Din İstismarı - Kürşat Salih YAMAN
Din
istismarcılarının bir kısmı kötü niyet besleyen kimselerden oluşur. Bazıları
ise kasıtsız ve bilinçsizce, gafletine yenik düşerek öz dinini kişisel
çıkarları doğrultusunda kullanır. Gerek maksatlı gerekse gafletten dolayı
olsun, para, makam, itibar, siyaset gibi kaygılara dayanan bu çabalar
neticesinde mağdur olan, yine iyi niyetli dindar insanlardır.
İstismar sürekli gündemde olan bir mesele. Basın
aracılığıyla sık sık duyuyoruz; çocuk istismarı, kadın istismarı, din
istismarı… Görülen o ki, insanı ilgilendiren hemen hemen her şey istismar
edilmeye müsait.
Peki nedir istismar?
İstismar sözlük manasıyla işletme, faydalanma, birinin
iyi niyetini kötüye kullanma, sömürme... Bu durumda mesela, çocuk ve kadınların
güçsüzlüğünden yararlanmak, duygusal içerikli dizilerle ağlamaya
meyilli kişilerin duyguları üzerinden reyting elde etmeye çalışmak istismar
olduğu gibi, bir takım tarihi şahsiyet veya ideolojilerin adını kullanarak
makam mevkisini güçlendirme eğilimine gitmek; hatta çalıştığı kurumun
hizmetlerine yönelik olarak kendisine tahsis edilen araç ve edevatı izinsiz
şahsi işleri için kullanmak, hepsi birer istismardır. Örnekleri çoğaltmak
mümkün.
İstismarın en kötüsü
Bütün bu istismar çeşitleri içinde en yaygın olanlardan
biri dinin kişisel çıkarlara alet edilme meselesidir. Bakıldığı zaman din,
“bize buradan çok ekmek çıkar” diyen nice kötü niyetli kimseler tarafından
asırlar boyu istismar edilegelmiştir.
Din istismarcılarının bir kısmı dediğimiz gibi kötü
niyet besleyen kimselerden oluşur. Bazıları ise kasıtsız ve bilinçsizce,
gafletine yenik düşerek öz dinini kişisel çıkarları doğrultusunda kullanır.
Gerek maksatlı ve bilinçli olsun gerekse gafletten dolayı olsun, para, makam,
itibar, siyaset gibi kaygılara dayanan bu çabalar neticesinde mağdur olan, yine
iyi niyetli dindar insanlardır.
Din istismarına en çarpıcı haliyle hıristiyanlıkta
rastlıyoruz. O kadar ki, Ortaçağ’da yaşamış katolik din adamları halkı kandırıp
“endülijans” adı verilen kağıtlar satmaktaydılar. Bu kağıtlar bir tür af
belgesi niteliğinde olup halka belli bir ücret karşılığında dağıtılmaktaydı.
Onlardan alan kimse Allah tarafından affedildiğine ve cennetten toprak satın
aldığına inanırdı.
Bu kimin mi işine yarıyordu? Tabii ki halkın saf
duygularını sömürüp bundan kazanç sağlayan papazların. Kandırılmış halk
cennetten arsa satın aldık diye sevinirken, papazlar gelirlerine gelir katmakla
meşgullerdi.
Halbuki dinimizin bu tarz bir tutum hakkındaki tavrı ne
kadar da nettir: “Uyun sizden hiçbir ücret (karşılık, menfaat) istemeyen o
zatlara ki, onlar hidayete ermişlerdir.” (Yasin, 21)
Aldatılan kim?
Müslümanlar olarak, zaman zaman kendi kutsallarımızın da
iç ve dış mihraklarca istismar edildiğine şahit oluyoruz. Siyasi ve ticari
hayatta, basın yayında, eğitim alanında, arkadaşlık ilişkilerinde, kısaca
kazanç getireceği düşünülen her yerde mukaddes değerlerimiz üzerinden prim
yapma eğiliminde olanlar azımsanmayacak kadar çok.
Özellikle menfaatleri uğruna kılıktan kılığa girebilen
bir takım çıkar gruplarının, dine mesafeli oldukları bilindiği halde yeri
geldiğinde din üzerinden menfaat devşirme çabaları, böylece Allah’ı ve müslümanları
aldattıklarını sanmaları doğrusu şaşırtıcıdır. Ne var ki onlar bu
davranışlarıyla kendilerini aldattıklarından habersizdirler.
Böylelerini Cenab-ı Hak; “İnsanlardan bazıları da vardır
ki, inanmadıkları halde ‘Allah’a ve ahiret gününe inandık’ derler.
