Muhabbetli bir hizmet eri: Beşiktaşlı Yahya Efendi - Abdullah GÖKMEN
Osmanlı’nın
her yönüyle zirvede olduğu Kanunî döneminin en çok dikkat çeken yönlerinden
biri de mutasavvıflardır. Beşiktaşlı Yahya Efendi k.s. da bu dönemin öne çıkan
şahsiyetlerinden biridir. Devletin her yönüyle imar edildiği bir devirde, Yahya
Efendi bir hizmet eri olarak ortaya çıkar ve cami, medrese, hamam, çeşme
yaptırır; ağaç diker, meyve aşılar. Ve gönülleri fetheder.
Kanunî Sultan Süleyman devri İstanbul’unun önemli
zatlarından biri olan Beşiktaşlı Yahya Efendi hazretleri, 1495 yılında
Trabzon’da doğmuştur. Babası aslen Şamlı yahut Amasyalı olan Ömer Efendi’dir.
Annesi ise Trabzonludur. Yahya Efendi, ilk eğitimini Trabzon’da Müfti Ali
Çelebi’den aldıktan sonra İstanbul’a gelmiştir. Burada yedi sene medrese
tahsili yapar, aynı zamanda Anadolukavağı’nda Haydarpaşa Çiftliği denilen yerde
yaptırdığı bir çilehanede çilesini tamamlar. Yedi senelik eğitimden sonra,
meşhur Osmanlı şeyhülislamlarından Zenbilli Ali Efendi hazretlerinden ders
alır, eğitiminin sonuna kadar bu derslere devam eder.
Kanunî’nin süt kardeşi
Yahya Efendi hazretleri doğduğunda, Yavuz Sultan Selim
Trabzon valisidir. Yahya Efendi’nin annesi, aynı yıl doğan Şehzade Süleyman’a
da süt emzirmiştir, dolayısıyla süt kardeşi olmuşlardır. Bu yüzden Kanunî ile
aralarında daima büyük bir muhabbet olmuştur. Hatta Yahya Efendi kendi
koyunlarından süt sağar, bahçesinden sebze ve meyveler toplar padişaha
gönderirmiş.
Yahya Efendi hazretleri, İstanbul’da, Canbaziyye, Efdaliyye
ve Fatih gibi zamanın önemli medreselerinde müderrislik yapmıştır. İslâmî
ilimlerde olduğu kadar, tıp, geometri gibi ilimlerde de söz sahibi bir
kimsedir.
“Yahya Efendi Menakıb-nâmesi”nde ve “Sefine-i Evliya”da
anlatıldığına göre, Yahya Efendi aralarındaki hukuka dayanarak bir ihtar yazıp
padişaha gönderir. Bunun üzerine müderrislikten azlolunur.
Yahya Efendi Vakfı Mütevellisi Nazmi Sevigen’in 1965
yılında yazdığı makalede bu olayı şöyle aktarır:
“Kanunî Sultan Süleyman, Hürrem Sultan’ın telkinleriyle
oğlu Şehzade Mustafa’yı Konya Ereğlisi’ndeki ordugâhta boğdurmuştur. Şehzade
Mustafa’nın annesi Gülbahar Hatun’u da saraydan çıkarmıştır. Bu iki olay
memlekette umumi bir tesir uyandırmış, halk adeta mateme bürünmüştür. Bu
olaydan mütessir olanlar arasında Yahya Efendi de vardır. Padişahla olan
yakınlığına güvenerek, Gülbahar Hatun’u tekrar saraya alması, şefkat ve
merhamet etmesi isteğinde bulunan bir mektup yazar. Bu hareket Kanunî’yi
kızdırır ve Yahya Efendi görevinden azlolunur, günlük elli akçe ile emekli
edilir.”
Bu olay, 1553 yılında gerçekleşmiş ve Yahya Efendi kendi
isteği ile inzivaya çekilmiştir.
