Sunuş - Eksilen Kim? - Sabahattin AYDIN
Dünya
değiştikçe ister istemez biz de değiştik. Şehirlerimiz, evlerimiz, çalışma
hayatımız, gündelik alışkanlıklarımız hakim kültüre göre şekillenmeye başladı.
Bu bir noktaya kadar kaçınılmaz bir durum. Ne var ki her şeye rağmen korumamız
gereken bireysel ve toplumsal değerlerimizi bu değişime kurban verdikçe
kendimiz eksiliyoruz. Modern dünyanın vaat ettiği hiçbir şey bu eksikliği
gidermiyor, tamamlamıyor.
Korumamız gereken bu unsurların başında elbette
Rabbimizle irtibatımız geliyor. Kalbî irtibatımız ve ibadetlerimiz... Sonra
dürüstlüğümüz, samimiyetimiz, nezaketimiz, hak bilirliğimiz, yani ahlâkımız… Ve
nihayet müslüman toplum olarak bizi inşa eden, kimlik kazandıran, ayakta tutan
özelliklerimiz. Zaman ne kadar değişirse değişsin, isterse insanlık başka
gezegenlerde koloniler kursun, bunlar bizde kalmalı. Kalmalı ki ideal
medeniyetin bir gün yeniden yeşereceğine dair umutlar sönmesin.
Bugün artık İslâm memleketleri genellikle dünyanın başka
herhangi bir memleketine benziyor. Şehirler, gündelik hayat, kılık kıyafet
neredeyse aynı. Bir beldenin İslâm beldesi olduğunun ilk ve en görünür işareti
camilerimiz ve oraya beş vakit ruh veren, can katan ezanlarımız. Ne var ki
camiler cemaatsiz. Ayın konusunun spotunda söylediğimiz gibi ahir zaman yorgunu
müslümanlar olarak namazlarımızı evlerimizde, işyerlerimizde eda ediyor,
camileri ıssız bırakıyoruz. Beldeye müslüman kimliğini veren ibadethanelerimizle,
dolayısıyla kendi kimliğimizle irtibatımız iyi değil.
Her namaz çağrısında ırmak olup camiye aktığımızı
düşünelim bir an. Muhitimiz nasıl değişir, çocuklar, gençler, namazla henüz
ünsiyet kuramamış olanlar nasıl etkilenirdi. Sadece bu bile başlı başına
toplumsal bir eğitim ve inşaya yol açmaz mıydı? Dindarlarımızın cemaat
seferberliği, cuma ya da bayram namazlarına koşarak giden ortalama müslümanı
etkileyip beş vakte teşvik etmez miydi?
O halde cemaatle namaz bireysel tercihin ötesinde
anlamlar taşıyor. Cemaatle namaz, toplumsal sorumluluğumuzla, müslüman
kimliğimizle, zamane rüzgârında savrulmamakla kopmaz biçimde irtibatlı. Bu
sebeple camileri ve cemaati işledik bu ay. Yazarımız Taha Yıldız, “Biz
Olmayınca Camiler Mahzun” başlığı altında bu dinî ve sosyal sorumluluğumuzu,
camilerin müslüman hayatındaki önemini hatırlattı bize.
Her ay söylediğimiz gibi yine özenle hazırlanmış,
birbirinden ilginç yazılar sizi bekliyor bu ay. Yine arada bir hatırlattığımız
gibi dergimizin müdavimi okuyucularımızdan, tanıdığı başka kimseleri de aramıza
katmasını bekliyoruz. Bu zor değil. Sizi etkileyen bir yazımızı anlatın bir
tanıdığınıza. Sonra okuduğunuz dergiyi hediye edin.
Haziran sayımızda buluşmak üzere inşallah...