Onlar (kendi akıllarınca) güya Allah’ı ve müminleri
aldatırlar. Halbuki onlar ancak kendilerini aldatırlar ve bunun farkında
değillerdir.” (Bakara, 9-10) ayetiyle haber verir.
Hizmet ve istismar
Din istismarı ne yazık ki sadece dinle münasebetleri
uzak kişilerin ihtiyaç hissettiklerinde başvurdukları bir şey değil. Zaman zaman
kendi kardeşlerimiz de bu tuzağa düşebiliyor. Mesela Allah’ın adını anarak
verdiği söze sadık olmuyor, ticaretinde kolaylık için samimi müslüman kimliğini
öne çıkartabiliyor, Allah için yapılan bir hizmette kendisine verilen görevi
kişisel iktidar ve çıkarları için kullanabiliyor.
Böyleleri hakkında Gavs-ı Sâni hazretlerinin k.s. şu
sözü çok manidardır: “Allah yolunda yapılan hizmette kendi çıkarlarını gözeten
bir kimse cehennemdeki yerini hazırlıyor demektir.”
Bu yöntemle çıkar sağlamaya çalışmak, itibar edinmeyi
düşünmek, dine hizmet karşılığında dünyalık talep etmek olur ki, müslüman
kişiye yakışmaz. Deylemî’nin naklettiğine göre denilmiştir ki:
Cenab-ı Hak Hz. Adem a.s.’a 1000 meslek öğretmiş, sonra
şöyle buyurmuştur: “(Ey Adem) çocuklarına ve zürriyetine de ki: Eğer dünyalık
bir şey istiyorlarsa bu mesleklerle elde etmeye çalışsınlar. Dini kullanarak
dünyalık sağlama yoluna gitmesinler. Çünkü din sadece bana aittir. Din
karşılığında dünyalık talep eden kimseye yazıklar olsun, yazıklar!”
Modern teknolojide istismar
Belki hatırlarsınız, bir zamanlar rüyasında Peygamber Efendimiz’i
gördüğünü, O’ndan bir takım mesajlar aldığını iddia edip, altına da: “Allah
rızası için bu yazıyı şu kadar kişiye ulaştırın, yoksa işiniz rast gitmez,
başınız beladan kurtulmaz.” diye not düşülmüş fotokopiler
dağıtılırdı. Başına bir felaket gelmesinden korkan saf kalpli müslümanlar da bu
fotokopiyi çoğaltıp başkalarına dağıtırlardı.
Bu kadar karikatürize bir örnek şaşırtıcı gelebilir. Ama
istismarın şaka gibi bir boyutunu oluşturan bu tür tuhaflıklar günümüzde sona
ermiş değil, sadece kabuk değiştirdi. Eskiden kağıtlar çoğaltılıp
dağıtılıyordu, şimdi bu tür mesaj ve elektronik postalar...
Bunlar niye yapılır? Bazı bilişim uzmanları bu tarz
elektronik iletilerin son derece başarılı bir kişisel mail adresi toplama
yöntemi olduğunu söylüyor. Birtakım kişiler kuruluşlar uygun bilgisayar
yazılımlarını kullanarak bu yolla topladıkları mail adreslerini reklam
gönderileri için kullanıyorlar.
Burada kimlerin niçin böyle bir yola başvurduklarını
sorgulamak ayrı bir mevzu. Ancak bir gerçek var ki bu tür mesajlar müslümanların
dinî duygularını suistimal etmenin ötesinde onları aldatmakta, inançlarıyla
adeta dalga geçmekte.
Ne şekilde olursa olsun manevi duyguları kullanarak
insanları kişisel çıkar ya da tatmin için yönlendirmek ve yönetmek bir tür
şantaj ve çirkin bir istismardır. Burada Peygamberimizin “Bizi aldatan bizden
değildir.” uyarısını hatırlamakta yarar var.
Siyasette din
Din, politik çevrelerde de çokça istismar edilmiş,
çağlar boyu siyasi meşruiyet aracı olarak ya da iktidara giden yolda kitleleri
etkilemek için kullanılmış, hâlâ da kullanılmaktadır.
Halkı aldatmayı politikanın bir gereği olarak gören
kimilerinin yanı sıra, yüzü bizim mahalleye dönük siyasetçiler de yıllar yılı
dinî söylemlerle oy toplamanın, iktidara gelmenin kavgasını verdiler.
İçlerinden kantarın topuzunu kaçırıp, oy verilen parti ile iman arasında
doğrudan ilişki kuranlar dahi görüldü.
Basın yayında istismar
Basın-yayın camiasında da iş siyasetten farklı değil.
