Hâl Dili - Abdullah S. DEMİRTAŞ
6 Öğüt
Meşhur velî İbrahim b. Ethem k.s. otururken adamın
birisi gelerek:
– Ey şeyh! Ben kendime zulmetmiş bulunuyorum. Bana bir
iki nasihat et de onları kendime rehber edineyim, der.
İbrahim b. Ethem k.s. ona şu cevabı verir:
– Eğer şu altı öğüdü kabul edersen, bir daha zarar ziyan
görmezsin.
• Birincisi: Allah Teâlâ’ya karşı asi olmak ya da günah
işlemek istediğin vakit, artık O’nun rızkını yeme.
Adam:
– Âlemde her ne varsa O’nun rızkı. Peki ben rızkımı
nerden temin edeceğim, diye sordu. İbrahim b. Edhem k.s. dedi ki:
– Peki, O’nun rızkını yiyip kendisine asi olman hiç
yakışık alır mı?
• İkincisi: Asi ve günahkâr olmak istediğinde Hak Tealâ’nın
mülkünün dışına çık.
Adam:
– Bu dediğinizi yerine getirmek çok daha zor. Doğu ve
batı, her yer O’nun mülkü olduğuna göre ben nereye gidebilirim ki, diye sorunca
Hazret dedi ki:
– Peki, mülkünde ikamet edip O’na asi olman hiç yakışık
alır mı?
• Üçüncüsü: Asi ve günahkâr olmak istediğinde, öyle bir
yerde ol ki Hak Teâla seni görmesin.
Adam:
– O bütün sırları bilirken, her şeyi görürken bu nasıl
mümkün olur, diye sorunca Hazret dedi ki:
– O’nun rızkını ye, mülkünde ikamet et, O her şeyi bilip
gördüğü halde sonra da utanmayıp O’na asi ol! Bu hiç yakışık alır mı?
• Dördüncüsü: Canını almak için ölüm meleği geldiği
vakit ona, “Tevbe etmem için bana mühlet ver” de.
Adam:
– Ölüm meleği bu isteğimi kabul etmez ki, deyince Hazret
dedi ki:
– Ölüm meleğini kendinden bir an bile uzaklaştırma
gücüne sahip olmadığına göre, o sana gelmeden evvel tevbe etme imkanını kullan,
hemen günahlarına tevbe et.
• Beşincisi: Kabirde Münker ve Nekir melekleri
sorgulamak için geldikleri vakit onları kendinden uzaklaştır.
Adam:
– İşte buna hiç gücüm yetmez, deyince Hazret şu cevabı
verdi:
– O halde onlara vereceğin cevabı şimdiden hazırla.
• Altıncısı: Yarın kıyamet günü, “Günahkârları cehenneme
atın!” diye ferman geldiği vakit seni de götürürlerse sakın gitme!
Adam:
– Meleklere karşı gelmem ne mümkün! Söylediklerin çok
doğru, deyip tevbe istiğfar eder, halini düzeltir.
Feridüddin Attâr, Tezkiretü’l-Evliya
Kalp ve Niyet
Mutarrıf b. Abdullah rh.a. şöyle der:
“Bir amelin salih ve makbul olması, kalbin doğru
olmasına olmasına bağlıdır. Kalbin salih olması ise niyetin salih olmasına
bağlıdır.”
Ebu Talib Mekkî, Kûtu’l-Kulûb
Sükut Perdesi Yırtılınca
Mısır’da uzun zamandır susmasıyla ünlenmiş iyi huylu bir
derviş vardı. Birçok âkil kişi uzaktan yakından gelerek etrafında pervane olup
dervişten feyz almak istiyordu. Bir gece bu derviş kendi kendine şöyle düşündü:
– İnsan dilinin altında gizlidir. Böyle susup durmak olmaz. Misafirlerle
konuşmak gerek. Konuşmazsam kimse benim alim olduğumu bilemeyecek. Derviş
konuşunca dost düşman herkes onun Mısır’ın en cahili olduğunu anladı. Adamın
huzuru ve düzeni bozuldu, rahatı kaçtı. Çaresiz, Mısır’dan çıkıp başka yere
gitmek zorunda kaldı. Ayrılırken tekkenin duvarına şunları yazdı: “Çirkin
yüzümü güzel sandığım için perdeyi kaldırdım. Eğer aynada kendimi görmüş
olsaydım, cahillik edip yüzümü örten perdeyi yırtmazdım. İnsan sükut ederek
üstünlük bulur, susmayan cahil ise rezil olur.” Sükutun her zaman bir değeri
vardır: Âlime heybet kazandırır, cahil için bir perde olur. Eğer âlimsen çok
konuşarak heybetini yitirme. Yok, cahilsen perdeni yüzünden sıyırma. Gönlündekileri
insanlara açmak için acele etme. Bunu ne zaman olsa yapabilirsin. Fakat bir kez
sır ortaya çıktı mı, onu tekrar saklamaya imkan bulunmaz. Kalem gibi susmak
gerekir. Başı bıçakla kesilmeden sultanın sırlarını ne güzel sakladı. Sözü
insan gibi, akıllı uslu söylemek gerekir. Yoksa hayvanlar gibi susmak daha
iyidir.
Şeyh Sadi Şirâzî, Bostan
Salih Amel
Ulemadan İbn Aclân rh.a. şöyle der:
“Bir amel, ancak şu üç şey ile salih amel olur:
• Allah için takva sahibi olmak,
• İyi niyet,
• Yapılan ameli usulünce dosdoğru yapmak.”
Ebu Tâlib Mekkî, Kûtu’l-Kulûb
Bir Köle Bile Bu Kadar Rahatsa
Tasavvuf büyüklerinden İmam Kuşeyrî k.s., meşhur velî Şakik-i
Belhî’nin zühd yoluna girme sebebinin şu hadise olduğunu nakleder:
“Şakik-i Belhî, bir kıtlık zamanında bir kölenin seviçten
oynamakta olduğunu gördü. Oysa o günlerde insanlar sıkıntılı idiler. Kıtlık
vardı ve günlük yiyeceklerini temin etmek için çabalıyorlardı. Şakik-i Belhî bu
köleye:
– Sendeki bu coşkunun ve sevincin sebebi nedir?
İnsanların kıtlıktan dolayı düştüğü şu durumu görmüyor musun, diye sordu. Köle
ise şöyle cevap verdi:
– Bundan bana ne? Efendimin kendisine ait özel bir köyü
var. İhtiyaç duyduğumuz her şey oradan geliyor.
Bu sözler üzerine Şakik-i Belhî düşündü, sözde ince bir
mana buldu ve şunları söyledi:
– Şu kölenin efendisinin bir köyü varsa, efendisi de
muhtaç bir kul olmasına rağmen bu köle rızkı için tasalanmıyorsa, nasıl olur da
Yüce Mevlâsı zengin ve her şeyin sahibi olan bir müslüman rızkı için tasalanır,
endişe duyar?
İmâm Kuşeyrî, Risâle