Riyadan Sıyrıl İhlâsa Bürün - Selim GÜNEŞ
“Allah
sizin suretlerinize ve mallarınıza değil, kalplerinize ve amellerinize bakar.”
(Hadis-i şerif; Müslim, İbn Mâce)
Ebu Hüreyre r.a.’ın rivayet ettiği yukarıdaki hadis-i
şerif, müslüman kimsenin hayatı boyunca, bütün düşünce ve hareketlerinde
alacağı tavrı belirliyor. Bu tavır, riyadan sıyrılıp sırf Allah rızasını
gözetmektir. Niyeti sağlamlaştırmak ve görünüşe değil, öze kıymet vermektir.
Seyyid Şerif Cürcanî rh.a. Tarifat’ta riyayı şöyle tarif
ediyor: “İhlâsı bırakıp Allah dışında bir gaye gütmek...”
En genel manasıyla riya, kişinin işlerinde,
ibadetlerinde, hal ve hareketlerinde Allah’ın değil, insanların ne diyeceğini,
nasıl karşılayacağını dikkate alarak hareket etmesidir. Oysa “salih amel” Allah
için yapılandır. Hiçbir haricî kaygı ve maksat güdülmeden yapılandır. Riya
bulaşmış ibadet ise, saflığını kaybetmiş, ibadet olma vasfından uzaklaşmıştır.
“Ameller niyetlere göredir...” ifadesiyle başlayan
hadis-i şerifi çoğumuz biliriz. Bu hadis Mekke’den Medine’ye hicret sırasında
varit olmuştur. Müminler Mekke’de gördükleri zulüm ve baskılardan kaçmak,
dinlerini yaşayabilmek için Medine’ye hicret etmişlerdir. Evlerini, mallarını
terk etmişler, varlarını yoklarını geride bırakarak sıfırdan yeni bir hayata
başlamışlardır. Fakat mesela bir kadınla evlenme maksadı gibi başka gayelerle
hicrete katılanlar da olmuştur. Bu yüzden Allah Rasulü s.a.v. şöyle
buyurmuştur:
“Ameller niyetlere göredir. Herkese yalnız niyet
ettiğinin karşılığı vardır. Her kimin hicret (niyet)i Allah ve Rasulü’ne ise,
onun hicreti Allah ve Rasulü’nedir. Her kimin hicreti de kavuşacağı bir
dünyalık veya evleneceği bir kadın içinse, hicreti de o şeyedir.“ (Buharî,
Müslim)
Demek ki kalbî bir yöneliş olmaksızın görünüşte bir
ibadet üzere bulunuyor olmak ibadet ediliyor manasına gelmiyor. Kişi belki
kendini aldatmış oluyor. Allah Tealâ uyarıyor:
“De ki: İçinizde olanı gizleseniz de açıklasanız da
Allah onu bilir. Göklerde olanları da, yerde olanları da bilir. Allah her şeye
kadirdir.” (Âl-i İmran, 29)
Şu halde müslüman kimsenin ihlâs ile hallenmiş olması
lazımdır. Her halükârda Allah rızasını gözetmek, O’nun daima bizi görüp
gözettiğini bilmek samimi mümin olmanın olmazsa olmaz şartıdır.
İhlâs dünya endişelerinden, kalp ve kafa karışıklığından
kurtulmanın da anahtarıdır. İbadetlerinde Rabbine karşı samimiyet üzere olan
kişi, zamanla dünya işlerinde de sırf O’nun rızasına yönelir.
Kalp Allah’ın nazargâhıdır. İnsanlar görünüşe, Allah Tealâ
ise kalpte ne olduğuna, neye bağlandığına, kişinin yapıp ettiklerinin temelinde
yer alan düşünce ve niyetlere göre hüküm verir. Girişteki hadis-i şerifte
dikkatimize sunulan gerçek budur.
Müslüman geçici heves ve tatminlerin değil, sürekli ve
ebedi olan kıymetlerin peşindedir. Suretâ dindarlıkla kendimizi, insanları
kandırabiliriz. Oysa Allah Tealâ kulunun her halini, en saklı niyet ve
düşüncelerini bilmektedir, hesabını da buna göre hazırlamaktadır.
İkinci bin yılın yenileyicisi İmam Rabbanî k.s.
hazretleri Mektubât’ında kalp ve beden bütünlüğünü şu sözlerle ifade etmiştir:
“İtikadı düzeltmek ve amellerini yerine getirmek iki
kanattır ki, uçmak sadece bu iki kanadı takmakla mümkündür. Dinin de tasavvufun
da gerçek yolu, nefsin fenalıklardan temizlenmesi ve kalbin
saflaştırılmasıdır. Nefs temizlenmez ve kalp arındırlmazsa büyük kurtuluşun
bağlı olduğu büyük ve gerçek iman müyesser olmaz.”
Daima Allah rızası için gayret gösteren kimse, bu niyeti
sayesinde yapamadığı fakat yapmayı çok istediği hayırlardan da sevap kazanır.
Nitekim Asr-ı Saadet’teki şu örnek bunun en büyük delilidir:
“Sahabilerden biri şöyle anlattı: Tebük gazasından
dönüyorduk, Allah Rasulü şöyle buyurdu: Arkamızda Medine’de kalan bazı insanlar
var ki, geçtiğimiz her dağ yolunda ve vadide bizimle beraberdiler. Onları
hastalıkları alıkoydu. Onlar sevapta size ortaktırlar.” (Buharî, Müslim)
Niyet müminin ilk adımıdır, başlangıç noktasıdır ve aynı
zamanda hedeftir. Baştan sona işlerimizi, amellerimizi denetim altında tutan
mekanizmadır. İbadetlerimizde, işlerimizde ilk olarak sahih bir niyetle yola
çıkmamız gerekiyor.