Hizmete adanmış bir ömür
Müderrisliği bırakan Yahya Efendi, bütün varını ortaya
koyarak o zamanlar kıymetsiz bir bölge olan Beşiktaş ile Ortaköy arasında
genişçe bir arazi satın alır. Sahilde ilk olarak bir ev ve bir cami inşa
ettirir. Sonra ise medrese, hamam, münvezi kimseler için hücreler ve bir çeşme
yaptırır. İnşaatların bizzat başında durduğu anlatılır. Özellikle medrese
yapılmasına büyük önem vermiştir. Şiirlerinden de anlaşıldığı kadarıyla büyük
gayretle bu işe sarılmıştır. Bu medreselerde hem İslâmî ilimler hem de tıp ilmi
öğretilmiştir.
Yahya Efendi hazretleri, müslümanların ileride başka milletlere
muhtaç olmaması için, bugünün üniversitelerine denk gelen bu tür medreselerin
mutlaka kurulması gerektiğini belirtmiştir. Ayrıca yaptırdığı binaların hizmete
devamı için vakıflar kurmuş, bu vakıflar için önemli gelir kaynakları ayırmıştır.
Yahya Efendi hazretlerinin amacı insanlara faydalı
olmaktır. O yıllarda Beşiktaş civarında cami olmadığı için işe buradan başlar.
Sonra eğitim için kolları sıvar. Ayrıca bir hamam ve yol üzerine çeşme
yaptırır. Söylediği şu beyit maksadını ortaya koymaktadır:
“Ârif ol ey gönül, sen kalma bu kıl u kâle (dedikoduya)Hakk’a
yarar iş eyle, aldanma az hayâle”
‘Kimi kuvvet harcasın kimi
kese’
Aynı zamanda şair bir zat olan ve “Müderris” mahlasını
kullanan Beşiktaşlı Yahya Efendi hazretleri, yaptırdığı binalar için tarih
düşürmüş ve şiirler söylemiştir. Bu şiirlerde az ama öz tavsiyeler de vardır.
Okumanın ehemmiyetinden, bu faaliyetlere herkesin elinden geldiğince yardım
etmesinin gerekliliğinden, hatta ölüm döşeğinde bile medrese açmaktan bahseder.
Tıp medresesi için söylediği şiiri, günümüz Türkçesine
çevirerek aşağıya alıyoruz:
“Tıp ilmi için gerektir medrese
Ona hizmet lazım gelir herkese.
Hak yolunda yar olanlar sıdk ile
Kimi kuvvet harcasın kimi kese.
Şirin’in canı aşkına Ferhat varsa
Kâh taş taşıya kâh taş kese.
Ademin bedenini yaptığında Allah
Sanmayın ki matematiksiz, ölçüsüz düzen verdi bedene.
Ey talip! Ömrünü mühim işlerde harca
Koşma hayvanlar gibi her sese.
Reva mıdır İslâm ehli sonunda
Muhtaç olsunlar herkese.
Ey Müderris ölüm döşeğinde olsan da
Daima kardeşlerine gerektir medrese.”
Ağaç dikti, meyve aşıladı
Beşiktaş’ta satın aldığı bölgeye birçok bina inşa
ettiren Yahya Efendi hazretleri, her tarafa ağaç dikmiş, ayrıca bölgedeki
yabani ağaçları aşılamıştır. Peçevî Tarihi’nde belirtildiğine göre, bu bölge
İstanbul’un en yeşil ve güzel bölgesi haline gelmiş, mesire yerine dönüşmüştür.
Pek çok kişi Yahya Efendi hazretlerini ziyarete
gidermiş. Özellikle tüccarlar ve gemiciler mutlaka ona uğrarlarmış. O da
gelenleri yedirir içirir, bahçesinde yetiştirdiği meyvelerden ikram edermiş.
Yahya Efendi’nin bütün bu gayretleri, hem maddi hem de
manevi yönden Beşiktaş’ı mamur hale getirir. Nitekim 18. yüzyılda yaşayan
Nakşibendî şeyhlerinden Neccar-zâde Rıza Efendi hazretleri şu mealdeki beyti
söylemiştir:
“Beşiktaş’ın Yahya’sını ziyaret edelim gel
Odur Beşiktaş tepesini süsleyen.”
