var. Sen de onlarla Allah ibadet edeceksin ve bir daha kendi memleketine
dönmeyeceksin. Zira orası kötü bir yer.’
Adam yola çıktı. Giderken yarı yola varır varmaz ölüm
meleği gelip ruhunu kabzetti. Rahmet ve azap melekleri adamın durumu hakkında
ihtilafa düştüler. Rahmet melekleri: ‘Bu adam tevbekâr olarak geldi. Kalben
Allah’a yönelmişti’ dedi. Azab melekleri de: ‘Bu adam hiçbir hayır işlemedi’
dediler. Onlar böyle çekişirken insan suretinde bir başka melek yanlarına
geldi. Melekler onu aralarında hakem yaptılar. Hakem onlara dedi ki: ‘Geldiği
yerle gitmekte olduğu yer arasını ölçün, hangi tarafa daha yakınsa ona teslim
edin.’ Ölçtüler, gördüler ki, gitmeyi arzu ettiği iyiler diyarına bir karış
daha yakın. Onu hemen rahmet melekleri aldılar.” (Buhârî, Müslim, İbn Mâce)
Görülüyor ki yanlışa pişman olmak, hakka ve hayra niyet
etmek ebedi hayatımız açısından büyük bir nimet, kurtuluşumuz için sağlam bir
vesile. O halde Mevlâmızın davetine uyalım, yüzümüzü O’na döndürelim, tevbe
edelim. Ki ebediyyet yurdu için ümidimiz olsun.
Rabbimizin tevfik ve inayetiyle...