Başyazı - Dirlik İçin Namaz Birlik İçin Cemaat - Mübarek EROL
Alemlerin
Rabbi olan Allah Tealâ’ya kulluğumuzu, kusurumuzu ifade etmek için yöneliyor,
huzurunda eğiliyoruz. Bu eğiliş O’ndan başkasının önünde eğilmeyişimizin de
işareti, O’ndan başkasına kul olmayışımızın alametidir.
İbadetlerimiz, Cenab-ı Mevlâ’nın sevgi ve rızasını
kazanmaya vesiledir. İbadetlerimiz O’nun verdiği nimetlere şükrümüzdür.
İbadetlerimiz kulluğumuzu tasdikimiz, ikrarımızdır. Beş vakit kıldığımız
namazlarımız ise ibadetlerimizin can damarıdır. Namazlarımızı kıldıkça,
yolumuza daha sağlam adımlarla basar, yerimizde daha muhkem dururuz. Bu yüzden
“namaz dinin direğidir” denilmiştir.
Müminlerin Emiri ve Allah Rasulü s.a.v.’in damadı olan Hz.
Osman r.a.’ın azatlısı Hâris r.a. şöyle anlatır: “Bir gün Hz. Osman r.a.
otururken müezzin geldi. Osman r.a. bir kap su istedi. Abdest aldı ve şöyle
dedi: “Allah Rasulü’nü gördüm, şu benim aldığım gibi abdest aldı ve buyurdu:
“Her kim şu abdest aldığım gibi abdest alır, sonra
kalkar öğle namazını kılarsa o günkü sabah ile öğle arasındaki (küçük
günahları) bağışlanır. Sonra ikindi namazını kılarsa öğle ile ikindi arasındaki
günahları bağışlanır. Akşamı kılarsa ikindi ile akşam arasındaki mağfiret
olunur. Yatsıyı kılarsa akşam ile yatsı arasındaki mağfiret olunur. Sonra
ihtimal ki geceye ulaştığında, o gecesinde de günahlar içinde dolaşabilir.
Bunun için ertesi sabah kalkar, abdest alır, sabah namazını kılarsa yatsı ile
sabah namazı arasındaki günahları bağışlanır. İşte kötülükleri gideren
iyilikler bu namazlardır.”
Hz. Osman r.a. bu hadisi nakledince orada bulunanlar: Ey
Osman, bu namazların hasene (iyilikler) olduğunu anladık. Ya peki, Kur’an-ı
Kerim’de “bekaya erecek salih ameller” diye tarif edilen ameller nelerdir, diye
sordular.
Hz. Osman: Onlar da zikirlerdir, dedi.” (Ahmed b. Hanbel)
Namaz İslâmî hayatın devamlılığını sağlar, kişinin iman
ve ihlâs üzere olmasını kolaylaştırır. Çünkü namaz için herhangi bir dünyalık
birikime ve mala ihtiyaç yoktur, bedenimizle yaptığımız şükrümüzdür.
Kulluğumuzu arz edişimizdir. Bu yüzden müslüman kardeşlerimizin bir rekât bile
namazından geri kalmaması için çaba gösteririz. Hepimizin kulluğunun devamlı
olmasını isteriz. Hz. Ali r.a. anlatıyor: “Bir gün Allah Rasulü s.a.v. ile
birlikte mescitte namaz vaktini beklerken adamın biri kalktı ve şöyle dedi: “Ey
Allah Rasulü, ben bir günah işledim. Rasul-i Ekrem s.a.v. adama cevap vermedi.
Efendimiz namazı bitirdikten sonra aynı adam yine kalktı ve sözünü tekrarladı.
Peygamberimiz sordu: “Sen şu namazı bizimle kılmadın mı?
Namaz için güzelce abdest almadın mı?”
– Evet.
– Bu namaz işlediğin günaha kefaret olur.” (Taberanî, Heysemî)
Fahr-i Kainât Efendimiz s.a.v. namaza büyük önem
göstermiştir. Kendisinden nasihat isteyen birçok kişiye öncelikle beş vakit
namaza devam etmesini tavsiye etmiştir. Şöyle buyurmuştur: “Beş vakit namaz
tıpkı kapınızın önünden akan gür ve tatlı bir nehir gibidir. Bu kişi günde beş
vakit kapısının önünden akan bu nehre dalıp yıkansa, sizce bedeninde kirden iz
kalır mı?
