Yeşile Dursun Hayat - Elvida ÜNLÜ
Sevmekle emrolunduk.
Bir karıncayı, mart çiçeklerini, incecikten yağan bir kar tanesini. İnsanı,
kendimizi, Yaratanımızı… Dünyada sevgi olsun diye yaşıyoruz, yaşatılıyoruz.
Sevgi oldukça huzur olacak çünkü. Sevgi oldukça adaletin terazisi doğru
tartacak. Sevgi oldukça gülecek yüzler. İnsandan ağaca, insandan insana,
insandan kendine giden bağlar güçlenecek sevgiyle. Ve bu bağlar güçlendikçe
Yaratanımızla bağımız güçlenecek.
. . .
Sevgiye yollar aramakla emrolunduk. Yalnız değiliz o
yolu ararken. Bize ezelden dost olanlarla karşılaşırız. Allah Rasulü s.a.v. ile
karşılaşırız. O’nunla, tavsiyeleriyle karşılaşırız da sapmadan, yanılmadan
buluruz yolumuzu.
Allah Rasulü s.a.v. buyurdu: “Hediyeleşiniz ki
birbirinize olan muhabbetiniz artsın.”
“Birbirinize hediye veriniz. Çünkü hediye gönüllerdeki
dargınlığı giderir.”
Ve Allah Rasulü s.a.v.’in yanında büyüyen, terbiyesini
O’ndan alan Enes bin Malik r.a. da şöyle der: “Evlatlarım! Birbirinize ikramda
bulunup hediyeleşin. Çünkü bu, aranızdaki muhabbeti artıran en kuvvetli
etkendir.”
Göklerden gelen
Allah Rasulü s.a.v. buyurdu: “Davete gidin, hediyeyi
reddetmeyin.”
Bir müslüman bir müslümana hediye verse, Rabbimizin
rahmetindendir. Verdiğimiz zaman açılır gök kapıları. Açılır rahmet kapıları.
İner damlalar. Görmediğimiz, bilmediğimiz, altında ıslanmadığımız damlalar. Ve
hediye göklerden gelir.
Hz Aişe r.a. Peygamberimiz s.a.v. için şöyle söyler:
“Allah Rasulü hediyeyi kabul eder ve karşılık verirdi.”
Hediye vermek kadar hediyeyi kabul etmek de önemli ve
muhatabımıza değer verdiğimizi gösteren bir harekettir. Peygamberimiz s.a.v.
kendisine verilen ya da gönderilen bir şeyin sadaka mı yoksa hediye mi olduğunu
öğrenir, hediye ise kabul ederdi. Şayet sadakaysa muhtaç olanlara gönderirdi.
Çünkü peygamberler sadaka almaz.
Hz. Aişe Annemize bir gün bir hediye geldi, kabul
etmedi. Çünkü hediyeyi veren kadın muhtaç biriydi. Bunu gören Efendimiz s.a.v.
şöyle buyurdu: “O kadın muhtaç olsa da hediyesini kabul etmeliydin. O hediyeyi
alıp karşılığında daha fazla bir şey vermeliydin.”
Yarım elma, yarım hurma
Büyüklerimiz ne güzel söyler: “Yarım elma gönül alma.”
Yarım elmayla gönül alabilsek, gönüller alabilsek ne güzel! Ve derler ki “az
veren candan...” “Çam sakızı çoban armağanı.”
Ne güzel söylerler! Sözleri kelimelerini, nağmelerini
Peygamber’den almıştır. Tadını O’ndan... Zira Allah Rasulü s.a.v. için küçük
bir şey yoktu. İyi ve güzel vardı. Sevdiğimiz ve sevmediğimiz vardı.
Beğendiğimiz beğenmediğimiz vardı. Küçük şey yoktu. Önemli olan, değer
kazandıran sevgimizdi. Sevgiler vermek, sevgiler almaktı. Bilirdi ki kimi
dağlar kadar çaba, hizmet, hediye vardı ki niyet onu küçültürdü. Ve kimi
zerreyi de dağlar kadar yapan niyetti.
Şöyle buyurmuşlardır: “Ey müslüman hanımlar! Hiçbir
komşu hanım, bir koyun parçası bile olsa komşusuna vereceği hediyeyi küçük
görüp de vermemezlik etmesin.”