Günümüzde özellikle İslâmî yayınların piyasaya sürülmesi noktasında hummalı bir
çalışma var. İşini samimiyetle, hassasiyetle yapanlara elbette kimsenin bir
diyeceği olamaz. Onların hizmetini Allah karşılıksız bırakmaz, insan vicdanı da
anlar. Bir de sadece ticarî kaygılarla, nalına mıhına bakmadan dinî yayıncılık
yapılıyor ki, Allah müslümanları muhafaza buyursun.
Bu tarz yayıncılığın samimiyetini yaptıkları işe
verdikleri önemden üç aşağı beş yukarı anlamak mümkün. Allah’ın dinine kimin
hizmet, kimin menfaat penceresinden baktığı az çok ayırt ediliyor.
İstatistiklere göre ülkemizde yayınlanan her 10 kitaptan 8’i dinî olmasına
rağmen toplumun dinle münasebetinin bu kadar arızalı olmasının sebebini biraz
da bu hoyratlığın bereketsizliğinde aramalı.
Bu arada, on bir ay boyunca müslümanların aleyhinde atıp
tutan kimi yayın organlarının Ramazan ayı geldiğinde en ucuzundan din sayfaları
yapmaları, dinî içerikli promosyonlara abanmaları mümin ferasetiyle değerlendirilmelidir.
Ticarette din istismarı
Günümüzde dinimizin mukaddeslerinin pazarlama aracına
dönüştüğü de bir vakıa. Bunun en hafifi işyerine müşteri çekmek amacıyla dinî
içerikli levhalar asmakla başlıyor, satışta yemine, müslümanların ilgisini
çekmek için şirketine veya ürettiği mamüle dinî içerikli isimler vermeye kadar
gidiyor.
Bu girişimlerin hepsi ip üzerinde cambazlık yapmak kadar
tehlikelidir. Çünkü bir insanın, niyeti iyi bile olsa, dine veya dinin
unsurlarına atıf yapan kavramları ticarî marka veya slogan olarak kullanması,
zımnen dini o ürüne referans göstermesi anlamına gelir ki bu, sonuçları
itibariyle gerçekten ürkütücüdür.
Bu türden uygulamalar mukaddes değerlerin
araçsallaştırılması ve yapanın niyetine göre istismardır.
İstismarın istismarı
Din istismarı bazen de suçlama unsuru olarak karşımıza
çıkıyor, yani istismar sözcüğünün bizzat kendisi istismar edilebiliyor. Hayırlı
hizmetleri engellenmek istenen samimi müslümanları “din istismarcısı” diye
yaftalamak bazılarının işine geliyor olacak ki zaman zaman bu yönteme
başvuruyorlar.
Böyle bir zihniyet, mesela İslâmî değerlere duyarlı bir
cemaate karşı yıpratma kampanyası düzenlenmek istiyorsa, “çamur at izi kalsın”
mantığıyla en kestirmeden o cemaati din istismarcısı olarak suçlayabiliyor.
Yahut Kur’an kurslarına olan ilginin azaltılması gerektiğine inanıyorsa,
herhangi bir kursun yönetici veya öğreticileri hakkında olmadık iddialar öne
sürerek, onların dini kendi çıkarlarına alet ettiklerini savunuyor. Ya da
mesela halkı dinî duyarlılığa sahip yardım kuruluşlarına karşı soğutmayı
hedefliyorsa, o zaman da herhangi bir derneğin dini istismar ederek para
topladığına kamuoyunu inandırmaya çalışıyor.
Öyleyse iyice anlayıp dinlemeden, din adına yapılan
hizmet, faaliyet ve organizasyonları topyekûn istismarcılık olarak nitelememek,
“istismarcılık” diye atılan yaygaralara çanak tutmamak da önemlidir.
Dikkat ve özen
Özetle, dini şahsi çıkarlarına alet etmek, dindar
kesimin mukaddes değerlerini sömürmek, rant ve çıkar gruplarının daima iştahını
kabartmış ve kabartmaya devam etmektedir. Çünkü din insanın en hassas
noktalarından biridir.
Bize düşen, dinin ulviyetini süflî tatmin ve
çıkarlarımıza teminatmış gibi göstermemek, dünyalık beklentisiyle ahiret ameli
yapmaktan, yapıyor görünmekten kaçınmaktır. Deylemî’nin naklettiği bir hadiste,
dini dünyevî çıkarlara alet etmek, yani ahiret ameli yaparak dünyalık sağlamaya
çalışmak kıyametin alametlerinden biri olarak haber verilmiştir.
Bu itibarla hayatımızın her alanında, sık sık
niyetlerimizi kontrol etmeli, her işimizde Allah’ın rızasını gözetmeye gayret
etmeliyiz. Niyetimizi, gayretimizi, Allah korkumuzu, dinî hassasiyetimizi
kendine kullanan kişi ve gruplara da prim vermemeliyiz.