Ashab-ı Kiram: “Hayır, ey Allah Rasulü! Hiçbir şey
kalmaz” deyince Efendimiz buyurdu ki: “İşte suyun kiri götürmesi gibi, beş
vakit namaz da insanın bütün günahlarını siler süpürür.” (Buharî, Müslim)
Allah Rasulü s.a.v. Efendimiz namazı sürekli tavsiye
ettiği gibi, müminlerin bu namazı cemaatle eda etmelerini buyurmuştur. Ayrıca
mescit yapımına da büyük önem vermiştir. Medine’ye geldiğinde evden önce mescid
yerini belirlemiştir. Ebu Hüreyre r.a. anlatıyor: “Mescid-i Nebevî yapılırken
Peygamberimiz s.a.v. de ashabıyla birlikte kerpiç taşıyordu. Bir gün
Peygamberimize, bir kerpici yanlamasına karnı üzerine koymuş götürürken
rastladım. Kendisine ağır geldiğini sandığım için “Ya Rasulallah, onu bana ver,
ben taşıyayım” dedim. “Ebu Hüreyre, başkasını al. Gerçek rahatlık ahiret
rahatlığıdır.” buyurdu.” (Ahmed b. Hanbel, Heysemî)
Asr-ı Saadet’te hayat Mescid-i Nebevî çevresinde
şekillenmişti. Müminlerin dertleri burada konuluşuyor, devletin işleri burada
karara bağlanıyordu. Allah Rasulü s.a.v. müminlere mescidin minberinden
sesleniyordu. O’nun yolu üzere olmaya büyük özen gösteren Dört Halife de öyle
yapmıştı. Böylece müminlere doğrudan ulaşma imkanı buluyorlar ve aracısız
kendilerini ifade buyuruyorlar, insanlara nasihat ediyorlardı. İlk dönemden itibaren
müminler mescide, camiye gelmeye özen gösterdikçe daha çok bir ve beraber
oluyorlardı. Omuz omuza namaz kılarak kardeşlik bağları daha bir
sağlamlaşıyordu. Yine bir mümin sıkıntıya düşse, haberdar olup yardımına
koşuyorlardı.
Namaz ve cemaat Allah Rasulü s.a.v.’in müminleri bir
araya getirme yöntemiydi. Böylece ibadetlerini ifa etmek gelen müminler dünya
birlikteliğini de sağlıyorlardı. Fahr-i Kainat Efendimiz cemaate herkesin
katılmasını istiyor ve devamlılığı tavsiye buyuruyordu. Amr b. Ümmü Mektûm
anlatıyor: “Ya Rasulallah, dedim, ben körüm. Evim de mescitten uzak, elimden
tutup beni mescide getiren biri varsa da, o da yumuşak davranmıyor. Namazlarımı
evimde kılmam için bana izin verir misin?
Allah Rasulü s.a.v. sordu: “Çağrıyı (ezanı) duyuyor musun?”
– Evet.
– Öyleyse sana ruhsat veremem! buyurdu.” (Ebu Davud, İbn
Mace, Ahmed b. Hanbel)
Namaz sadece ferdî boyutu olan bir ibadet değildir. Bu
yüzden cemaatle kılınması gereklidir. Mecburiyet dolayısıyla kimi durumlarda
tek başımıza kılabiliriz. Fakat elverdiğince cemaate devam etmemiz gerekir.
Cemaat kulluk şuuru kazanmamızı sağlar, birlik olmamızı kolaylaştırır. Nasıl ki
namaz fert olarak mümin için dirlikse, cemaatle namaz kılmak da toplum için
dirlik ve birlik sebebidir.
İhlâslı bir şekilde namaz kılan kişi bütün benliğiyle
Allah’ın huzurunda olduğunu hisseder. Kılacağı namazı Allah Tealâ’ya bir
yakınlık vesilesi olarak bilir. Böylece O’nun sevmediği ve yasakladığı şeyleri
terk eder. Nitekim namazın mümine sağladığı en büyük kolaylık, dinin hükümlerine
uymayı kolaylaştırması, bir alışkanlık haline getirmesidir.
Sözümüzü Allah Rasulü s.a.v.’in şu müjdesiyle bitirelim:
“Bir kul namaz kılmak için ayağa kalktığı zaman benliği, yüzü ve kalbi ile Aziz
ve Celîl olan Allah’a yönelirse, Allah da ona rahmetiyle yönelir. Dine muhalif
bir iş yapmadıkça da ondan rahmetini geri çevirmez.” (Taberanî)
Namaza, cemaate devam yarınlarımıza ve ebedi hayatımıza
dair ümitlerimizi artıracaktır.
Rabbimizin tevfik ve inayetiyle...