Kendi haliyle ilgili de şunu söyler: “Eğer paça veya
kürek eti yemeye bile davet edilsem hemen giderim. Şayet bana kürek veya paça
bile hediye edilse hemen kabul ederim.”
Kendimizden geçer gibi
Bir gün Efendimiz s.a.v.’e kertenkele hediye edilmişti.
Allah Rasulü onu yemediği için Hz. Aişe r.a. onu kapıya gelen bir fakire verip
veremeyeceğini sordu. Efendimiz s.a.v. şöyle buyurdu:
“Onlara kendi yemediğiniz şeylerden vermeyin.”
Efendimiz s.a.v. arkadaşlarıyla oturuyordu. Sehl bin Sa’d
r.a.’dan su istedi. Sehl bir bardakla su verdi. Sonra bu bardağı uzun yıllar
sakladı. Bir gün arkadaşlarına bu hadiseyi anlatarak bardağı çıkarıp onlara
gösterdi. Sonra o bardakla onlara su ikram etti. Ömer bin Abdülaziz bardağı
kendisine vermesini rica etti. O da hiç tereddüt etmeden hediye etti. Bütün
varımızı, varımız sandıklarımızı bir kefeye koysak ve Hz. Peygamber s.a.v.’ın
bir tası, bir bardağı geçse elimize de onu bir kefeye koysak hangisi ağır basar
gönlümüzde?
Acaba hangisi yeri doldurulamaz olandır? Onlar, o yeri
doldurulamaz olanı verdiler. En sevdiklerini verdiler. Düşünmeden verdiler.
Bizler diyeceğiz ki Allah Rasulü s.a.v.’ın değil tasına
bardağına, ayak izine veririz tüm sevdiğimiz varımızı. Peki, o sevdiğimiz
varımızdan hangisini O’nun yoluna veririz? Hani o bir tas, bir bardak için
vereceğimiz varımızdan hangisini O’nun sevgisi için, O ver dediği, verdiği için
veririz? Ayak izi mi değerlidir şimdi, o ayak izlerine basarak yürümek mi?
O’nun bardağını veriyormuş gibi versek... O’nun bardağından geçiyormuş gibi
geçsek tüm varlarımızdan da, O’nunla kalsak...
Ölçü O’ndan gelir
İyaz bin Himar r.a. henüz müslüman olmamıştı. Bir gün
Allah Rasulü s.a.v.’e bir hediye takdim etti. Allah Rasulü s.a.v. sordu:
– Ey İyaz, müslüman mı oldun?
– Hayır.
Allah Rasulü s.a.v. buyurdu:
– Ben müşriklerin hediyesini almaktan men olundum.
Ve İyaz’ın hediyesini almadı. Fakat devletler nezdinde
gelen hediyeleri kabul eder ve karşılık verirdi.
. . .
Bir gün Bizans hükümdarı Efendimiz s.a.v.’a atlastan,
altın sırmalı, uzun bir elbise hediye etmişti. Bunu gören arkadaşları sordular:
– Ey Allah’ın Rasulü, bu sana semadan mı indirildi?”
Şöyle cevap verdi:
– Pek mi hoşunuza gitti? Varlığım kudret elinde olan
Allah’a yemin ederim ki Sa’d bin Muaz’ın cennetteki
mendillerinden bir mendil bile bundan daha hayırlı ve
daha güzeldir. Sonra da onu Cafer r.a.’a gönderdi. Cafer’i elbiseyi giymiş
gördüğünde şöyle buyurdu:
– Ben sana bunu giyesin diye göndermemiştim.
Cafer r.a. sordu:
– Peki, ne yapayım?
Allah Rasulü s.a.v. buyurdu:
– Kardeşin Necaşi’ye (Habeşistan kralına) gönder.
. . .
Bahreyn halkından yirmi kişi Medine’ye gelmişti.
Bunlardan on iki kişi Peygamberimiz s.a.v. ile görüşüp müslüman oldular.
İslâm’a dair pek çok hususu da sorup öğrendiler. Dönerlerken Peygamberimiz her
birine hediyeler verilmesini buyurdu. Heyet başkanına da 100 gr. kadar gümüş
hediye verdi. Yine Mürreoğullarından on üç kişi gelmişti. Efendimiz s.a.v.
onlara sordu:
– Memleketiniz nasıldır?
– Biz kuraklığa ve kıtlığa uğradık. Hayvanlarımızın
soluyacak nefesi kalmadı. Bizim için Allah’a dua ediver, dediler.