Yahya Efendi hazretleri, gönlü geniş, eli açık bir zat
olduğu kadar nüktedan bir kimsedir de. Anlatıldığına göre Balaban isminde gayri
müslim bir çobanın iki baş koyunu sürüden ayrılıp Yahya Efendi’nin evine gelir.
Çoban arar, bulamaz. Sormak için Yahya Efendi’nin huzuruna gelir. Yahya Efendi
k.s.:
– Bu adam koyunlarını ararken dağ taş dolaşıp yorulmuş,
acıkmıştır. Buna ekmek, tereyağı ve bal getirin, diye hizmetçilerine emreder.
Söylediği şeyler getirilince şu nükteli beyti söyler:
“İşte sana tereyağı, mumlu bal ve taze nan (ekmek)Diler
isen yağa ban, diler ise bala ban.”
Çoban bu halden etkilenmiş İslâm ile şereflenmiş. “Yahya
Efendi Menakıbnâmesi”nde ve “Sefine-i Evliya”da anlatıldığına göre:
“Subh-dem iki ganem menzile mihmân geldi / Her görenler
dediler tekkeye kurban geldi. (Bu sabah bizim eve iki koyun misafir geldi,
görenler dergâha kurban geldi dediler)” diye başlayan nükteli bir şiir
söylemiştir.
Yahya Efendi Tekkesi’nde hatm-i
hâcegân
Kaynaklardan Yahya Efendi hazretlerinin halkla,
alimlerle ve devlet erkânı ile iyi ilişkilerinin olduğunu öğreniyoruz. Nitekim
Şeyhülislâm Ebussuud Efendi rh.a. ile mektuplaşmaları meşhurdur. Bu mektupların
birçoğu Ebussuud Efendi’ye sorduğu fetvalardan oluşur.
Genelde Üveysî yolu üzere tanınmış olsa da, Hüseyin Vassaf,
Sefine-i Evliyâ’da onu Nakşibendî silsilesinde saymıştır. Nitekim sonraki
asırlarda Yahya Efendi Tekkesi’nde pazartesi ve perşembe günleri hatm-i hâcegân
yapılırmış. Yine kaynaklarda aktarıldığına göre çok yakın zamana kadar bu durum
devam etmiştir. Onun türbedarları da yine Nakşî silsilesine mensup kimselerdir.
Beşiktaşlı Yahya Efendi hazretleri 1571 yılında vefat
etmiş ve cenaze namazı Süleymaniye’de kalabalık bir cemaate Ebussuud Efendi
tarafından kıldırılmıştır.
Yahya Efendi’nin pek çok alandaki hayır işlerini keyifle
yaptığını gösteren şu dörtlükle sözü bitirelim:
“Cihanın zinetine aldanıp halk
Kızıl yaşlıca yaprağıyla oynar.
Müderris şimdi oğlancık oluptur
Beşik taşında toprağıyla oynar.”
‘Kiremit
Eylesen İhsan’
İnşa edilmekte olan tıbbiyeye kiremit lazımdır. Yahya Efendi hazretleri, bu
ihtiyacın giderilmesi için Sultan’a şöyle bir kaside sunar:
“Kerem etsen kiremit eylesen ihsan bize
İki alemde erer rahmet-i Rahman size.
Yapılan meskene elbise olsun eskimesin
Zahmete girmeyesin dikmeğe kaftan bize.
Kış ve yazda giyeler onu nice dua ehli
Olsun her köşesi ravza-i Rıdvan size.
Gece ve gündüz medh ü sena etsinler hazretinize
Allah için muhabbet etsinler ehl-i irfan size.
Ey Müderris yapagör Hak için hücreleri
Yapmayı emreyledi çünkü Kur’an bize.”
Yahya
Efendi’den Beyitler
“Hep gelenler yana yana geldi gitdi dünyadan
Şimdi nöbet bana geldi döne döne yanayım.”
. . .
“Ledün ilmini ehli ve Mevlâ bilir derler
Fıkhî meseleyi ise molla bilir derler.”
. . .
“Katıdır taştan Müderris, kalbin eğer Hû deyip
İnlemezsen gayretin yok; inletir dağları Hû.”
. . .
“Ayağına olurum herkesin hâk (toprak)
Kılsın diye birisi kalbimi pâk.”