Efendimiz s.a.v. de:
– Allahım, onları yağmurunla sula, diyerek duada
bulundu.
Mürreoğulları heyeti Medine’de birkaç gün durduktan
sonra yurtlarına dönmek istediler. Efendimiz s.a.v. ile vedalaşmaya geldiler.
Efendimiz s.a.v. de onlara Haris bin Avf’ı başkan tayin etti ve Bilal Habeşî’ye
onlara hediyeler vermesini söyledi. Ve Allah Rasulü s.a.v. son hastalığında ızdıraplar
içerisindeyken dahi imkan buldukça dost düşman herkese hediyeler verilmesini
tavsiye etmiş, gelen heyetlere de hediyeler verilmesini emretmiştir. Son
anlarında yaptığı vasiyetlerden biri de şudur: “Benim yaptığım gibi siz de
gelen heyetlere hediyeler verin!”
O’nun için verirsek, O’ndan
bekleyebiliriz
Beklemek yalınızca Rabbimizden... Rızasını beklemek...
Peygamberimiz s.a.v. buyurdular: “Kim bir kardeşinin işini yapmak için aracı
olur, o da buna karşılık bir hediye verirse, hediyeyi kabul eden faiz
kapılarından bir kapıya girmiş olur.”
Ve yine buyurdular: “Biriniz kardeşine ödünç para verir
de, ödünç alan kimse ona bir şey hediye ederse hediyeyi kabul etmesin. Hatta
bineğine bindirmek isterse binmesin.
Fakat aralarında daha önceleri böyle bir yardımlaşma ve
hediyeleşme varsa ayrı...”
Efendimiz s.a.v. Ezd Kabilesi’nden bir kişiyi zekât
toplamak üzre vazifelendirmişti. Bu kişi vazifesini yapıp Allah Rasulü s.a.v.’ın
huzuruna geldi ve şöyle dedi:
– Şu mallar sizindir. Bunlar da bana hediye edilendir.
Allah Rasulü s.a.v. celalli bir şekilde ayağa kalkarak
buyurdu:
– Allah Tealâ’nın benim idareme verdiği işlerden birine
sizlerden birini vazifelendiriyorum. Sonra o kişi dönüp geliyor ve bana diyor
ki; şunlar size ait olanlar, bunlar da bana hediye edilenler... Eğer o kişi
sözünde doğruysa, evinde otursaydı da o hediye ona gelseydi. Allah’a yemin
ederim ki sizden biriniz haksız olarak bir şey alırsa kıyamet gününde o aldığı
şeyi yüklenmiş olarak Allah’ın huzuruna çıkar.
Ve Allah Rasulü s.a.v. ellerini iyice yukarıya
kaldırarak şöyle dedi: “Allahım, tebliğ ettim mi?”
Yakınlardan varılır ötelere
Yakınlara bakmak önce... Yakınlardan başlamak. Sevmeye, ikrama.
En çok onlara geçer hakkımız zira. Nitekim Allah Tealâ Rasulü’ne açıktan davet
etmesini buyururken önce şöyle der: “Ey Rasulüm. Sen önce yakın akraba ve
hısımlarını ahiret azabıyla uyar!” (Şuara, 214)
Hz. Aişe r.a.Validemiz bir gün sordu:
– Ey Allah’ın Rasulü, iki komşum var, hangisine iyilik
yapayım?
Allah Rasulü s.a.v. buyurdu:
– Kapısı sana yakın olana.
. . .
Bir şeyler alırız, bir şeyler veririz Kazanır ve
yitiririz. Kimi şeyleri kazandık derken yitirir, kimi şeyler de elimizden gider
lakin gönlümüze yazılır. Ebede kadar yazılır. Hediyeleşme öyle bir haldir ki
daha düşünürken, alır veya hazırlarken yüreğimize sevgiyi kondurur. Yeşil bir
dala kuş konar gibi. Hep yeşil olan mümin yüreğine şimdi ses gelir, nağme
gelir. Ve biz onun avucuna o hediyeyi koyarken sevgimizi koyarız, kendimizi
koyarız. Yeşil bir dal koyarız. Belki o kurumaya yüz tutmuşken tekrar yeşile
durur. Hayat yeşile durur. Ve biz bütün bunlar olurken hep nisandayız.
Rabbimizin avucundayız.